| Konu: | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 19.12.2019 |
CHP GRUBU ADINA POLAT ŞAROĞLU (Tunceli) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Maraş katliamında yaşamını yitiren canları saygıyla anıyorum. Aradan geçen bunca zamana rağmen bu katliam aydınlatılmamış ve gerçek failler yargı önüne çıkarılmamıştır. Bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde Meclis Genel Kurulunda sıkça tartışılan nefret temelli saldırıların üzerinde biraz durmak istiyorum çünkü bu tür saldırılar ilk olmadığı gibi son da olmayacak gibi görünüyor. Ülkemizde kişilerin kendilerinden farklı gördükleri kesimlere karşı geliştirdikleri ötekileştirme, ne yazık ki bazı kanaat önderlerinin nefret söylemiyle cesaret bularak nefret suçlarına dönüşmektedir. Örneğin son olarak ülke genelinde çeşitli illerde yaşanan olaylarda Alevi yurttaşların evinin işaretlenmesi ve duvar yazıları gibi saldırılar bunun en bariz örneğidir. Söz konusu illerde yaşanan bu olaylara ilişkin yapılan resmî açıklamalar ise olayın ideolojik boyutunun olmadığı ve çocuklar tarafından yapıldığı gibi hiçbir somut delile dayanmayan açıklamalardır. Bu konuda Hükûmetin takındığı tutumu, kullandığı ayrıştırıcı dili ve Alevi toplumunun taleplerini yok sayan politikalarını göz ardı edemeyiz. Bu yüzden, bu tür saldırılar münferit değil, aksine sistematiktir. İlkesi "İncinsen de incitme." olan bir düşüncenin temsilcileri olan Aleviler, bugün, barışı en çok hak eden insanlar olmasına rağmen, ne yazık ki inançları ve değerlerinden ötürü hâlâ baskı görmektedir. Alevilere yönelik gerçekleştirilen menfur saldırılar bunu bir kez daha göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, Aleviler de diğer yurttaşlar gibi vergisini vermekte, vatandaşlık görevini yerine getirmektedir fakat Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara aykırı olmasına rağmen cemevlerine yasal statü tanınmamaktadır. Buna karşın, Diyanete ayrılan bütçe birçok kurumu geride bırakmakta ve bu bütçenin önemli kısmı da çeşitli dernek ve vakıflara aktarılmaktadır. Örneğin, Diyanetin dernek, vakıf gibi kurum ve kuruluşlara sekiz ayda 21 milyon TL harcama yaptığı ve bu kuruluşlara, önümüzdeki üç yıl, toplamda 125 milyon TL aktarılacağı da öngörülmektedir. Bu rakamların 2016, 2017, 2018 yıllarında da 300 milyon lirayı aştığı bilinmektedir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin içinde bulunduğu derin ekonomik kriz yaşamın her alanında kendini göstermektedir. Ürkütücü boyutlara varan işsizlik ve peş peşe gelen zamlar halkın yaşamını sürdürmesini engellemekte ve borç batağındaki çaresiz vatandaşlar intihara sürüklenmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Elektriğe, suya, gıdaya, tütün ürünlerine ve doğal gaza yapılan peş peşe zamlar ile sarayın israf ve gösterişe dayalı lüks harcamaları yoksul bir kesime fatura edilmektedir. Özellikle kış aylarında vatandaşlar nasıl ısınacaklarını kara kara düşünürken, Enerji Bakanı, döviz kurundaki değişim oranları dikkate alındığında doğal gazın olması gerekenden yüzde 59 daha ucuz olduğunu ileri sürerek vatandaşın aklıyla alay etmektedir. Bakanlığın açıkladığı rakamlara göre 2019 yılının ilk dokuz ayında 3 milyon 360 yurttaş hakkında elektrik borcunu ödemediği gerekçesiyle işlemler yapılmıştır; 710 bin kişi ise doğal gaz borcunu ödeyememiştir. Memur ve emekliye maaş zammı yüzde 4'ü geçmez iken son birkaç ay içerisinde sadece elektriğe ve doğal gaza yapılan zamlar toplamda yüzde 30'u bulmuştur. Küçük ve orta ölçekli pek çok işletmenin de iflas ettiği bu süreçte uluslararası firmalar yatırımlarını Türkiye'den çekmektedir.
İstihdamda yaşanan ciddi kayıplar ve ekonomideki küçülmeyle sefalet endeksi artmış, halk yoksullaştırılmıştır. Hâlbuki, uzmanlar ciddi bir ekonomik gerileme yaşanacağını, özellikle seçim öncesi açıklanan "müjde paketleri"nin ekonomiye er ya da geç olumsuz yansıyacağını belirtmişlerdir.
Vatandaşın harcadığı her kuruşun en az dörtte 1'i vergiye gitmekte, ülkenin vergi yükü dar ve sabit gelirlilere çektirilmektedir ancak bu bütçe teklifinde işçiye, memura, asgari ücretliye, emekliye, kadına, engelliye, EYT'liye, atamayı bekleyen gıda, ziraat, su ürünleri mühendislerine, eğitim ve bilim emekçilerine yer verilmemektedir.
4 kişilik bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gerekli en düşük harcama tutarı aylık 7 bin liraya dayanmış iken Hükûmet, kaşıkla verip kepçeyle almaktadır.
