GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, 9 Ekim 2019 tarihinde başlatılan Barış Pınarı Harekâtı ve uluslararası gelişmelere ilişkin yürütme adına gündem dışı açıklaması nedeniyle HDP Grubu adına konuşması
Yasama Yılı:3
Birleşim:7
Tarih:16.10.2019

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın vekiller, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı istikrarlı bir şekilde dış politikada yanlışlar yapma istikrarına sahiptir, dış politikada son derece sorumsuz davranan bir iktidardır. Diplomasi yerine kabadayılık yapan, rasyonel devlet aklı yerine akılsızlığı koyan, iç iktidar hesaplarıyla dışarıda savaşa giren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Yani âdeta "Yurtta sulh, cihanda sulh" yerine, "Yurtta savaş, cihanda savaş" diyecek noktaya geldiniz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Terör var, terör!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - 2011 yılı itibarıyla bu iktidarın sıfır sorun dönemi bitti ve herkesle sorun dönemi başladı. Neoosmanlıcılık safsatasıyla bölge halklarını hâkimiyet altına alma isteği ve hami olma hevesi zuhur etti. Ama bölge halkları bu hâkimiyeti benimsemeyince konunun mimarı büyük yanlışlara imza atarak ülkeyi de kendisini de "değerli yalnızlık" içine sürükledi. Sonrasında "dostları çoğaltalım" politikası da çok sürmedi. Hani diyorsunuz ya "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır." diye, sizinki "Yenilgi yenilgi büyüyen bir çöküştür." Bizlerin çabasıysa siz çökerken ülkeyi ve toplumu da büyük acılara sürüklemeyin diyedir.

Kuzey ve Doğu Suriye işgal girişimiyle birlikte bugün bütün dünya Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına karşı bir tutum almıştır. Sadece tek tek devletler değil, Türkiye'nin üyesi olduğu bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar da bu savaş politikasının karşısında yer almışlardır. Bakınız, dün IPU -Uluslararası Parlamentolar Birliği- daha dün 677'ye karşı 73 oyla karar aldı ve Türkiye'yi kınadı. Âdeta otoyolda ters giden şoför gibisiniz. Biz bu kürsüde "İşgal girişimine hayır." dediğimizde hop oturup hop kalkanlar, bakın dünya ülkeleri bu yaptığınızı İngilizcede hangi deyimlerle anlatıyorlar: "İnvasion" diyorlar, "occupation" diyorlar, "incursion" diyorlar; kullandıkları kavramlar bunlar yani "istila" "işgal" veya "zorla girme" seçin seçin alın, hangisini istiyorsanız.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Terörle mücadele.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İlk önce Numan Kurtulmuş "Savaşa giriyoruz nihâyet." dedi, ilk savaş sözünü siz kullandınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan "Bu fetih müyesser olur inşallah." dedi, "savaş" ve "fetih" sözleri aslında size ait. Sizin gazeteleriniz ve televizyonlarınız her gün "Şurayı ele geçirdik, burayı ele geçirdik." manşetlerini atıyorlar.

Şimdi, savaş yorgunu bir ülkeye daha ateş sönmemişken yeni bir çatışmayla gitmek yani benzinle gitmek en hafif tabirle kötülüktür ve aslında kendini bilmemektir. Orta Doğu gibi bir dinamit deposunda çaktığınız kibritin neye yol açacağını düşündünüz mü hiç? Hayır, düşünmediniz çünkü sizin için önemli olan iktidarınızı kaybetmemek.

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesini dayanak olarak gösteriyorsunuz. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesi üye ülkelere saldırı olduğunda meşru savunma hakkını tanır. İşgal girişimi başlatılana kadar Türkiye'ye herhangi bir saldırı oldu mu? Olmadı.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - 600 tane havan topu geldi, 600 tane. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - O nedenle, bu bir meşru savunma durumu değil, bir saldırı savaşıdır. Bu nedenle de durdurulmalıdır.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesinde terörle mücadele yapıyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bunun için bir kez daha tekrarlıyoruz: Suriye, Suriye'de yaşayan halklarındır. Öncelikle bu halkların iradesini hiçe sayan her girişim, her saldırı haksız ve hukuksuzdur. Savaş ve işgal politikalarının derinleşmesi, yıkım politikalarının devreye girmesi yılları bulacak insanlık trajedisinin sürmesi demektir.

Bu anlamda, en başından söylediğimiz gibi, egemen devlet ve iktidarının izni ve talebi dışında Suriye topraklarında bulunan güçler buralardan çıkmalıdır. Suriye halkları geleceklerine ve demokratik Suriye rejiminin yeni toplumsal sözleşmesine birlikte ve müzakereyle karar vermelidir. Barış ve müzakere tek geçerli yoldur. Suriye'nin toprak bütünlüğü içinde güçlü bir yerel demokrasi üzerinde yükselen bir demokratik rejim inşası adımları atılmalıdır.

