GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:17
Tarih:13.11.2019

CHP GRUBU ADINA SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın üyeler; biz burada, aramızda kavga edip duralım, insanlık şimdiye dek gördüğü en büyük tehditle karşı karşıya. Üstelik uzak bir gelecekte değil, tam da bu yaşadığımız günlerde toplu bir yok oluşa sürükleniyoruz ve bilim insanları bunun, sürüklendiğimiz 6'ncı büyük yok oluş olduğunu söylüyorlar. Bunu ben değil, dediğim gibi, dünyanın en saygın bilim insanları söylüyor.

"İklim değişikliği" adı altında, manasız bir hassasiyet gibi sunulan iklim krizinden söz ediyorum. Biliyorum, bunu çoğunuz gereksiz hatta romantik bir konu gibi görüyorsunuz "Yüz yıl sonranın meselesi." diyorsunuz. Gerçekten ciddi ve acil bir durum olsa, koca koca devletler elbet önlemini alır, gereğini yapar diye düşünüyorsunuz. Bizi bu denli büyük bir rehavete sürükleyen tam olarak bu sevgili arkadaşlar. Hani, bize ne diyoruz, bizden çok uzak şeyler sanıyoruz ya fena hâlde yanılıyoruz. (Uğultular)

Lütfen dinleyin beni, lütfen dinleyin beni sayın arkadaşlar...

Bakın, daha iki gün önce Çevre Bakanı bütçe sunumunu yaptı Komisyonda. Ne diyor sunumda? "Yüz yıl sonra" diyor. "İklim değişikliği için gerekli adımlar atılmazsa yüz yıl sonra büyük felaketler olacak." diyor. Oysa başımıza gelecek bu felaketler meçhul bir gelecekte değiller, geldiler, buradalar şu anda. Ne mi oluyor mesela? Gelmiş geçmiş en sıcak yılları, en sıcak mevsimleri yaşıyoruz, buzullar eriyor, havamızdaki karbondioksit yoğunluğu dünya tarihinde görülmemiş bir noktaya yükselmiş durumda. "Şu seviyeyi geçersek geri dönüşü olmaz." diyordu bilim adamları, bilim insanları bundan yirmi yıl önce, biz o seviyeyi geçmiş bulunuyoruz arkadaşlar.

Sadece insanlık değil şu anda söz konusu olan, her gün 200'e yakın canlı türü dünya yüzünden siliniyor, her gün 200'e yakın canlı türü dünyamızdan siliniyor ve "büyük yok oluş" dediğimiz şey tam olarak bu. Tüm insanlığı etkisi altına alan büyük ölçekli felaketler, kuraklıklar, hortumlar, seller, hatta savaşlar işte tam olarak bu sebeple başlıyor.

Ülkemize bakıyorum, durum inanın hiç iç açıcı değil. Sadece son kırk yılda 1,3 milyon hektar sulak alan kaybetmişiz biz. Yağışsızlık, anormal sıcaklıklar nedeniyle kuraklıklar yaşıyoruz. Çiftçimiz toprağını ekemiyor şu anda, bunun müsebbibi iklim krizidir. Bazı bölgelerimizde eşi benzeri görülmemiş sel felaketleriyle baş etmeye çalışıyoruz.

Türkiye'nin havası, bakın, AB ortalamasına nazaran yüzde 33 daha kirli artık. Biz her yıl 30 bin yurttaşımızı hava kirliliğinden kaybediyoruz. Yani iklim krizi dediğimiz şey, artık sadece kutuptaki bir ayının, Amazonlardaki bir ağacın derdi değil sevgili arkadaşlar, hepimizin derdi, biz, hepimiz şu anda bunun etkilerini yaşıyoruz.

