| Konu: | Polisin HDP Antep il ve Şahinbey, Şehitkamil ilçe örgütlerine düzenlediği baskında 57 kişiyi gözaltına aldığına ve bu olayın demokratik siyasete ağır bir saldırı olduğuna, Rabia Naz Vatan'ın şüpheli ölümünün aydınlatılması için hukuk mücadelesini sürdüren baba Şaban Vatan ile basın emekçileri Canan Coşkun ve Kazım Kızıl'ın gözaltına alınmasının kabul edilemez olduğuna, 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günü'ne, Maliye Bakanlığının ekonomi aleyhine algı oluşturmaya çalışanlara karşı hukuki süreç başlatacağına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü bulunan IŞİD'li sayısına yönelik ifadelerinin hangisinin doğru olduğunu öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 18 |
| Tarih: | 14.11.2019 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, bugün Antep il ve Şahinbey, Şehitkamil ilçe örgütlerimize polis baskını düzenlendi. İl Eş Başkanlarımız Müslüm Kılıç, Sultan Bayındır, eski dönem il eş başkanlarımız, ayrıca Şahinbey İlçe Eş Başkanımız Mehmet Özkan, parti yöneticilerimiz ve parti meclisi üyelerimiz de dâhil olmak üzere 57 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Partimizde ücretli çalışan çaycı, hatta bir dönem önceki çaycı da gözaltına alındı ve sabah saatlerinden bu yana il ve ilçe binalarında aramalar yapılmaya devam ediliyor. Şimdi, bu çok ağır, Antep'te demokratik siyasete karşı çok ağır bir saldırı. İktidar, bir kez daha yargı eliyle siyaset yapmayı seçmiş görünüyor. Şimdi, bu insanlar davet edilse -üyelerimiz, yöneticilerimiz- bir ifade almak için, kendileri giderler, zaten her gün il ve ilçe binalarımızda bulunan yöneticilerimizdir. Bu durumu kınıyoruz, protesto ediyoruz ve gözaltındaki il, ilçe yöneticilerimizin, parti meclisi üyelerimizin derhâl serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Kongre çalışmamız engelleniyor. Yargı, Antep'te yapılan il kongresi çalışmasını engelliyor yani bir siyasi partinin faaliyetini engelleyen bir savcıyla karşı karşıyayız.
Şimdi, sayın vekiller, biliyorsunuz, uzun tartışmalar yaptık ve burada Rabia Naz'la ilgili bir ortak Araştırma Komisyonu kurduk, iyi de oldu ve Komisyon da çalışmaya başladı. Şimdi, kızı Rabia Naz Vatan'ın şüpheli ölümünün aydınlatılması için hukuk mücadelesini sürdüren baba Şaban Vatan gözaltına alındı bu Komisyon çalışmaya başladıktan sonra. Daha birkaç gün önce kızının otopsi görüntülerini izlemek zorunda bırakıldı baba Şaban Vatan. Yani ülkedeki adaletin geldiği noktanın çok ilginç bir kanıtı daha karşımızda duruyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Oluç, devam edin.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.
Şimdi, bu da yetmedi, Rabia Naz'ın şüpheli ölümünü araştırmak için kurulan Komisyonun çalışmalarını takip eden gazeteciler de gözaltına alındı; Canan Coşkun ve belgeselci Kazım Kızıl Giresun'da gözaltına alındılar. Şimdi, bir cinayet iddiasını incelemek için olay yerine giden gazeteciler nasıl bir suç işlemiş olabilir ki gözaltına alınıyorlar? Akıl alır gibi değil. Yani delilleri mi yok etmişler? Yok ama savcı belli ki bir şeyleri gizlemeye çalışıyor. Yani bu Rabia Naz meselesinin başından beri bu durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu adalet anlayışı kabul edilemez, gözaltına alınan gazeteciler de, baba Şaban Vatan da bir an evvel serbest bırakılmalıdır. Yargıda tuzun koktuğunun bir başka örneğidir Giresun'daki savcının bu yaptıkları. Gazetecilik yapmak suç değildir. Bunu hâlâ anlayamadı bazı savcılar.