Bütün etnik, toplumsal, inançsal ve kültürel oluşumların kendilerini kurumları aracılığıyla ifade ettiği, toplumsal mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açık, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve insan haklarına saygılı bir rejimden söz ediyorum.

Türkiye elindeki bütün imkânlarla bu yöndeki adımları desteklemeli, komşusunun geleceğini barış içinde inşa edebilmesinin yollarını kolaylaştırmalıdır; zorlaştırmamalıdır.

Savaşın korkunç yıkımını bilmeyenler barışın kıymetini de bilemez. Hâlbuki bugün en çok zayıflatılan barış ve müzakere politikası elimizdeki en güçlü silahtır. Zaten sizin barışa, "Barış." diyenlere öfkenizin nedeni de kendi iktidarınızı sürdürmek için başlattığınız bu yapay savaşın sonuçlanmasından korkunuzdur.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - PKK'ya diyelim, YPG'ye de "Barış." diyelim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İktidarınız zayıflıyor diye halka da acı çektiriyorsunuz. Barışı değil, savaşı savunmak suçtur. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi'nin 20'nci maddesi der ki: "Her türlü savaş propagandası hukuk tarafından yasaklanır." Savaşa karşı çıkıp barış isteyenler suçlu değildir ve olamaz. Bugün Türkiye, iktidar tarafından öyle bir savaş histerisine sürüklenmeye çalışılıyor ki sadece "Barış." demek bile doğrudan soruşturma, kovuşturma nedeni hâline getiriliyor. İktidar kendi işlediği suçlara bütün toplumun ortaklık etmesini bekliyor ama bizler bu savaşın ülke ve toplum yararına olmayacağını bildiğimiz için karşı çıkıyoruz.

Suriye toprakları üzerinde demografik değişiklik yapma adımları ve planı uluslararası bir suçtur. Cumhurbaşkanı Erdoğan insansızlaştırılarak oluşturulacak güvenli bölgeye Suriye'nin dört bir yanından evlerini terk ederek Türkiye'ye gelmiş olan mültecileri yerleştireceğini söylemektedir. Birleşmiş Milletler kürsüsünde elinde haritalarla anlattığı güvenli bölge kemerinin Selefi bir kemer olacağı çok açıktır, Hafız Esad'ın Arap kemeri anlayışıyla bire bir örtüşmektedir. Bir coğrafyanın nüfus yapısıyla oynamanın kendisi, uluslararası hukukta suç kategorisine girmektedir. Türkiye'nin de taraf olduğu 1949 Cenevre Sözleşmesi madde 49 ihlal edilmek istenmektedir. Madde 49 der ki: "İşgal edilmiş olsun olmasın, başka bir devletin topraklarına ferdî olarak veya kitle hâlinde, cebren nakiller veya tehcirler her ne sebeple olursa olsun yasaktır."

İktidarınız Suriye'nin kuzeyinde ve doğusunda yaşayan Kürtleri açıkça tehcir etmeyi hedeflemektedir. Birleşmiş Milletler, 13 Ekim itibarıyla 130 bin kişinin evlerinden ayrılmak zorunda kaldığını duyurdu, yerel verilere göre bu sayı 275 bini bulmuştur. Bir kez daha hatırlatalım ki Kuzey ve Doğu Suriye 4 milyondan fazla insanın yaşadığı bir bölgedir, orada sosyal ve ekonomik bir hayat vardır; insansız bir bölge değildir. Bir yerde demografiyi zorla değiştirmek gelecek çatışmaların tohumunu da ekmek anlamına gelir.

İnsanlık düşmanı El Kaide ve El Nusra türevi çetelerle birlikte hareket etme, IŞİD'i yeniden ayağa kaldırma ve aktif hâle getirme sonucu da asla kabul edilemez. Bu konuda atılacak her adım sadece Irak ve Suriye için değil, başta Türkiye ve diğer ülkeler için de büyük bir tehlikedir. Başlattığınız fetih harekâtına ilk destek Suriye El Kaide'si olan El Nusra'dan, şimdiki Heyet Tahrir Şam'dan geldi ve ilk saldırı IŞİD tarafından Kamışlı'da sivillere yönelik bir bombalı araç saldırısı oldu. El Kaide'nin ilk destek açıklaması yapması boşuna değil, çünkü kendine yeni bir yaşam alanı buluyor. İlk günden itibaren IŞİD hücreleri, uyuyan hücreler harekete geçti ve kentleri hedef almaya başladı. Ayrıca IŞİD, ÖSO çetelerinin geçirgenliğini de unutmamak gerekiyor.

Sizlere şunları hatırlatmak isteriz ki: IŞİD yalnızca Suriye'de değildir, Irak'ta değildir, içimizdedir, yüzlerce uyuyan hücresiyle bu ülkenin sınırları içindedir. Diyarbakır, Ankara, Suruç katliamları ve patlatılan diğer bombalar hep IŞİD'in işidir; bunları unutmamak gerekiyor.

