GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 21/11/2019 Tarihli ve 7193 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:27
Tarih:05.12.2019

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın vekiller, saygıyla selamlıyorum.

Ne desek diye düşünüyoruz hakikaten yani çok konuştuk bunu fakat bir türlü halledemedik.

Aslında olması gereken şey, bu Mecliste, hem Komisyonda hem bu Genel Kurulda hem de yaptığımız çeşitli ikili görüşmelerde bu konuda bir çözüm bulunması.ve Meclisin gerçekten iradesini göstererek bir adım atmasıydı ama olmadı bu. Neden olmadı? Çünkü enerji alanında çalışan lobi harekete geçti ve siz, iktidar partisi olarak o lobiyi engelleyemediniz, o lobinin çıkarları doğrultusunda hareket ettiniz; bu durum çok açık ortada.

Şimdi, bakın, 13 santrali kapsıyor filtre takılması meselesi ve çevre lisansı olmayan bu santrallerin toplam elektrik gücü 8.350 megavat civarında. Türkiye'de bulunan kömür ve linyit yakıtlı 42 termik santralin toplam gücü ise 19.456 megavat civarında yani aşağı yukarı o santraller bunun yarısı kadar. Şimdi, 3 kez uzatıldı süre, bu firmalara fırsat tanındı, bu firmalara inanılmaz teşvikler verildi, paralar verildi. Niye bu paralar verildi? Niye bu fırsatlar tanındı? Filtre taksınlar diye. Ne yaptılar? O teşvikleri, paraları bir güzel ceplerine indirdiler, filtreleri takmadılar. Neden? Kâr hırsı "Daha çok kazanacağız, daha çok kazanacağız." diye yaptılar bunu. Siz bunu biliyorsunuz, bu 13 firmanın hepsi aslında sizin çok yakın ilişkilerinizin olduğu firmalar. Bunu da biliyorsunuz, biz de biliyoruz; o para hırsı, insan yaşamı, doğa hakkı ve canlı hakkının önüne geçti. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Yani halkın ölmesi, zehirlenmesi, hastalanması önemli değil, yeter ki şirketler parayı kazansınlar diye düşünüldü.

Bakın, Dünya Sağlık Örgütünün raporlarına göre, dünya çapında her yıl yaklaşık 7 milyon insan hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor, 7 milyon insan. 2019 yılı için sağlık açısından en önemli 10 tehdit arasında ilk sırada hava kirliliği ve iklim değişikliğiyle ilgili sorunlar var, bundan kaynaklı sağlık sorunları var. OECD'nin, 2019'da, Türkiye özelinde yayımladığı rapora göre, hava kirliliğine bağlı ölümlerin sayısı 30 bini geçiyor. İnsan sağlığından söz ediyoruz ya, çevre ve halk sağlığından söz ediyoruz ve altı yıldır bütün teşviklere rağmen, bu firmalar para hırsıyla bu çevre ve halk sağlığını çiğnemiş oldular.

Şimdi, bakın, sayın vekiller, mesele sadece bu firmalarla ilgili değil. Dünyada çok ciddi bir kriz yaşanıyor, bir iklim krizi yaşanıyor, biz size bunu anlatmaya çalışıyoruz. Siz ona "dünyada iklim değişikliği" diyorsunuz ama esas mesele, bir iklim krizi yaşanıyor. Yapısal değişiklikleri gerektiriyor bu iklim krizi. Bir iklim adaletini sağlayabilmek için, doğa ve canlı haklarını geçerli kılabilmek için yapısal önlemlerin alınması gerekiyor, yapısal değişikliklerin yapılması gerekiyor. Geçici tedbirler çözüm değil.

Şimdi, birçoğunuz şöyle düşünüyorsunuz, konuşuyorsunuz da oradan biliyorum: İklim krizi, sadece emperyal devletlerin yarattığı bir kriz. Ya, öyle değil. İklim krizi, evet, emperyal devletlerin burada çok büyük bir suçu var, o ülke halklarının sorunu hâline gelmiş aynı zamanda ama dünyadaki bütün ülke halklarının sorunu hâline gelmiş vaziyette, bizlerin de sorunu. Çünkü iklim krizi, su ve gıda krizini de tetikliyor yani doğa ve canlı haklarının çiğnenmesine yol açıyor. Bunun dünyada demografik değişimlere ve göçlere yol açma ihtimali çok yükselmiş vaziyette. Mesele, bu kadar ciddi bir mesele. Dolayısıyla bugün dünyanın hangi ülkesinde olunursa olunsun -biz Türkiye'den bahsediyoruz şimdi- politikalar oluşturulurken ekolojik sistemi, dengeleri ve iklim adaletini, sosyal adaleti gözeterek politikalar oluşturulması gerekiyor. Bunun için size, bu maddeyi böyle yapmayın diye neredeyse bütün gruplar yalvardı; Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ PARTİ, Halkların Demokratik Partisi, grubu olmayan partilerden tek tek arkadaşlar yalvardı. Yok "Nuh dediniz, peygamber" demediniz ya! Enerji sektörü Türkiye'de denetlenemeyen bir hâle geldi, özellikle özelleştirmeler sonucunda buradaki firmaların kâr ve kazanç hırsı denetlenemeyen bir hâle geldi ve kamu yararı ilkesi çiğneniyor, göz ardı ediliyor. İşte bu nedenle bu ertelemeyi tekrar gündeme getirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, bir beş dakika daha ilave ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, o kadar uzatmayacağım.

