GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/102, 461, 682, 977, 981, 982) No. lu Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:44
Tarih:16.01.2020

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın üyeler, raporun görüşülmesi için bugün burada bizimle olan değerli uzmanlarımız, görüş aldığımız kıymetli Bakanlık mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ne yaptığımızı anlatmak istiyorum önce size, bence bayağı önemli bir şey yaptık. Bu, elimde gördüğünüz rapor; belki de bu Mecliste, biz buraya geldiğimizden beri ilk defa AKP, CHP, HDP, MHP, İYİ PARTİ, biz bir konuda mutabık kaldık, biz bunu başardık. Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu olarak ben bundan gerçekten gurur duyuyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Biz, burada grubu olan 5 siyasi parti insan konusunda mutabık kalamıyoruz, ülke konusunda mutabık kalamıyoruz ama bir konuda, hayvan canı konusunda mutabık kalmayı başardık.

Ben -her şeyden önce doğruya "doğru" demek lazım- buraya genelde her çıktığımda sesim de yükseliyor, heyecanlanıyorum, haklı olarak bağırıp çağırıyorum size; bu sefer öyle yapmayacağım, ben bu sefer teşekkür edeceğim. Başta Komisyon Başkanımıza teşekkür edeceğim, Komisyon üyelerimize teşekkür edeceğim. Çünkü şunu gördük: İşin içinde insan çıkarı olmadığı zaman, sanıyorum, insanlar da biraz daha vicdanlı yaklaşabiliyorlar her konuya ve gerçekten, güzel yaptık biz bunu.

Nasıl yaptığımıza gelelim: İyi niyetle yaptık sevgili arkadaşlar, birbirimizi dinleyerek yaptık, birbirimizi duyarak yaptık; partizanlık yapmadık mesela. Biz bu raporu hazırlarken çok çeşitli yerlerden bize şikâyetler geldi. Ne CHP'li belediyeleri şikâyet ettiklerinde biz zıpladık "Bizde öyle şey olmaz." diye ne AKP'li bir belediyeden şikâyet geldiğinde AKP'li arkadaşlarımız ne MHP'li arkadaşlarımız ne HDP'li ne İYİ PARTİ'li arkadaşlarımız. Bu şekilde, grubu olan partileri sayıyorum çünkü bu Komisyonda grubu olan partilerimiz vardı bizim ama bu Meclis çatısı altında 5 siyasi parti daha temsil ediliyor, onlar da o Komisyonda bizimle birlikte olsaydı, eminim ki onlar da bu Komisyon raporuna büyük bir gönül rahatlığıyla "evet" diyeceklerdi çünkü burada bizim tek bir amacımız vardı; bizlere emanet hayvanların canını insandan koruyabilmek.

