| Konu: | 24 Ocak 2020 tarihinde Elâzığ ve Malatya illerinde yaşanılan depremde hayatını kaybeden 41 yurttaşa Allah'tan rahmet dilediklerine, depremlerin engellenemez olduğuna ancak ölümlerin depremden değil gerekli önlemlerin alınmamasından kaynaklandığına, Elâzığ ve Malatya illerinin afet bölgesi ilan edilmesi yönündeki kanun tekliflerine siyasi parti gruplarının destek vermesini beklediklerine, 9 Ocak tarihinde Osmaniye 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan mahpuslara göndermiş oldukları Ahmedi Hani'nin "Mem û Zîn" adlı eseri ile Maksim Gorki'nin "Ana" adlı eserinin cezaevi yönetimi tarafından hangi anlayışla geri gönderildiğini öğrenmek istediklerine ve bu durumu protesto ettiklerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 28.01.2020 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, evet, 27 Ocak 2020'de Elâzığ'da ve Malatya'da ağır bir deprem yaşandı ve bunun sonucunda, şu ana kadar 41 yurttaşımızın hayatını kaybettiği ortaya çıktı. Öncelikle, hayatını kaybetmiş olan yurttaşlarımızın hepsine Allah'tan rahmet diliyoruz, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. 1.600'den fazla yurttaşımızın yaralandığı biliniyor, onlara da acil şifalar diliyoruz.
Bu tür olaylar, aslında, toplumsal dayanışmanın, toplumda acıların ortak hissedilmesinin ve ortak yaşanmasının ve paylaşılmasının en önemli olduğu zamanlardır elbette. Daha önce de Türkiye bu tür şeyleri gördü. Hatırlarsak, İzmit Gölcük depremi, ardından Düzce depremi, Van Depremi; bütün buralarda çok ciddi bir toplumsal dayanışma ortaya çıktı, acılar ortaklaşıldı ve ortaya çıkan sorunların çözülebilmesi için birlikte hareket edildi ve bu, böyle olması da gereken bir şeydir. Ama bu durum, asla, depremle ilgili tartışmalarımızı durdurması, engellemesi gereken bir durum değildir. Bugün de yarın da önümüzdeki günlerde de bu konuları Mecliste tartışmaya devam edeceğiz çünkü evet, deprem engellenemez bir durumdur ama ölümler esas itibarıyla depremden değil, alınması gereken önlemlerin alınmamasından kaynaklanmaktadır yani deprem değil önlemsizlik öldürmektedir. Dolayısıyla, konu aynı zamanda siyasidir, konunun enine boyuna tartışılması son derece önemlidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Oluç, devam edin.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Hele hele, önümüzde büyük bir hızla yaklaşmakta olduğunu bildiğimiz İstanbul depremi varken ve bu İstanbul depreminin, maalesef, çok büyük sorunlara yol açacağı biliniyorken, bu konuda çok fazla rapor varken alınması gereken önlemlerin tartışılması, hangilerinin alınıp hangilerinin alınmadığının değerlendirilmesi ve eleştirilmesi, iktidarın bu konudaki tutumunun değerlendirilmesi bizler açısından son derece önemlidir.
Bakın, AFAD Elâzığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman ve Maraş'ta bu deprem sonrasında bir inceleme yapıyor, 13.346 binadan 378'inin yıkılmış olduğunu tespit ediyor, 3.249'unun ağır hasarlı olduğunu tespit ediyor, 214'ünün orta hasarlı olduğunu tespit ediyor, 4.826'sının az hasarlı olduğunu tespit ediyor, acil olarak 50 binanın yıkılması gerektiğini tespit ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Oluç, toparlayın sözlerinizi lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Evet, 13.346 binadan sadece 4.629 binanın hasarsız olduğu tespit ediliyor. Bu bile bize şunu gösteriyor ki Türkiye gibi bir deprem ülkesinde, birçok fayın Türkiye'nin her tarafından geçtiği bir ülkede, son derece ciddi sorunlar var, imar meseleleriyle ilgili, deprem önlemleriyle ilgili. Bu vahim tabloyu mutlaka tartışmamız gerekiyor. Biz bir kanun teklifi verdik bugün, özellikle Elâzığ ve Malatya'nın afet bölgesi ilan edilmesine dönük olarak bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifi için diğer parti gruplarından da elbette ki destek bekliyoruz. Depremle ilgili bunları söyledim. Bugün, dediğim gibi, tartışmaya devam edeceğiz.
İkinci değinmek istediğim bir konu var. Ben bugün buraya gelirken 2 tane kitapla geldim. Bu kitapları tabii, yani okumak için getirmedim buraya.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bağlayalım lütfen, buyurun Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Evet, hızla tamamlayacağım.
Efendim, 2 kitap var elimde. Bu 2 kitap -ve bunun gibi başka kitaplar, hani çok fazla olmasın diye 2 tanesini getirdim- 9 Ocak tarihinde Osmaniye 2 No.lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan mahpuslara göndermiş olduğumuz kitapların 2 tanesi. Bu kitaplar teslim edilmeyerek bize iade edildi. Bunlardan bir tanesi Maksim Gorki'nin Ana romanı. Yani 1906 yılında Maksim Gorki'nin Amerika'da kaleme aldığı ve aynı yıl New York'ta yayımlanmış olan yani -1906'dan bahsediyoruz- 20'nci yüzyılda, geçen yüzyılda yayımlanmış olan bir kitap cezaevine gönderiliyor ve cezaevi yönetimi tarafından, mahpuslara, sakıncalı olduğu için verilmiyor, Maksim Gorki'nin Ana kitabı; bu 1 tanesi. İkincisi -onu da getirdim- Mem û Zîn.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Tamamlıyorum.
Mem û Zîn, Ahmedi Hani'nin 1692 yılında yazdığı ünlü manzum eseri. Çevirisini yapmış olan, bu kitabın, bizim geçmiş dönem Milletvekilimiz Kadri Yıldırım'dır ve Kürtçenin Kurmanci lehçesiyle yazılmıştır. Bu kitabın da, Mem û Zîn'in de sakıncalı olması nedeniyle cezaevine alınmadığını ve geri gönderildiğini tespit ettik. Birbirine aşık olan ancak kavuşamayan iki gencin trajik öyküsünü içerir esas itibarıyla Mem û Zîn. Bu yani Mem û Zîn'in ve Maksim Gorki'nin Ana kitabının hangi cezaevi yönetimi tarafından, hangi mantıkla, hangi anlayışla geri gönderildiğini gerçekten merak ediyoruz ve öğrenmek istiyoruz. Böyle bir hukuksuzluk, böyle bir usulsüzlük gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Yani Kürt olan Mem û Zîn'i okumasın, Türk olan da okumasın Mem û Zîn'i, bunu istiyor cezaevi yönetimi belli ki.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Tamamlıyorum efendim.
Bu durumu protesto ediyoruz ve bu konunun -Adalet Bakanlığına esas itibarıyla hitap ediyorum- cezaevi yönetimleriyle mutlaka konuşulması gerektiğini bir kez daha ifade etmiş oluyorum.
Teşekkür ederim.