Şimdi, bu 50'nci maddeyi buradan çıkararak bu sorunu bu şekilde aşmış olmuyoruz. Bu sorun ortada. Şimdi, bunu çıkardık ama bundan sonra nasıl devam edilecek, bu konuda neler yapılacak; bunları tartışmak gerekiyor. Şimdi, soruyoruz: Şu ana kadar takılan filtre var mı? Cevap yok. Kimler takmıştır? Cevap yok. Hiçbiri de takmamış olabilir. Peki, takılmayanlara ne yapacaksınız bundan sonra yani "Cezasını verin, bacalardan duman tütmeye devam etsin." mi diyeceksiniz? Kazandıkları paraların yanında bakacak olursanız, o cezalar trafik cezası gibi cezalar. Şimdi, bu, çok ciddi bir sorun, bunun cevabı henüz verilmiş değil ve bunu da tartışmamız gerekiyor. Yani bugün, şimdi, bu 50'nci maddeyi çıkardık; bitti, olmuyor bu mesele. Dolayısıyla bu konu ciddi bir tartışma konusu olarak önümüzde duruyor.

Bir önemli mesele de çalışanlar meselesi. Biz bu meseleyi tartışırken hep karşımıza şu geldi: Bu konuyu daha fazla ertelemeyelim, bir çözüm bulunsun dedik. "E, ne olsun, kapatılsın da çalışanlar işsiz mi kalsın?" Yani çalışanlar meselesi, âdeta bir şantaj konusu olarak karşımıza geldi. Ya, kimsenin işsiz kalmasını istemiyoruz. Mutlaka, orada çalışanların istihdam edileceği alanlar yaratılması gerekiyor, kamunun burada devreye girmesi gerekiyor. Bir tek kişi bile tabii ki işsiz kalmamalı. Olur mu öyle şey? Ama şöyle bir çelişki mi... Bize "Bu seçeneklerden birini seçin?" mi diyorsunuz? Yani insanlar çalışsın, ölüm yaratacak bir kirlilik üretsinler, paralarını kazansınlar ama sonunda erken ölsünler; çocukları, anneleri, babaları, bacıları, kardeşleri ölebilir, hastalanabilir. Böyle bir şey olabilir mi? Dolayısıyla bu çelişkiyi de çözmemiz gerekiyor. Kamu burada nerede devreye girmelidir? Eğer orada kapanmak zorunda olan yerler -ki oraya da geleceğim biraz sonra- bunlar için de kamu devreye girmeli ve herkese istihdam imkânı sağlamalıdır. Yani bir tek işçi kardeşimiz bile bu nedenle işsiz kalmamalıdır, evine ekmek götüremez duruma gelmemelidir. Bütün dünya bunu tartışıyor, fosil yakıtlar meselesini. Bugün dünyadaki iklim krizinin en önemli nedenlerinden bir tanesi fosil yakıtlar meselesi. Biz buna gözümüzü kapatamayız. Türkiye, Paris Anlaşması'na imzasını atmadı, daha imza atmadan "Şu maddeye çekince koyarım, bu maddeye çekince koyarım." diye tartışıyor; böyle olmaz. Bu mesele, dünyanın önemli bir meselesi. Demek ki o zaman bizim de fosil yakıtları çevreye ve insan sağlığına zararlı hâle gelmekten nasıl kurtaracağız ve bir geçiş süreci içinde, bir zaman içinde bu fosil yakıtlarla enerji üretiminden nasıl uzaklaşacağız, bunu tartışmamız gerekiyor, bu konuyu ele almamız gerekiyor; bunu da yapmıyorsunuz. Ama bütün bunları yapmazsanız bilin ki bu fosil yakıtların kullanılması sonucunda ortaya çıkan hava kirliliği, çevre kirliliği, doğa ve canlı haklarının çiğnenmesi, insanların yaşam hakkının çiğnenmesi meselesi er ya da geç gelip sizleri bulacaktır.

Dolayısıyla biz bir kere daha söyleyelim: Bu meseleyi "Cumhurbaşkanı, kuvvetler ayrılığını kullandı da doğru yolu gösterdi." diye hiç söylemeyin çünkü biz size doğru yolu defalarca gösterdik, siz görmek istemediniz. Şimdi, onun için, belki bundan sonra aklınız başınıza gelir, hep birlikte otururuz bu konuyu tartışırız, sorunları aşabilmek için çözüm yollarını hep birlikte üretiriz.

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)