Biz bunu neden yaptık? Biraz da bunu konuşalım. Çıkan arkadaşlarım içeriğini anlattı ama neden yaptığımızı da anlatmak lazım belki. Çünkü hayvan hakları konusunda ben on yıldan fazla süredir çalışıyorum ve bu konuda çalışan tüm hayvan hakları savunucuları gibi sık sık şunu duyuyorum: "Yahu, ülkenin bu kadar derdi var, siz uğraşa uğraşa hayvanlarla mı uğraşıyorsunuz?" Emin olun, bu görüşmeleri şimdi bütün partilerden bütün arkadaşlarımız yayınlayacaklar akşam kendi sosyal medyalarında, altına gelen 10 yorumdan belki 6'sında, belki 7'sinde "Ülkede bu kadar dert var, siz oturup bunlarla mı uğraştınız 12 milletvekili?" diye, yine, herkese akıl vermeye çok meraklı ama nedense kendisi evinde oturup topluma hiçbir katkı sunmayan insanlar tarafından çeşitli eleştirilere uğrayacağız. O yüzden, bunu neden yaptığımızı anlatacağım, göstereceğim hatta ben bunu neden yaptığımızı. Böyle şeyler yaşıyoruz biz bu ülkede: Bu bir köpek yavrusu, 4 bacağını kesmişler, sokağa atmışlar; böyle delilerle -sapıklarla diyeceğim arkadaşlar- böyle sapıklarla yaşıyoruz bu toplumda biz. Başka bir sapığı göstereceğim size: Bir gariban canı arabanın arkasına bağlamış, sürükleyerek öldürüyor ve bunlar hani, böyle, çok ajite, sizin dikkatinizi çekmek için kullandığım örnekler değil. Emin olun, biz burada şu anda konuşurken bu hayvancıkların yaşadığını binlerce hayvan Türkiye'nin dört köşesinde yaşamaya devam ediyor. Biz bunu, bunun için yaptık. Öncelikle "İnsan türünün diğer türler üzerindeki tahakkümünü bu seviyeye artık getirmeyelim, buna bir 'Dur!' diyelim." diye yaptık. Buna eleştiri getirecek tüm insanlara söylemek istiyorum, ben 3 gruba ayırmak istiyorum insanları: İnançlı olan insanlar için çok basit zaten bunu neden yaptığımızın cevabı. Çeşitli konuşmacılar da değindi, hangi inanç sistemine, hangi kutsal kitaba bakarsanız bakın, hayvanların canının insana emanet olduğunu, korunması kollanması gerektiğini, vicdanlı yaklaşılması gerektiğini görürsünüz. İslam "Onlar benim sessiz kullarımdır." diye refere eder ve korunması gerektiğinin altını ısrarla çizer. O yüzden "Hayvanlarla neden uğraşıyorsunuz?" diye inançlı bir insanın sorma lüksü yoktur, olamaz. İkinci gruba geliyorum: Hiçbir insan inançlı olmak zorunda değildir ama her insan, "Ben insanım." diyen herkes vicdanlı olmak zorundadır ve vicdanlı olan bir birey de bilmelidir ki insan egosunun, türün türe eziyetinin kabulü mümkün değildir. Yani biz vicdanlı olmakla, düşünebilmekle, analitik bir yapı kurmakla övünüp duruyoruz ya, eğer bir parça insanlık vicdanımız varsa işte bu vahşeti, insan eliyle hayvanlara yaşatılan bu zulmü önlemek bizim boynumuzun borcudur. Üçüncü gruba geliyorum: Ne inançlısınız ne vicdanlısınız diyelim. Allah hepimizi sizden korusun öyle iseniz ama en azından akılcı ve faydacı olmanız gerekir, değil mi? Akılcı ve faydacı bir bakış açısıyla baktığınızda da -az önce Gülizar Başkanım da değindi- mesela, hayvana şiddet olayları sadece hayvanlardan ibaret değil, yapılmış çok sayıda araştırma var, Amerikan hapishanelerinde özellikle seri katiller üzerinde yapılan araştırmalar var, bizim hapishanelerimizde de bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar var. Bu araştırmalar şunu gösteriyor bize sevgili arkadaşlar: İnsanlara bu şekilde eziyet edebilen, vahşice tecavüz eden, vahşi yollarla öldüren katillerin geçmişine dönüp baktığınızda yüzde 90'a yakınının geçmişinde hayvana şiddet olduğunu görüyorsunuz. Hayvanlar, hayvan canı, türün türe tahakkümü umurunuzda olmayabilir ama kendi türünüzü düşünüyorsanız bile biliniz ki bu köpeğe bunu yapabilen bir canlı yarın öbür gün sizin çocuğunuza da bunu yapabilir ve biliniz ki bir çocuğa, bir insana zarar veren, onu katleden insanın geçmişinde muhakkak ama muhakkak hayvana yönelik de bir eziyet ve şiddet vardır. O yüzden, binlerce yıl önce biz evcilleştirmişiz bu hayvanları ve yanımıza almışız bizi korusunlar, bizimle ilgilensinler diye. Şimdi, biz şehirlere taşındık... Var ya öyle: "Köpekler var, şunu yapamıyoruz, yahu bu kedilerden bize gına geldi." Böyle bir nankörlük insanlığa yakışmaz diye düşünüyorum ben. Hele hele bizim ülkemiz -yani bu konuda ne mutlu ki Avrupa'yı falan örnek almamıza gerek yok- geçmişten beri bu konuda bizim kültürümüz bize yeter. Bizim hayvanlarla birlikte yaşama pratiğimiz diğer tüm kültürlerden çok daha önemli bir noktadadır ve bunu biz hayata geçirmekle mükellefiz Türk Parlamentosu olarak diye düşünüyorum.