Şimdi "Operasyon alanındaki IŞİD'lilerin sorumluluğunu alıyoruz." diyorsunuz. Pimi çekilmiş bir bomba gibi en az 10 bin tutuklu, aileleri 60-70 bin kamplarda. Bu çok büyük bir tehlikedir ve bu konuda bir kez daha uyarıyoruz.

Diğer bir nokta, Kürtlerin varlığına, Kürt halkının siyasi ve idari haklarını kullanmasına düşmanca yaklaşmak çözüm değil, bir çözümsüzlük politikasıdır. İktidar açıkça Kürt düşmanlığı zihniyetiyle hareket etmektedir.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Yanlış, yanlış...

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İktidar sözcüleri "Kürtlere karşı savaşmıyoruz." diyorlar ama Kürtler öyle düşünmüyor. Her yerde Kürtlerin kazanımlarına itiraz ediyorsunuz. Kuzey ve Doğu Suriye'de de, Irak Kürdistan bölgesel yönetiminde de. Referandum döneminde her türlü rencide edici söylemi kurdunuz, tehdit ettiniz "Kapıları üzerinize kapatırız, yiyecek, giyecek bulamazsınız." dediniz. Kürt'ün hakkı hukuku olursa Türk de huzur bulur, Fars da huzur bulur, Arap da huzur bulur; herkes huzur bulur. Barış içinde, eşitlik içinde ortak vatanda ve demokratik cumhuriyette yaşamanın yolu budur. Kürtlerin Suriye'de bir statü sahibi olmaması için Türkiye devleti cihatçılarla, IŞİD artı çetelerle birlikte hareket ediyor. Bu olabilecek bir şey midir? Onlarca yıldır saldırı isyanı, isyan çatışmayı doğuruyor. Bugüne kadar Türkiye'nin Kürt sorunu vardı, şimdi Orta Doğu'nun bir Kürt sorunu var, artık dünyanın da bir Kürt sorunu var. Dünya bugün Kürt sorununu tartışıyor, Avrupa Birliğiyle, Birleşmiş Milletleriyle, NATO'suyla bu meseleyi tartışıyor. Biz defalarca "Gelin, bu sorunu bu ülkede çözelim." diye çağrıda bulunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, iki dakika daha süre ilave ediyorum Sayın Oluç, devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Kürt sorununda demokratik ve barışçı çözüm yerine savaşla çözümde ısrar sorunu ağırlaştırmaktadır. Bu sorun savaş ve gözyaşı ortasında değil, diyalogla bu Mecliste tartışılmalıdır. Olan bu savaşta yitip giden evlatlarımıza, tükenen kaynaklarımıza olmaktadır. Bütün bunların sebebi iktidar hırsı ve Kürt düşmanlığıdır. Çare Washington'da ya da Moskova'da değildir. Kendi sınırlarında yaşayan Kürtlerle, komşu sınırlarda yaşayan Kürtlerle barışmayan bir zihniyet çözümsüzlük üretir. Bu topraklar, bu bölge hepimize yeter; kavgaya değil, ortaklığa ve barışa ihtiyaç vardır. Bu Meclisin diyalog kurmak gibi tarihsel bir vazifesi vardır. Bu Mecliste iktidarın yanlış politikalarına gönüllü ya da gönülsüz verilen destek sadece ve sadece yürütmenin bugün bu Meclisin iradesinin üstünde bir güç olma arzusuna hizmet eder. Bu durum Meclisin iradesinin ipotek altına alınması değil de nedir? Türkiye'de iktidarın ülkeyi ve toplumu sürüklediği tehlikeli ve tehditkâr ortama karşı demokratik mücadele meşrudur. Kürt, Türk ve Arap halklarını birbirlerine düşürecek her adım bir suçtur.

Son bir söz söyleyeyim ve bitireyim: Bir işgal girişimiyle Kürtlerin ve Kuzey Suriye halklarının kazanımlarının yok edilmesini ve bir demografik değişim yaratılmasını asla kabul etmiyoruz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Terörle mücadele.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bizler meşru olan demokratik çözüm ve barış mücadelemizin hem ülkemizde hem de komşularımızda kararlı takipçisi olmayı sürdüreceğiz.

Diyoruz ki: Eşitliği ve kardeşliği sağlamlaştıralım. Gelin, hep beraber barışı örelim. Parti, görüş ya da konum fark etmeksizin insanların ölümüne, yerinden edilmesine karşı çıkan, savaş karşıtı olan herkesedir bu çağrımız. Biz, insanlar ölmesin, bu topraklara barış gelsin diye bu yola çıktık ve ne olursa olsun bu konuda asla bu yoldan dönmeyeceğiz ve inanıyoruz ki sonunda barış ve halkların barış talebi kazanacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)