| Konu: | Kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddetin önlenmesi ve mücadelesi konusunda Türkiye'nin üstlenmesi gereken yükümlülüklere ilişkin gündem dışı konuşması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 11.03.2020 |
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin dört bir yanında farklı toplumsal kesimler adalet talep ediyor ancak adalet ve eşitlik talep eden bir kesim var ki toplumun yarısını oluşturuyor. Adaleti arayan, adaleti aramak zorunda bırakılmış, her gün adaletsizliği iliğinde hisseden; toplumsal yaşamda, eğitimde, istihdamda, ekonomide, aklınıza gelen her alanda eşitsizliklerle boğuşan biz kadınlar ama yılmayan, şiddete, engellemelere, yasaklamalara rağmen boyun eğmeden meydanları dolduran; meydanlarda eşitlik, adalet, özgürlük taleplerini dile getiren; "Hem fıtratta eşitiz hem hayatta eşitiz." diyen, "Yoksulluk, kriz, şiddet değil, yaşamak istiyoruz." diyen kadınlar. Tarladan fabrikalara, sokaklardan evlere kadar her yerde, her koşulda "eşitlik" diyen, "mücadele" diyen, "özgürlük" diyen kadınları yürekten selamlıyorum.
Hepimiz biliyoruz ki ekonomik bağımsızlık olmadan elde edilen tüm bağımsızlıklar nihayetinde yok olur gider; bu, ülkeler için de geçerlidir, bireyler için de geçerlidir. Kadının iş yaşamında olması, para kazanıyor olması gerçekten çok değerlidir.
Dünya Kadınlar Günü'nün fikir annesi Clara Zetkin'in "Kadının özgürlüğü, tüm insanların özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır." sözündeki gibi, aslında 8 Martta meydanları dolduran kadınlar başka bir eşitlik mücadelesi verebilirlerdi; "eşit işe eşit ücret" diyebilirlerdi, "insan onuruna yarışır bir iş" diyebilirlerdi; bizler, burada kadına yönelik şiddeti konuşmuyor olurduk, kadınların çalışma hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını, eşit ve adil bir ücreti, bunları konuşuyor olabilirdik ama Türkiye'de kadınlar şiddet cenderesine öyle kıstırılmış durumdalar ki hâlâ can mücadelesi veriyorlar ve bizler "Yaşamak istiyoruz, kadına şiddet son bulsun." diyen kadınlara polis saldırılarını konuşuyoruz, çocuk istismarcılarını cesaretlendirecek af düzenlemelerini konuşuyoruz, sanki Türkiye'de kadınlar her alanda eşitmiş gibi, her türlü sorun bitmiş gibi, nafaka hakkının budanmasını konuşuyoruz. Utanç verici bir durum. Oysaki elimizde kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair yol gösterici özelliği olan bir belge var, İstanbul Sözleşmesi var. Şiddetle mücadele için pratikte, uygulamada gerçekten çok güçlü bir yasamız var, 6284 sayılı Yasa'mız var. Bunlara rağmen kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri hız kesmeden, can yakıcı bir boyutta devam ediyor. Niye böyle? Çünkü kadına yönelik ayrımcılık ve çağ dışı anlayış hâlâ devam ediyor.
İstanbul Sözleşmesi izleme mekanizması organı olan GREVIO, bu durumu, oturdu, ciddi anlamda değerlendirdi ve 15 Ekim 2018'de ilk Türkiye değerlendirme raporunu açıkladı. Aslında sözleşmeye taraf devletler GREVIO raporlarını kendi ulusal parlamentolarına sunmakla mükellefler; sadece sunmak değil, basmak, dağıtmak, ilgili kurumlara, sivil toplum kuruluşlarına göndermekle mükellefler ama o günden bugüne, bir buçuk yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen hâlâ bu rapor konuşulmadı, resmî çevirisi yapılmadı, görüşülmedi. Anlaşılan o ki kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda, kadın sorunları konusunda bir arpa boyu yol katedemediğimiz görmezden gelinmeye çalışılıyor, görünmez yapılmaya çalışılıyor. Oysaki GREVIO, Türkiye Raporu'nda, olumlu adımlarımızda, ŞÖNİM'ler konusunda olsun, sözleşmenin kanunlarla desteklenmesi, uyumlu hâle getirilmesi noktasında olsun hakkımızı teslim etmişti ama eksikleri, yapılmayanları, önerileri de sunmuştu. Bunların içinden 23 tanesinin ilk üç yıl içinde acil yapılması gerekiyordu. Ne diyordu GREVIO? "Toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren söylemlerle mücadele edilmesi gerekiyor." Sanki bunu dememiş gibi, iktidarın en tepesinden "kadın ile erkeğin eşit olmayacağı" "olmadığı" sürekli, ısrarla tekrarlanıyor. İktidara yakın medya 6284'ün, İstanbul Sözleşmesi'nin aile yıktığı propagandasını yapıyor. Bu da yetmiyor, Ombudsmanından İnsan Hakları Eşitlik Kurumuna kadar devletin bürokratları da bu koroya katılıyor. Ne diyorlar? "Kadını değil aileyi korumamız lazım." diyorlar. Ne diyorlar? "Bu sözleşmeler, bu kanunlar örf, âdet, geleneklerimize uygun değil." diyorlar. Ne diyorlar ev içi şiddet için? "Aile içinde tolere edilebilecek şeyler." diyorlar. Kadınla ilgili her meseleyi dönüp dönüp "aile" kavramının içine sokmaya çalışıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
CANDAN YÜCEER (Devamla) - Bu düşünce, kadını evin içinde, aile parantezinde görme anlayışının bir yansıması.
Bakın, GREVIO diyor ki: "Şiddet, toplumsal cinsiyet eşitliği olmadığı için var. Bunun için eğitimden, müfredattan ve ders kitaplarından cinsiyetçi cümlelerin, içeriklerin ayıklanması lazım." Sanki bunu dememiş gibi, önce YÖK sonra Millî Eğitim Bakanlığı toplumsal cinsiyet eşitliği hedeflerinden vazgeçiyor.
GREVIO diyor ki kolluk güçlerine: "Kadını koru." Kolluk güçleri gidiyor "Şiddet bitsin." diyen kadınlara ters kelepçe takıyor.
GREVIO diyor ki: "Kadınlara duyarlı bütçeleme yapın." Sanki bunu dememiş gibi On Birinci Kalkınma Planı'ndan biz toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeyi kaldırıyoruz. Yani GREVIO ne diyorsa biz tersini yapıyoruz. Bu anlayışla, kadına yönelik şiddeti önlememiz mümkün değil. Raporun uyarıları doğrultusunda muhakkak gerekli adımları atmamız gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi'ni, 6284'ü eksiksiz ve etkin bir şekilde uygulamamız gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Yüceer.
CANDAN YÜCEER (Devamla) - İstanbul Sözleşmesi "aile" mefhumuna karşı değildir değerli milletvekilleri, karşı oldu şiddettir; bunu anlamamız gerekir.
Biz kadınlar eşitliğin ve adaletin sağlandığı, ekmek ve hürriyet günleri için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz diyor, eşit ve özgür bir dünya için "Yaşasın kadınlar!" diyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)