Peki, biz bu raporda -kısaca şuna değineyim, zamanım da azalıyor ama- hangi konularda mutabık kaldık? Yani bu 5 parti, hiçbir ulusal mevzuda dahi mutabık kalamayan bu 5 siyasi parti, bu raporda hangi konularda mutabık kaldı? Bir: "Hayvanlar duygulu varlıktır." dedik arkadaşlar. Hayvanlar eşya değildir, hayvanlar bu şekilde alınıp satılamaz, bu şekilde yok edilemez; hayvanlar duygulu varlıklardır, hayvanların da canı vardır. Bu sebeple, Hayvanları Koruma Kanunu değil -yani biz, bu kadar da değil, hani bu kadar bencilce yaklaşmayalım- hayvan hakları kanunu olması lazım çünkü nasıl insanın insan olmaktan kaynaklı hakları varsa hayvanın da canlı olmaktan kaynaklı hakları vardır. Bunu buradaki tüm partiler kabul etmiştir. İki: Hayvana eziyet suç olmalıdır. Bu konuda 5 parti bu Mecliste mutabıktır. Sayın Grup Başkan Vekili, önümüzdeki hafta getirirseniz bunu, oy birliğiyle kanunu geçirebilecek durumdayız şu anda, hepimiz mutabıkız bu konuda. Hayvanı öldüren, hayvana eziyet eden, hayvana tecavüz eden ahlaksızların, biz, Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılmasını istiyoruz. Cezalandırılmakla kalınmamasını, en az iki yıl bir ay olarak bunun Türk Ceza Kanunu'muza getirilmesini istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) "Biz"den kastım -dediğim gibi- Cumhuriyet Halk Partisinden ibaret değil; bunu AKP de istiyor, bunu HDP de istiyor, bunu ne mutlu MHP de istiyor, ne mutlu İYİ PARTİ de istiyor. Biz hepimiz bunu istiyoruz ve ilk defa hep birlikte bir şey yapabilme lüksümüz var, gerçekten bundan da mutluluk duyuyorum. Bir kırmızı çizgimiz var, altını çizmem gerekiyor: 5199 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi; hayvanlar, özellikle Türkiye'deki sokak hayvanları sokaklara aittir. Sokaklarda bizim kültürümüzün bir parçasıdır bu hayvanlar. 5199'un 6'ncı maddesine dokunmayacağız, dokundurtmayacağız diyoruz biz Hayvan Hakları Komisyonu olarak.

Belediyeler bütçe ayırmak zorunda diyoruz. Ya belediyelere yüklemişiz bütün yükü, bakacaksın, edeceksin diyoruz; bütçe ayıran yok, bununla ilgilenen yok, topu o ona atıyor, o ona atıyor, o ona atıyor, ortada yine sahipsiz bir hayvan popülasyonuyla biz karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Belediyelere buna bütçe koyacaksın kardeşim diyoruz. Kendi belediyelerimiz dâhil, bütün belediyelere de bunu diyelim diyoruz. Tarım Bakanlığı desteklerini artırsın, bu işin sahibinin adı artık bir belli olsun diyoruz, hep birlikte diyoruz bunu.