Değerli milletvekilleri, ülkedeki işsiz sayısı son bir yılda 820 bin artmıştır. İşsizlik oranı yüzde 14'le son on beş yılın en yüksek rakamına ulaşmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre işsiz sayısı 4 milyon 600 bine yükselmiştir. İş gücü istatistiklerinde en çarpıcı rakam ise genç işsiz sayısındaki artıştır; genç nüfustaki işsizlik oranı 4,5 puanlık artışla yüzde 26'lara ulaşmıştır.
Döviz kurlarındaki sert çıkış ve borçlanma maliyetlerinin artışı ekonominin farklı alanlarına enflasyon, işsizlik ve yoksulluk olarak yansımaktadır. Yeni Ekonomi Programı'nda işsizlik oranı 12,9 olarak güncellenmesine rağmen, uzmanlara göre bu hedefe ulaşmak neredeyse imkânsız durumdadır. Aynı şekilde, DİSK'in araştırma servisi raporunda sigortalı işçi sayısında yaşanan düşüşe dikkat çekilirken, özellikle kadın işsizliğindeki artışın da altı çizilmektedir.
Ülkemizde yükseköğretim mezunu işsiz sayısı 1 milyon 250 bine ulaşmıştır. Bu durum karşısında çözüm üretmek yerine, işsizlikteki artışın sebebini, istihdam alanları yaratamadığınıza değil de iş gücüne katılım oranının yükselmiş olmasına bağlıyorsunuz. Aslında, bir anlamda kendinizi açık ediyorsunuz çünkü bu tablonun sorumlusu sizlersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Gerçek olan şu ki, tek adam rejimi krizi daha da derinleştirmiştir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye yönetilemiyor, Türkiye savruluyor. Konu, doğamızı, suyumuzu ve yaşam alanlarımızı ilgilendiren kurumlar olunca, buna dair de birkaç cümle söylemek isterim. Hükûmetin ekonomide yarattığı ağır tahribat, çevre politikalarında da benzer sonuçlar doğurmaktadır.
Bugüne değin yapılan baraj, HES, maden ocakları ve bacalarından zehir çıkan termik santraller ülkemizin ekolojik dengesi üzerinde büyük bir tahribata yol açmıştır. Bununla birlikte, yapılması planlanan yeni projelerin de doğal yaşam alanları için bir tehdit oluşturduğu aşikârdır.
Bir taraftan bunları korumak ve geliştirmekle mükellef kurumlara dev bütçeler ayırıyorken, diğer taraftan insanlığın ortak mirası olan on iki bin yıllık Dipsiz Göl'ü kurutuyor, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden olan Hasankeyf'i baraj suları altında bırakıyorsunuz. Kaz Dağları'nda ağaçlara, Munzur Vadisi'nde dağ keçilerine yaşam hakkı tanımıyorsunuz.
Tüm bu ekolojik yıkıma karşı tüm canlıların yaşam hakkını savunmayı anayasal bir görev biliyor ve Munzur özgür aksın istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, 2020 yılı bütçesinin kamu yatırım ve hizmetleri konusunda ilimiz açısından da karamsar olduğumuzu belirtmek isterim. Daha önce de dile getirdiğim üzere, Pertek köprüsünün yapılması bölge insanı açısından hayati bir öneme sahip olup, zaruri bir ihtiyaç hâline gelmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu konuya ilişkin vermiş olduğum soru önergesine gelen yanıtta "Keban Barajı üzerine yapılması talep edilen Pertek köprüsü 2019 yılı yatırım projesi kapsamında yer alarak, etüt, fizibilite ve proje çalışmalarının tamamlanmasını müteakip yatırım programına alınmasıyla birlikte bütçe imkânlarına bağlı olarak yapım ihalesi yapılabilecektir." denilmiştir. Önümüzdeki süreçte bu konunun takipçisi olacağımı da belirtmek isterim.
Bununla birlikte, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni Doğu Karadeniz'e bağlayan Tunceli-Pülümür-Erzincan bağlantılı yol projesi bir an önce hayata geçirilmelidir ancak bu projede henüz bir çivi dahi çakılmamıştır. Komşu illerle kıyaslandığında, Hükûmet tarafından ilimize yapılan yatırımların ne kadar zayıf olduğu anlaşılacaktır.
AK PARTİ hükûmetlerinin uyguladığı yanlış politikalar sonucu tarım çökme noktasına gelmiştir. Çiftçi sayısı azalmış, borç ve ithalat artmıştır. Tarımdaki gübre, tohum, mazot ve elektrik gibi girdi fiyatlarının yükselmesi çiftçiyi üretimden çekmiştir ve çoğu arazi atıl durumda beklemektedir. Ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanan ilimizdeki üreticiler de bu durumdan nasibini almıştır. Aynı zamanda, devlet hibe ve teşvikleri ile Avrupa Birliğince tarımsal kalkınmayı destekleyen hibe programlarından da yararlanamamaktadır.
Öte yandan, 1990'lı yıllardaki çatışma ortamından en fazla etkilenen kentlerden biri olan ilimizde, uzun yıllar devam eden terör sorunu ve uygulanan güvenlik politikalarının yarattığı tahribatın etkisi şimdilerde giderilmektedir. Bu süreçte yaşanan köy boşaltmaları ve zorunlu göçün toplum üzerindeki olumsuz etkileri bilinmekte olup şimdilerde köye dönüş yapmayı planlayan bölge halkı, su, elektrik, altyapı gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Bunlara dönük teşvik sağlayacak yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bütçeye karşı olduğumuzu ve Hükûmet temsilcilerinin görüşlerinin aksine, bu bütçenin halkın çıkarına değil, halkın sırtına yüklenen bir bütçe olduğunu ifade eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)