| Konu: | Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 16.10.2019 |
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözüm ona yargı reformu ve ona ilişkin ilk paketi konuşuyoruz. Türkiye'de yargı açısından bir reforma ihtiyaç var mı? Elbette vardır, hem de şiddetle ve acilen vardır. Ne var ki yargıdaki temel sorunlara dokunmayan, dokunamayan strateji belgesiyle ve kanun teklifleriyle reform yapılamaz.
Değerli milletvekilleri, özellikle on yedi yıldır ülkeyi yönetenlere seslenmek istiyorum: Yargısal faaliyeti, tek adam rejiminin diğer bakanlıklarından hiçbir farkı olmayan Adalet Bakanlığının vatandaşlara sunduğu bir hizmet olarak görürseniz yani yargıyı devletin üç ana fonksiyonu ve kurucu unsurundan biri olarak görmezseniz yargıda reform yapamazsınız. Şüphesiz ki yargı, salt adalet hizmeti olarak tanımlanmaktan çok öte bir anlama ve değere sahiptir. OHAL şartlarındaki bir dayatmayla getirdiğiniz tek adam rejimini anlatırken "kuvvetler ayrılığı" diyordunuz, işte o "kuvvetler ayrılığı" dediğiniz kuvvetlerden biri yargı kuvvetidir; ne çabuk unuttunuz?
Maddeyle, dava açılmasının ertelenmesi müessesesiyle ilgili düzenleme yapılmaktadır. Bu düzenlemeye itirazımız yok ama uyarımız ve önerimiz var. Esas olan, uygulayıcıların ve siyasi güç sahiplerinin suç algısının ne olduğudur. Uygulayıcılar, siyasilerin yol göstermesiyle, basılmamış kitabı bomba, hak arayan işçileri terör örgütü üyesi olarak nitelendirirse o zaman bu türden düzenlemelerin hiçbir anlamı olmaz. Anlayış bu olursa, yazılı metinleri nasıl değiştirirseniz değiştirin, ne hukukun üstünlüğünü sağlayabilirsiniz ne de hukuk devletini tesis edebilirsiniz. Aslolan, kafalardaki hukuku, yasaları değiştirebilmektir.
Bu bağlamda, örnek olsun diye söylüyorum, Anayasa hukukçusu Profesör Doktor Kemal Gözler Hocaya 31 Mart İstanbul seçimini iptal eden YSK kararı hakkında neden bir şeyler yazmadığı sorulduğunda Hoca şöyle bir yanıt veriyor: "Türkiye'de yürürlükteki hukuk olarak takdim edilen hukukun gerçekten yürürlükte olduğundan şüphe ediyorum. Yürürlükte olduğu söylenen hukuku incelerken abesle iştigal ediyormuşum hissine kapılıyorum. Hukuki meselelerin hukuken değil, siyaseten kararlaştırıldığı bir yerde sorunları hukuken tartışmak ne büyük bir saflıktır. Ben hukukun saf teorisinin bir mensubuyum ama saf değilim." diyor ve devam ediyor Hoca: "Hukuk lotarya değildir, önceden bilinen bir şeydir. Mahkemeler hukuka göre karar verdikleri için belli bir davada hangi hukuk kuralına dayanarak karar verecekleri bilinirse mahkemelerin kararları önceden tahmin edilebilir. Zaten 'hukuki güvenlik' ilkesinin anlamı da budur. Benim görebildiğim kadarıyla YSK'nin İstanbul seçimlerini iptal edeceğini daha baştan doğru bir şekilde tahmin eden kişi gazeteci Nagehan Alçı'dır. Ne kadar ilginçtir ki ülkenin en kıdemli Anayasa hukuku profesörleri yanılırken Nagehan Alçı'nın tahmini doğru çıktı. Anayasa hukuku profesörleri YSK'nin kararının ne olacağını doğru bir şekilde tahmin edemiyorlar çünkü YSK'nin neye göre karar verdiği belli değil. Bu nedenle Anayasa hukuku profesörlerinin derin hukuk bilgileri bir işe yaramıyor." diyerek tamamlıyor Hoca sözlerini.
İşte siz, on yedi yılın sonunda, hukuk anlamında bilinen her şeyi işe yaramaz hâle getirdiniz. Devriiktidarınızda hukukçuların hukuk bilgisinin ve dahi hukukun bir anlamı kalmamıştır. Hukuku "Tek adam ne ister?"e bağladınız. Geldiğimiz nokta, George Orwell'ın "1984"te dediği gibi, "Aslında hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü artık yasa diye bir şey yoktu." noktasındadır maalesef.
Bu ülkede bir ağır ceza mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına uymadı. Bu ülkede YSK, açık kanun hükmünü yok sayarak referandumda mühürsüz oy pusulalarının ve zarflarının geçerli sayılacağına dair karar verdi. Bu ülkede yargı eliyle millî orduya kumpas kuruldu, kozmik odaya girildi. Bu kararları kim verdi? Mahkemeler. Bu şekilde ülkede hukuk, hukukçuları isyan eder boyuta sürüklenirken siz ne yaptınız? Önce bazılarıyla aynı menzilde yürüdünüz ya da öyle zannettiniz, sonra "Bunları temizliyoruz." fırsatçılığıyla teşkilatlarınızda görev yapmış avukatları hâkim, savcı yaptınız. Şimdi bize ve Türk halkına "Buradan adalet çıkacak." diyor ve buna inanmamızı bekliyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Ünver.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - Buradan adalet çıkmaz arkadaşlar, çıkmaz, çıkamaz. Ülkedeki muktedir siyasetçilerin ya da hâkim siyaset anlayışının hoşuna gitmeyen her söz uygulayıcılar tarafından suçmuş gibi algılanmaya devam edecekse kanunlara onu yazmanın, bunu yazmanın hiçbir anlamı yok. İşte, yargıda reform yapacaksak ve yargıda reformdan bahsedeceksek buradan başlamalıyız. On yedi yıldır anlatıyoruz; 12 Eylül 2010'da anlattık, 16 Nisan 2017'de anlattık, hâlâ da anlatıyoruz ama ne yazık ki dünyanın en zor işidir anlamayana anlatmak. Anlatırsın anlamaz, anlamak istemez çünkü işine gelmez. Zor olsa da, anlamak istemeseniz de, işinize gelmese de biz anlatmaya devam edeceğiz. Siz anlamasanız da yüce milletimiz anlıyor.
Yüce Türk milletine selamlarımı, saygılarımı sunarım.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)