Bir hayvan fonu kuralım diyoruz bu güzel işleri yapabilmek için. Ayrıca bir hayvan kolluğu kuralım diyoruz. Bunun örnekleri Avrupa'da var. Evet, hiçbir insan hayvanlarla bire bir yakın ilişkiye girmek zorunda olmayabilir ama çok hayvan hakları savunucusu, çok hayvansever polisimiz var, jandarmamız var. Hayvanlarla ilgili bir sorun olduğunda bu insanlar severek, isteyerek, gönülden yapsınlar bu işleri diyoruz. Az önce Sayın Başkan da ifade etti, ya sürgün yeri, o bakımevlerinin hâlini Allah aşkına bir gidin görün. Her partide bu böyle yani beğenmediği personeli alıyor, hayvanların başına sürgün ediyor, ondan sonra o hayvanların başına gelmeyen kalmıyor; insan bu, kendi kariyerindeki sıkıntıyı ne yazık ki götürüyor, oradaki gariban hayvanlardan çıkartıyor, bunun değişmesi lazım. Sadece bunun mu değişmesi lazım? Hayır. İnsafsızca insanlar tarafından yapılan hayvan sömürüsünün tamamının ortadan kalkması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bunun başında kürk geliyor. Az önce Rıdvan Bey söyledi, kürk moda değildir, kürk bir giysi değildir, kürk cinayettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kürkün ve kürk hayvanı üretiminin yasaklanması gerektiğini düşünmektedir, bunu bu raporda da ifade etmektedir.

Hayvanat bahçeleri denen o eziyet yuvalarının, derhâl ve derhâl yenilerinin açılmasının önlenmesi gerekmektedir, mevcutlarının hâlinin düzeltilmesi gerekmektedir. "Yunus parkı" dediğimiz o yunus işkence haneleri var ya, geliyorlar burada lobi yapıyorlar, onları biz kaldıracağız; biz bu karara vardık, 5 parti olarak bu karara vardık, en geç iki sene içerisinde bunu kaldıracağız. Buradan da tüm vatandaşlardan rica ediyorum, çocuklarınızı hayvanlara eziyet edilen, işkence edilen bu yerlere götürmeyin, bunların değirmenlerine su taşımayın diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

On dakika konuşmak uzunmuş biraz.

BAŞKAN - On bir dakika...

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - On bir dakika... Toparlıyorum Sayın Başkan. Lütfen kusura bakmayın. Yapıcı konuşuyorum.

BAŞKAN - Ben size söz veririm.

Buyurun.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Kısaca, toparlamam gerekirse "Sirkleri ortadan kaldıralım." dedik, "Yunus parklarını kapatalım." dedik, "'Petshop'larda canlı hayvan satışını yasaklayalım." dedik.

Hayvan dövüşlerine karşıyız arkadaşlar, böyle bir Orta Çağ anlayışının 2020 Türkiyesinde yeri yok; bunu kaldıralım. Kaçakçılığı önleyelim, kaçak avcılığın önüne geçelim. Şu havai fişek görgüsüzlüğünü Allah aşkına artık bir sona erdirelim. Kısırlaştırma seferberliği ilan edelim. Bunların hepsini bir an önce yapalım. Bu raporu burada kabul edip ondan sonra lütfen lafta bırakmayalım. Eğer öyle bir şey yapmaya kalkarsanız peşinen söylüyorum, bu Komisyonun tüm üyeleri adına söylüyorum, iki cihanda iki elimiz yakanızda olur.

BAŞKAN - Söz verdin "Eylem yapmayacağım, aktivistlik yok." diye ama gene de...

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Söz verdim eylem yapmayacağım. Gerçekten, biz bu yasa tasarısını bekliyoruz, çok hazırız, çok güzel çalıştık. Gelin, bu yasa tasarısını geçirelim. Deniz de bahsetti, bize çok yardım eden bir arkadaşımız var, Burak. Burak'ı 32 yaşında kaybettik, bu raporun her köşesinde emeği vardır Oytun Hoca'yla Emrah'la birlikte. Ben bu raporu da izniniz olursa 32 yaşındaki kardeşimiz, arkadaşımız Burak'a adamak istiyorum.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)