GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: İnsan Hakları İzleme Örgütünün yayımladığı raporun Türkiye'yle ilgili bölümünde gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve siyasetçilerin keyfî tutukluluklarının Türkiye'nin insan hakları ile hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiği iddialarına gölge düşürdüğünün ifade edildiğine, Diyarbakır Barosu Başkanlığını temsilen Baro Başkanı Cihan Aydın'ın İçişleri Bakanlığına, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum atanması kararının hukuka aykırılığını gerekçe göstererek açmış olduğu yürütmeyi durdurma ve iptal davasına, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun hâkim ve savcıların terfileri konusunda aldığı karara, İstanbul Havaalanı'nda uygulanan 36 dilde ve 80 lehçede anlık çeviri hizmeti içerisinde Kürtçenin yer almadığına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:3
Birleşim:44
Tarih:16.01.2020

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü bu yıl 30'uncusunu yayınladı raporlarının, 2020 Dünya Raporu ve 100'e yakın ülkedeki insan hakları uygulamalarını gözden geçirdi. Bu raporun Türkiye'yle ilgili bölümünde; gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve siyasetçilerin uzun süreli ve keyfî tutukluluklarının "Türkiye'nin insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiği" iddialarına gölge düşürdüğü ifade ediliyor ve son dört yılda Türkiye'de, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin zedelenmesiyle giderek derinleşen bir insan hakları krizi yaşandığı açıkça belirtiliyor. Örnekler saymışlar, örneklerin içinde, tabii ki, HDP'li 32 belediye başkanının görevden alınması ve 23'ünün çeşitli suçlamalarla tutuklanmış olması geçiyor. Bunların görevden alınmaları ve tutuklanmalarıyla birlikte seçim sonuçlarının yok sayıldığı raporda belirtiliyor yani bizim burada neredeyse her gün konuştuğumuz konu, uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütünün raporunda da tespit edilmiş vaziyette.

İnsan Hakları İzleme Örgütünün Avrupa ve Orta Asya Direktörü yaptığı açıklamada "Hükûmeti eleştirenlerin hapsedilmesi ve muhalefet partilerinin kazandığı yerel seçim sonuçlarının iptal edilmesi, Erdoğan yönetiminin Türkiye'de insan hakları ve demokrasiyi zedeleme yönünde ne kadar ileriye gidebileceğini gösteriyor." diyor ve örnekler saymaya devam ediyor. Bunu bir kez daha vurgulamış olalım, gerçekten, bütün dünyada, Türkiye'de yaşanan hukuksuzlukların, insan hakları ihlallerinin ve demokrasi ihlalinin tartışılmakta olduğuna dair yeni bir örnektir, o nedenle değinmek istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Değinmek istediğim ikinci konu -hukuk konuşmadan yapamıyoruz- yine hukukla ilgili. Ortaya çıktı ki Diyarbakır Barosu Başkanlığını temsilen Baro Başkanı Cihan Aydın'ın İçişleri Bakanlığına, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine kayyum atanması kararının hukuka aykırılığını gerekçe göstererek açmış olduğu yürütmeyi durdurma ve iptal davasına Ankara 2. İdare Mahkemesi önce yürütmeyi durdurma kararı verdi 18 Aralık 2019'da; aynı mahkeme, aradan on iki gün geçtikten sonra, 30 Aralık 2019'da "Yanlış karar verdik." diyerek bu kararı geldi aldı yani on iki gün zarfında bir mahkeme kararını tamamen aksi yönde çevirmiş oldu.

Şimdi biz sormak istiyoruz: On iki günde neler yaşandı bu mahkeme ile İçişleri Bakanlığı arasında? İçişleri Bakanlığı bu mahkemenin kararını tam tersine çevirmek için neler yaptı? Talimatı kim verdi? Böyle bir emsal karar var mı? Bir mahkemenin on iki gün içinde "Yanlış karar vermişiz." diye tam tersi yönde aldığı bir emsal karar var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Çok açık bir hukuksuzlukla karşı karşıya olunduğu besbelli ama sadece hukuksuzluk değil, hep söylediğimiz şey, yürütmenin doğrudan doğruya yargı üzerinde bir tahakküm kurduğu, bir baskı kurduğu ve yargının kararlarını doğrudan doğruya belirlediği bir örnek daha yaşanmış oluyor. Burada, yürütme adına bu işi yapmış olan da elbette ki İçişleri Bakanlığı. Bu durumun bir kez daha görülmüş olması gerekiyor diye düşünüyoruz.

Şimdi, hep yanlış işlerden bahsediyoruz ya -hani bazen "Bozuk saat bile günde 2 kere doğruyu gösterir." denir ya- Hâkimler ve Savcılar Kurulu da bir tane doğru karar almış, onu da söyleyelim, sonra "Doğruları söylemiyor." demeyin. Aldığı karar şu, diyor ki Hâkimler ve Savcılar Kurulu: "Hâkim ve savcıların terfileri yapılırken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemelerde ihlal kararına sebebiyet verip vermedikleri, neden oldukları ihlalin niteliği ve ağırlığı ile ilgililerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa'yla teminat altına alınan hakların korunması konusundaki gayretleri de dikkate alınacak."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yani "Hâkim ve savcıların terfileri konusunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınacak." diyor Hâkimler ve Savcılar Kurulu. Tabii, doğru bir karar almış, çok gecikmiş bir doğru karar fakat vahim durum şudur: Dün de konuştuk, bugün de konuşmaya devam ediyoruz, her gün de konuşacağız. Türkiye'de hâkim ve savcılar hem Anayasa'nın 90'ıncı maddesine o kadar aykırı davranıyorlar ve çiğniyorlar hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını o kadar çiğniyorlar ki yani kaç tanesi terfi alıp da bir üste yürüyebilir, onu doğrusu bilemiyoruz.

Son olarak şuna değinmek istiyorum, dün de burada dile getirdim fakat Ulaştırma Bakanlığından henüz herhangi bir cevap gelmediği için bir kez daha değineceğim ve bu konunun peşini bırakmayacağımızı söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Konu İstanbul Havalimanı'nda uygulanan anlık çeviri sistemiyle ilgiliydi. Biliyorsunuz, dün de söyledim, Urducadan Dancaya, Felemenkçeden Katalancaya kadar her dilde -36 dil ve 80 lehçede- anlık çeviri yapılıyor fakat ne hikmetse Kürtçe ve Kürtçenin lehçeleriyle ilgili hiçbir işlem yapılmamış vaziyette. Bu havalimanını sadece Türkiye'de yaşayan milyonlarca Kürt yurttaşımız kullanmıyor, aynı zamanda İran'da, Irak'ta, Suriye'de, Avrupa'da ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan Kürt yurttaşlarımız da kullanıyor, Kürt insanları da kullanıyor. Dolayısıyla Kürtçenin ve Kürtçenin lehçelerinin İstanbul Havalimanı'nda kullanılmıyor olması, tekrar vurgulayarak söylüyorum, Ulaştırma Bakanlığının ırkçı anlayışıdır ve bu ırkçı anlayıştan vazgeçilmesi gerekiyor. Ulaştırma Bakanlığından bu konuda bir cevap bekliyoruz ve bir adım atmasını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.