GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:13
Tarih:05.11.2019

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; üç yıl önce, 4 Kasım 2016 tarihinde o dönem HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Grup Başkan Vekilleri İdris Baluken, Çağlar Demirel ve milletvekillerimiz Sırrı Süreyya Önder, İmam Taşçıer, Nursel Aydoğan, Ziya Pir, Abdullah Zeydan, Nihat Akdoğan, Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Faysal Sarıyıldız, Ferhat Encu, Leyla Birlik ve Tuğba Hezer hakkında Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak ve Van savcılıklarınca gözaltı kararı verildi yani bundan üç sene önce, 4 Kasım 2016'da.

Türkiye'deki mevcut yargı sistemi içinde aynı anda farklı illerin farklı savcılıklarının ve farklı dosyalardan eş zamanlı olarak bir operasyon yürütmesini işletecek bir mekanizma yok aslında ama bu oldu, bir akşam vakti bu gerçekleşti ve biz o zaman bu gerçekleştiğinde demiştik ki: Bu karar hukuki değil siyasidir, demokratik siyasete iktidarın ağır bir darbesidir. O günden bugüne yaşananlar bunun aslında demokratik siyasete ağır bir iktidar darbesi olduğunu çok açık biçimde ortaya koydu. Ve biz yine o gün demiştik ki: O dönemki Eş Genel Başkanlarımız ve milletvekillerimiz siyasi rehine olarak tutuluyorlar. Aradan geçen üç yıl içinde yaşanan her şey, onların siyasi rehine olarak tutulduğunu da çok açık bir şekilde ortaya koydu.

Şimdi, bakın, milletvekillerimizin tutukluluk hâllerinin üzerinden bin doksan yedi gün geçti ve bu süre zarfında 500'ün üzerinde duruşma görüldü, bunların yarısı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'a ait. Geçen üç yıllık süreçte 15'i HDP'li, 2'si CHP'li olmak üzere, 17 milletvekili tutuklandı. Bu süreçte 27 milletvekili birden fazla gözaltına alındı ve bu Mecliste 9 milletvekilinin vekilliği düşürüldü. HDP'nin önceki dönem milletvekillerinden 12'si hâlen cezaevinde tutulmakta. Sadece bu veriler bile aslında Anayasa'ya aykırı olan dokunulmazlık düzenlemesinin Halkların Demokratik Partisine, bizlere dönük yapıldığını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Amaç belliydi, HDP'yi, HDP'nin yöneticilerini, milletvekillerini, Eş Genel Başkanlarını siyasi olarak tasfiye etmekti, amaç buydu ve bunu yapan kimdi? Bunu yapan, siyasi rakip; siyasi rakip olan bir parti yapıyordu, iktidar partisi yani herhangi bir cunta rejimi yapmıyor, siyasi rakibi olan partiyi tasfiye etmeye çalışıyor. Darbeciliğin en âlâ biçimlerinden bir tanesi buydu. Biz o zaman dedik ki: Hukuk devletinde kanunlar toplum yararına soyut ve objektif yapılır ama iktidar, bugün, kendi siyasi çıkarları doğrultusunda hukukla, kanunlarla dilediği gibi oynamaktadır. O gün bu tartışmalar yapılırken bunu söyledik, yine haklı çıktık. Çünkü bakın, 28 Temmuz 2015 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dedi ki: "Parlamento bence gerekli değerlendirmelerini yapmalı, bunların dokunulmazlık zırhından arındırılması sağlanmalı." Bunu dedikten sonra zaten süreç başladı yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2 kez, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine siyasi rakip olmuş olan Selahattin Demirtaş'ın siyasi rehine alınması kararını işte bu zaman verdi, 28 Temmuz 2015. Peki, ne oldu? Bir tablo göstereceğim size; bakın, Şubat 2016'dan Mayıs 2016'ya kadar olan fezlekelerle ilgili bir tablo bu. Şubat 2016'da HDP'nin gelmiş olan fezlekeleri 242, mart, nisan, mayısta sayı çıkmış 510'a; inanılmaz bir yükseliş. Bu ne? Fezlekeler. Ne olmuş? Siyasi irade demiş ki: "Dokunulmazlıkları kalkacak ey savcılar! Bir an evvel, ne varsa elinizde fezleke gönderebileceğiniz, gönderin." İşte göndermişler. Bu, çok açık bir şekilde bunun bir siyasi darbe olduğunun kanıtıydı. Anayasa'ya aykırı, Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırı bir değişiklik yapıldı. Peki, sonra? Bu savcılar bunları gönderdiler de ne oldu? Fezlekeler hazırlandı, iddianameler ortaya çıktı. Hukuk açısından içler acısı bir durum, gerçekten içler acısı bir durum. Hukuk diye bir şey yok, hukukun üstünlüğü yok; üstünlerin hukuku var, sizin hukukunuz var.

Şimdi, bakın, ben size birkaç tane isim söyleyeceğim. Büyük ihtimalle bir kısmını tanıyorsunuz, bir kısmını tanımıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Devam edebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Şimdi, Ahmet Karaca, Muhammet Varol, Necati Türkmen, Hakan Dündar, Uğur Özcan, Halil Yılar, Mesut Arkuntaş, Bayram Bayer, Hakan Can; hâkim ve savcı bunlar. Ne olmuşlar? Ya tutuklanmışlar FETÖ nedeniyle ya görevden ihraç edilmişler. İşte bu hâkim ve savcılar, bizim Eş Genel Başkanlarımızın ve milletvekillerimizin fezlekelerini hazırlayan, kararları veren hâkim ve savcılar. Yani hukuk çiğnenmiş, hukukun üstünlüğü yok, üstünlerin hukuku var diyorum ya, FETÖ'cü hâkim ve savcılar, sizin işinize gelen işleri yaptılar mı sizin baştacınız, sizin işinize gelmeyen şeyler yaptılar mı FETÖ'den tutuklanıyorlar, yargılanıyorlar. Böyle bir çifte standarda sahipsiniz. Yani yargı süreci, tam bir kepazelik aslında.

İnanmayacaksanız, ben gittim, kendi gözlerimle gördüm geçen haftalarda. Bir dava, Selahattin Demirtaş yargılanıyor; hâkim, Anayasa'nın dokunulmazlık maddesinde iki fıkra arasındaki farkı bilmiyor ya. Bu hâkim karar verdi, bu hâkim karar verdi, olacak şey değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Şimdi, sayın vekiller, hani dedim ya, biz, bunun siyasi bir süreç olduğunu, siyaseten bir darbe süreci olduğunu ve bir siyasi rehine alma operasyonu olduğunu söyledik, evet. Son kanıtı ne? Son kanıtı şu: Hani, bir ara Ergenekon davasında başsavcı olmuştu sizin Genel Başkanınız, şimdi de bizim Eş Genel Başkanlarımızın ve milletvekillerimizin davalarında başsavcı oldu. Selahattin Demirtaş için dedi ki: "Bırakamayız." Kararı kim veriyor? Başsavcı, sarayda oturuyor, kararı o veriyor; karar, hukuken verilmiyor, siyaseten veriliyor. Yani siyasi rakibini rehine olarak cezaevinde tutuyor. İşte, süreç budur. 4 Kasım 2016'dan bugün 5 Kasım 2109'a kadar yaşanmış olan sürecin özeti kısaca budur sayın vekiller. Bunu sizin dikkatinize sunuyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)