Peki, bunlar olurken biz ne yapıyoruz? Yeni 7 tane kömürlü termik santral açacağımızı müjdeliyoruz mesela. Sanki mevcutların hâli çok iyiymiş gibi, bir de yenilerini yapma vaatleriyle övünüyoruz burada. Tüm partiler, bakın, istinasız tüm partiler bir araya geliyoruz, mevcut santraller için getirilen süre uzatım teklifini kesin bir dille reddediyoruz -daha geçen sene- aradan bir yıl geçmeden aynı ahlaksız teklif utanmadan Meclisimizin önüne getirilebiliyor. Plastiği azaltalım diyoruz, bir yandan poşeti paralı hâle getirirken bir yandan atık ve çöp ithalatında ne yazık ki rekor üstüne rekor kırıyoruz biz. Bütün bunları ekonomik büyüme, enerji bağımlılığını çözme masallarıyla yapıyoruz. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, toprağımızın altını dahi şirketlere peşkeş çekiyoruz. Bugünün yetişkinlerini daha da zengin etmek uğruna, biz, yarının çocuklarını öldürüyoruz şu anda. Oysa iklim kriziyle ilgilenmek için, sevgili arkadaşlar, sandığımız gibi yüz yılımız falan yok. Bilim insanları çok net bu konuda. Bu hızla gidersek aslında bizim on yılımız bile yok biliyor musunuz. Hemen bugün, şu an bir mucize olsa, fosil yakıt kullanımını tamamen durdursak, hepimiz bugün vegan olsak bile her şeyi düzeltemiyoruz, o seviyeyi geçmiş bulunuyoruz. Biliyorum bazılarınız şimdi içinizden şöyle diyor: "İyi hoş da bize ne? Yani biz mi kirlettik dünyayı bu kadar, biz ceremesini çekelim. Yani Çin'in, Amerika'nın, Avrupa'nın onda 1'i kadar zararımız yok. Memlekette bu kadar dert var, bir de bunlarla mı uğraşacağız?" diye düşünüyor bazı arkadaşlarımız. Ne yazık ki durum öyle değil. Bakın, geçtiğimiz on yılda dünyanın en çok salım yapan ülkelerinden biri hâline geldik biz. Bacalara filtre takmıyoruz, termik santraller havamızı, suyumuzu mahvediyor. Paris Anlaşması'nı imzaladık, hâlâ yürürlüğe sokmadık biz. Tüketimimizi on yıl sonra azaltmayı taahhüt ettik ama ne yazık ki 2020'de Çevre Bakanlığına kuş kadar bir bütçeyi reva görüyoruz. Bu da artık ülke olarak o kadar masum olmadığımız anlamına geliyor. Doğru "Tarihsel sorumluluğumuz onlar kadar değil. Biz mi yaptık ki biz düzeltelim?" diye düşünebilirsiniz ama biz bu ülkeler kadar çirkin ve hoyratça davranmayı bu gezegene, kendimize yakıştırıyor muyuz, bunu merak ediyorum. 30 bin insan diyorum sevgili arkadaşlar, 30 bin insan öldü. Hangi ekonomik büyüme, hangi kalkınma bu canlardan daha kıymetli? Ne yapabiliriz biz? Bu sorunun cevabını aramak için ben buradayım aslında. TBMM ne yapabilir? Mesela, biz bugün hemen burada, kendi aramızda anlaşıp Meclisin tüm itibarını ayaklar altına alan o tasarıyı geri çektirebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Devam edebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kadıgil, tamamlayın lütfen.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Bununla da kalmayabiliriz, Çevre Bakanlığımıza biraz bütçe ayırabiliriz mesela bunlarla mücadele etsin diye, termik santrallere yatırım yapmak yerine mevcutları düzeltebiliriz, yeşil enerjiye harcayabiliriz biz paralarımızı. Hiçbir şey yapmasak bile ne yapabiliriz biliyor musunuz, bu Meclisteki insanlar bir komisyonda toplanabiliriz, bu teklifi kabul edebiliriz ve gerçekleri araştırıp halkımıza anlatabiliriz. Milyonlarca çocuk 7 kıtada bunun için sokaklara çıkıyorsa, herhâlde vekiller olarak biz de bu kadarını başarabiliriz diye düşünüyorum.

Bakın, Meclisin yaş ortalaması 52 ve çoğunuz bu bahsettiğim büyük yıkım geldiğinde ölmüş olacaksınız. Ama ben mesela o gün geldiğinde 65 yaşında olacağım, beni bırakın Rümeysa var AK PARTİ'de, Rümeysa henüz 52 yaşında olacak, Dersim henüz 52 yaşında olacak ve biz hâlâ yaşıyor olsak bile sizin yüzünüzden nefes alamıyor olacağız arkadaşlar. Yani böyle devam edersek iklim krizi hepimizi öldürecek. Hadi bizi öldürmedi, çocuklarınızı öldürecek, torunlarınızı öldürecek arkadaşlar; susuzluktan ölecekler, açlıktan ölecekler, kuraklıktan ölecekler ama bu çocuklar ölecekler ve bizim yüzümüzden ölecekler, önlem almadığımız için ölecekler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Özür diliyorum Sayın Başkan, tamamlayayım.

BAŞKAN - Tamam, Sayın Kadıgil, bir dakika daha süre veriyorum.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Yani biz ülkemizi kendi doğru bildiğimiz şekilde yönetmek için burada bu kavgaları ediyoruz ya, biz böyle devam edersek ortada ne muhafazakâr kalacak ne demokrat kalacak ne de milliyetçi kalacak, ortada yönetecek insan falan bulamayacağız biz sevgili arkadaşlar.

Ben buradan sadece kendi Meclisimizin gençlerine seslenmiyorum, tüm dünyadaki genç parlamenter arkadaşlara seslenmekle kendimi artık mükellef hissediyorum. Lütfen derhâl harekete geçin ve siyasi görüşünüz her ne olursa olsun iklim krizi için bir araya gelin, hükûmetlerinize baskı yapın ve bilime kulak verin arkadaşlar. Bu kötülüğü durdurmak, bu çarkı yıkmak bizim elimizde. Tek ihtiyacımız olan inanın bunu fark etmek ve o sokağa çıkan 10 yaşındaki çocuklar kadar cesur olmayı başarabilmek, insanlığın geleceğini kurtarmak gibi olağanüstü bir yük yüklediniz sırtımıza -çok teşekkür ediyoruz- ve biz kendi aramızda siyasi kavga vereceğiz diye çekildiğimiz köşelerde bu yükün altında ezilerek öleceğiz. Hep birlikte bir araya gelmezsek bunlar başımıza gelecek.

"Greta" diye bir çocuk şöyle seslendi BM'de, onun sözleriyle sesleneceğim ben de size: "İnsanlar ızdırap çekiyorlar, insanlar ölüyorlar..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Bitiyor Sayın Başkan, özür diliyorum.

BAŞKAN - Sayın Kadıgül, uzatmayın, üçüncü dakika oluyor. Siz yine konuşun ama ben mikrofonu açmayayım.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Son üç cümle Sayın Başkan.

"İnsanlar ızdırap çekiyor arkadaşlar, insanlar ölüyorlar. Koca ekosistemler çöküyor şu anda. Bir kitlesel yok oluşun eşiğindeyiz ama bizim tek konuştuğumuz şey paradan puldan, sonsuz ekonomik büyüme masallarından ibaret. Bu ne cüret?" diye soruyor çocuklar bize. Bu ne cüret? (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)