| Konu: | Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 10 |
| Tarih: | 24.10.2019 |
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 104 sıra sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyor, bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Bu maddedeki değişiklik, bakanlık müfettişleri ve müdürlerine gümrük mevzuatını ihlal eden ya da hakkında Terörle Mücadele Kanunu'nun şu meşhur 7'nci maddesinin ikinci fıkrası nedeniyle kovuşturma açılan kişilerin izinlerini askıya alma yetkisi vermektedir. Birincisi: "Gümrük mevzuatı" denen şey, kanunları, tüzükleri, yönetmelikleri ve hatta genelgeleri kapsayan, ucu bucağı olmayan bir tabirdir. En küçük bir maddi hata nedeniyle dahi müşavirlerin izin belgelerinin askıya alınabilmesi yönündeki düzenlemede ısrarcı olunması kabul edilemez. Madde revize edilecekse, sürede olduğu gibi, koşullarda da daha net bir çerçeve çizilmeli, insanların ekmeğiyle oynamak bu denli kolay olmamalıdır.
İkincisi ve daha mühimi ise TMK madde 7/2'ye ilişkin hukuksuz ve asli niyeti âdeta paçalarından akan önermedir. Terörle Mücadele Kanunu'nun bu maddesi, vesayet altındaki bazı yargıçların pek sevdiği, son zamanlarda âdeta sık kullanılanlarına eklediği bir kanun maddesi olup tüm muhaliflerin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanmaktadır. Zira geldiğimiz noktada suçlu, hain, terörist ilan edilebilmek için bir terör örgütüne üye olmak ya da şiddet çağrısı yapmak dahi gerekmemektedir. Günümüz Türkiyesinde bu madde çerçevesindeki yaptırımlar sözde terör, özde iktidarı kaybetme korkusu nedeniyle kontrolsüz ve denetimsiz tek kişi rejiminin gölgesinde bir hayli dallanıp budaklanmıştır. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti, bitmek bilmez bir paranoya hâliyle âdeta yarı açık bir cezaevine dönüştürülmüştür. Terör örgütü üyesi olmak bir yana, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etmek, yardım etmemekle birlikte örgüt propagandası yapmak, propaganda yapmamakla beraber terörle iltisaklı, irtibatlı olmak ve hatta iltisaklı, irtibatlı olmamakla beraber terör örgütü destekçileriyle dirsek temasında olmak gibi yepyeni suçlar icat edilmiştir. Bugün Türkiye ifade özgürlüğü konusunda öyle içler acısı bir hâldedir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2018 yılında verdiği 77 ifade özgürlüğü hakkı ihlali kararının tam 40 tanesi Türkiye'yi mahkûm eden kararlardır. Ülkemiz, ifade özgürlüğü hakkını ihlal etme hususunda birinciliği ne acı ki kimselere kaptırmamaktadır. Hiçbir şiddet çağrısı olmayan en küçük bir muhalif ses, herhangi bir düşünce açıklaması ve hatta bir haberi sosyal medya hesaplarından paylaşmak dahi cübbesinin onurunu ayaklar altına alan sözde savcı ve hâkimler tarafından "suç" adı altında cezalandırılmaktadır.
Üzerinde konuştuğumuz teklifte bahsi geçen madde öyle saçma, öyle hukuksuz bir kullanım alanı açmıştır ki iktidar dahi "reform" adı altında Meclisten geçirdiği yargı makyajı paketinde ilgili maddeye "İfade açıklamak ve habercilik suç kabul edilemez." gibi son derece absürt bir değişiklik yapma lüzumu hissetmiştir. Yalnızca fikirlerini beyan eden akademisyenler, mesleğini yapan gazeteciler, adalet isteyen avukatlar, siyasi parti temsilcileri, hakkını arayan öğrenciler, "Çocuklar ölmesin." diyen öğretmenler, ilgili madde bahane edilerek hukuksuzca mahkemelerde süründürülmekte, hapse atılmakta, işlerinden olmaktadır. Azıcık aykırı ses çıkartanın kafasına bu madde balyoz olup inmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarını dahi milyonların gözü önünde tutuklamaktan ar etmeyen bir anlayışın kendi istediği gibi hareket etmeyen bir gümrük müşavirine bu maddeye dayanarak neler yapabileceği hepimizin malumudur.
Bir kişinin suçlu olup olmadığına bürokratlar değil, mahkemeler karar verir. (CHP sıralarından alkışlar) Hukukun en bilinen, en evrensel, en önemli ilkelerinden biri şudur: Suçu ispatlanıncaya dek herkes masumdur. Oysa bu değişiklikle, henüz kavuşturma aşamasında olan kimseler ya da gümrük mevzuatının herhangi bir köşesini ihlal ettiği iddia olunan kişiler ekmeklerinden edilecek, aylar boyu işsizliğe mahkûm edilebilecektir. Gerçi on binlerce insanın hukuksuz KHK'lerle âdeta sivil ölüme mahkûm edildiği bir ülkede böyle bir teklifin Meclise getirilmiş olması da çok şaşırtıcı değildir. Ancak defalarca yaptığımız gibi, bir kez daha altını çizerek hatırlatmak gerekir: Hukuku kendi işine geldiği gibi eğip bükmeyi marifet sananlar unutmamalıdırlar ki aynı hukuk bir gün mutlaka kendilerine de lazım olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Dün Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla Türk ordusunun şerefli subaylarını Silivri zindanlarında mahkûm edenlerin akıbeti her ne olduysa, bugün kendi ikbali için milletin ikbalini hiçe sayanların akıbeti de aynı olacaktır. Ancak merak etmesinler, o gün gelip çattığında adil yargılanmaları için elinden geleni yapacak olanlar, yine, "Adalet mülkün temelidir." anlayışını kendisine kılavuz belleyenler yani bu ülkenin gerçek vatanseverleri olacaktır.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)