Şimdi gazetecilik deyince, yarın biliyorsunuz 15 Kasım sayın vekiller.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - 15 Kasım, Uluslararası Yazarlar Birliğinin Dünya Hapisteki Yazarlar Günü ilan ettiği bir gündür ve Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) bu yıl da Dünya Hapisteki Yazarlar Günü kapsamında -her yıl olduğu gibi- bir açıklama yayınladı. İlginçtir, bu açıklamanın birçok yerinde Türkiye'den "yazar ve gazeteci hapishanesi" olarak söz ediliyor. Bu konuda Çin, Rusya, bazı Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle Türkiye'nin yarışmakta olduğu vurgulanıyor. Hani neden acaba diye biz de düşündük. Biraz evvel Giresun'la ilgili söylediklerim de bununla çok kolay bağlantı kurulacak bir konudur. Türkiye'de, biliyorsunuz, hâlihazırda 115'ten fazla gazeteci cezaevindedir. Yazarlara ilişkin bir istatistiki durum yoktur. Bir kez daha söyleyelim: Gazetecilerin hepsi serbest bırakılmalıdır. Gazetecilik yapmak suç değildir ama öyle bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız ki değinmek istediğim bir başka konu var, o da...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerimizi toparlayalım Sayın Oluç.
Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Hazine ve Maliye Bakanımız var; o da "ekonomide eleştirileri ve eleştirenleri susturursak ekonomiyi ne güzel yönetiriz" anlayışına sahip ve eleştiri yapanların, haber verenlerin, yorum yapanların bu konuda cezalandırılmasıyla ilgili çeşitli çalışmalar içine girdiği söyleniyor. Daha yakın zamanda, haziran ayında en son bir ekonomi yayın ajansının 2 muhabiri hakkında dava açılmıştı ve başka insanlar hakkında da açıldı. Bir susturma zihniyeti aslında bu ve ekonomi yönetimi, ekonomik krizi yönetemediği için, kifayetsizliğini örtmek için düşman bulmaya çalışıyor şimdi. Yani bu da kabul edilebilir bir şey değil. Fakat baktık, hani nereden örnek almıştır acaba Hazine ve Maliye Bakanı "Damat Bey" bu muhteşem fikri diye. Gördük ki 12 Eylül darbesini yapmış olan Kenan Evren cuntası da zamanında olumsuz ekonomi haberlerini takip altına almış, hatta intihar haberlerinin yayınlanmasını da yasaklamış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Evet, bağlayalım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bağlıyorum.
Yani örnek aldıkları yer de 12 Eylül darbeci cuntası. İlginç oluyor tabii bunların hepsi.
Şimdi, ben, geçen hafta, bazı sayılar vererek bir soru sormuştum ama ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisinden o konuda tatmin edici bir cevap alamadım, bugüne kadar da alamadım.
Bir kez daha hatırlatmak istiyorum çünkü konu güncellendiği için hatırlatmak istiyorum. Şimdi, birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan Macaristan ziyareti öncesinde, Türkiye'de tutuklu olan IŞİD'lilerle ilgili bir sayı verdi demiştik o gün de; demişti ki: "Hapishanelerimizde şu anda 1.149 IŞİD'li militan var." Daha evvel, Macaristan ziyareti öncesinde yaptığı bir açıklamada, 10 Ekim tarihindeki konuşmasında ise cezaevindeki IŞİD'li sayısı için 5.500 rakamını vermişti. Dün Amerika Birleşik Devletleri'nde yine bir açıklama yaptı ve dedi ki: "Türkiye'de cezaevlerindeki IŞİD'li sayısı 2.200."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Evet, bağlıyoruz Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Soruyu tekrar soruyorum: 3 ayrı açıklamada 3 ayrı sayı var cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü bulunan IŞİD'lilerle ilgili. Bu konudaki doğru rakam hangisidir? Bu yanlış bilgileri -çünkü 3 farklı sayı açıklarsanız yanlış var demektir- Cumhurbaşkanına kim vermektedir? Bunları öğrenmek istiyoruz.
Teşekkür ediyorum.