| Konu: | Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin 2011-2014 ve 2015-2016 Yılları Denetimine İlişkin Raporlarının Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün 2011-2016, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün 2011-2016, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun 2015-2016, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının 2011-2016 ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016 Yıllarına Ait Bölümleri ile Raporların Bu Bölümlerine Yapılan İtirazlar ve Komisyonun Görüşü (3/21, 22, 23, 24, 25, 26, 27) münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 26 |
| Tarih: | 04.12.2019 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, kamu iktisadi teşebbüslerini tartışmaya başlayınca tabii, kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bunun tarihine kısaca bir bakmak lazım, çok hızlı geçeceğim. Türkiye'de 84 yılında başlatıldı bir özelleştirme harekâtı diyelim, otuz beş yılını geride bıraktı ve bu sırada birçok KİT başta olmak üzere, çok sayıda kamu üretim alanı, arsası ve varlığı satıldı. 96'da KİT sistemindeki kuruluş sayısı 58'ken, 2003 sonrası hızlanan özelleştirmelerle KİT sayısı 18'e kadar geriledi, KİT'lerin özelleştirilmesinin yüzde 90 gibi bir çoğunluğu aslında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde yaşandı. 25 milyar doları aşan değerde KİT sanayi kuruluşunun satışının yanı sıra sayıları 100'ü aşan irili ufaklı ve Anadolu'nun özellikle az gelişmiş illerine dağılmış kamu işletmesi de kapatılarak KİT'lerin tasfiye süreci sürdürüldü. Özelleştirme dalgası hız kazanmadan önce, 1984'te KİT'lerde 653 bin kişi çalışıyordu, şimdi sanıyorum bu rakam 100 binin altına indi. KİT sisteminin toplam gelire katkısı 1985'te yüzde 6,2 iken geldiğimiz noktada yüzde 1'in altına geriledi.
Şimdi, KİT'lerin tasfiye sürecinde en büyük zararı sanayi sektörü gördü, kamunun sanayiye yatırımı neredeyse durduruldu ve payı hızla azaldı. Bu büyük tasfiyenin ardından KİT'lere sanayide, enerjide yatırım kapıları kapatıldı ancak onlardan doğan açık özel sektör yatırımlarıyla kapatılamadığı için Türkiye hem sanayisizleşme sorunu yaşamaya başladı hem de enerji arzı güvensizliği sorunuyla karşı karşıya kaldı.
Türkiye'de KİT'lerin özelleştirmeler ve kapatmalarla tasfiyesi sürecinde ekonomik rasyonellerden çok ideolojik ve politik saiklerle hareket edildiği söylenebilir. KİT'ler özelleştirilerek sermayeye peşkeş çekilmeye devam edildi, özelleştirmeler işsiz bıraktı, güvencesiz çalışmayı öne çıkardı ve sendikasızlaştırdı. Özelleştirmeden elde edilen 65 milyar doları aşan gelirin ise ÖİB verilerine göre yüzde 60'ı hazineye aktarıldı ve kamu açıklarının daraltılmasında, bütçedeki boşlukların yamanmasında kullanıldı; diğer yüzde 40'lık kısım ise sistemin faiz giderlerine ve borç taksitlerine harcandı.
Şimdi, AKP'nin ekonomi yönetiminin tarihine aslında KİT'ler açısından baktığımızda, bunların tasfiyesinin tarihi olarak da değerlendirmek mümkün. Yandaşın zenginleştirildiği, taşeronlarda çalışan işçilerin her geçen gün daha güvencesiz ve kırılgan bir pozisyonda çalıştığı bir dönemden söz ediyoruz. KİT'lerde verimli üretim koşullarını oluşturma hedeflenmedi, insanca yaşam koşullarının sağlanması hedeflenmedi, kamu hizmetinin yurttaşlara kaliteli olarak verilmesi hedeflenmedi. Şimdi, mesela bugün konuştuk Madencilik Günü diye, madencilik alanındaki kamu yatırımları geri plana düşürüldüğünden beri redevans sistemi ve taşeron sistemi nedeniyle madencilikte ölümler arttı. Şimdi, bunu tartışmıyoruz doğru dürüst. Bugün tartışacağız, konuşacağız, son derece verimsiz yapılan işler ve yanlış uygulamalar sonucunda Devlet Demiryollarındaki kazaların başımıza neler getirdiğini herkes izliyor.
Bakın, 18 elektrik dağıtım şirketinin tamamını Adalet ve Kalkınma Partisi özel sektöre devretti. 2012'den Ağustos 2019'a kadar 10 termik santral ile 89 HES, 1 jeotermal santral ve 1 gaz türbin santrali devredildi, 15 HES'e ilişkin özelleştirme çalışmaları da sürüyor.
Şimdi, burada, Plan ve Bütçede konuşulan, Cumhurbaşkanının veto ettiği 50'nci maddeyi konuşacağız ya yarın, işte 50'nci maddedeki mesele, yani termik santrallerle ilgili olan mesele de aslında özelleştirme ve KİT'lerle ilgili bir meselenin devamıdır. Oradaki özel şirketler kendilerine verilen teşvikleri de ceplerine atarak filtre takmadan halkı ve doğayı zehirleyerek üretimlerine devam etmişlerdir altı yıl boyunca ve şimdi ne oldu? Deniz bitti, suyun sonuna gelindi. Dolayısıyla doğa hakkını, insan hakkını, insan yaşamını hiçbir şekilde ciddiye almayan bir çalışmayı sürdürmüşlerdir.
TRT açısından baktığımızda -zamanım tükendiği için sadece iki cümleyle söylemek istiyorum- TRT sürmekte olan bir KİT'tir ama iktidarın yandaş şirketidir yani TRT'nin çalışmalarına baktığımızda bunu görüyoruz. Bir tek şeyi söyleyeceğim: TRT Haber, 1 Şubat-29 Mart 2019 arasında yerel seçimler döneminde 57 gün boyunca Adalet ve Kalkınma Partisine 146 saat 38 dakika, HDP'ye 36 saniye propaganda imkânı vermiş. Bakın, 146 saat 38 dakika karşılığında HDP'ye 36 saniye. Vakit olmadığı için diğer partileri tek tek söyleyemiyorum, onlarınki de çok düşük. İşte, "TRT" dediğiniz, bugün konuşulacak olan KİT de aslında iktidarın bir şirketi hâline gelmiştir. Bunu da bir kez daha kayıtlara geçsin diye söylemek istiyorum.
Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)