| Konu: | Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 5 |
| Tarih: | 10.10.2019 |
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli arkadaşlarım, bugün görüştüğümüz konuda aslında yargı reformu dediğimizde aklımıza gelen şey hukuki otonominin tesisidir. Yani siz bu merkezî sınavı ancak Adalet Bakanlığı, üniversiteler ve baroların iş birliğiyle yapıyorsanız, bir anlamda işi bilimselleştiriyorsanız bunun bir anlamı vardır ama bu sınav neticede bürokrasinin elinde kalacaksa sonuçlar kanaatime göre çok da değişmeyecektir.
Şimdi, yine uzmanlarla konuştuğumuzda şunu öğrendik ki Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ile Hâkimlik Yazılı Sınavı müfredatı örtüşmüyor. İkinci mesele, etik derslerinin zorunlu olmaması, hukuk gibi önemli bir konuda özellikle etik derslerinin zorunlu olmaması hadisesi.
Çok değerli arkadaşlarım, bir mesele de şu; bu aslında gerçekten millî bir meselemiz: Hukuk müfredatı içerisinde dogmatik derslerin merkeze alınması ve felsefi derslerin arka plana itilmesi nedeniyle bizde bir millî hukuk yönetimi oluşamıyor ve bu yüzden ulusüstü mahkemelere veya yargı organlarına olağanüstü başvuru var ve onlara çok iş düşüyor.
Son mesele aslında bizim eğitimimizin gerçekten ortak meselesi. Bunca hukuk fakültesi, bunca öğrenci yerine kontenjanları düşürüp niteliği ve bilimsellik niteliğini artırmak bu sorunun çözümüne yardımcı olacaktır.
Uygulamaya gelince değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye'deki en büyük problem hâkimlerin ve savcıların müdahaleye açık durumudur, korunmasız durumudur. Bir tıpçı ve bir akademisyen olarak benim aklıma gelen, onları tayin durumundan kurtarıp belki bir rotasyon durumuna sokmak ve yerlerinin sabitliğini sağlamak onları daha özgürleştirecek, kararlarını daha tarafsız kılabilecektir.
Çok değerli arkadaşlarım, yine yaptığımız bir araştırma sonucu, ülkede beraat oranı çok yüksek. Aslında bu, hukukçu olmayan benim tarafımdan işitildiğinde sanki iyi bir şeymiş gibi görünüyor ama bunun anlamı, yetersiz iddianame. Yetersiz iddianame ya eğitimsizlikten oluşur ya da baskıdan oluşur. Ama biz KHK sürecinde şunu yaşadık ki bir savcı önüne getirilen insanlar hakkında bir iddianame yazmazsa bir bakıyoruz, onun tayini çıkmış. Savcılık tarafından mahkemeye getirilen bu şüpheliler hakkında dava reddedilirse bir bakıyoruz, mahkeme heyetinin tayini çıkmış. İşte, asıl meselelerimiz, çok değerli arkadaşlarım, bu gibi meseleler.
Şimdi, değişiklik maddelerine gelince, diyorsunuz ki: "Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz." Bu, zaten suç değil yani cari mevzuatta da suç değil. Burada mesele, uygulama sorunu; mesele, amel sorunu yani sizin hukuka bakışınız.
Pasaport meselesinde de benzer bir şey yaşıyoruz. Dokuz takla atıyoruz, kolluk kuvvetlerinin ve muhtarın denetiminden de geçiyoruz ama cümlenin sonuna bakıyoruz: "İçişleri Bakanlığınca pasaport verilebilir." "Verilebilir" diyorsanız, bunun eş anlamlısı "verilmeyebilir"dir de. Yani bunun da aslında mevcut duruma getirdiği bir yenilik yok. Mevcut durumda zaten hakkı olan insanlar dahi pasaport almıyor. Ama bu maddenin neden buraya konulması gerektiğini sizin gözlüklerinizle okumaya çalıştım. Bu madde, tamamen İçişleri Bakanını güvence altına almaya yönelik bir maddedir ve getirdiği hiçbir yenilik yoktur. Siz eğer -ben kıt hukuk bilgimle konuşuyorum- benim gibi bir vatandaşa karşı otoriteyi bağlayıcı yani "Pasaport verilir." ibaresini kullanmıyorsanız, beni herhangi bir güvence altına almıyorsunuz demektir.
Sayın Başkan, vaktim bitti ama biraz uzatma rica ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Ekliyorum sürenizi şimdi.
NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Teşekkürler.
Sorun şurada çok değerli arkadaşlarım: AK PARTİ Grup Başkanı Sayın Naci Bostancı'nın geçende basına verdiği -canlı olarak da izledim- beyanı: "Hukuki bir engel olmasa da devlet aklı bu insanlarla çalışmak istemeyebilir." Kimden bahsediyor? KHK'yle işinden atılan, aklanan, beraat eden insanlardan bahsediyor. Yani hukukun, yargının önüne, kendince oluşturduğu ve arkasına saklandığı bir devlet kavramı yerleştiriyor ve "devlet aklı" demekle de aslında kendi heva ve hevesini konuşturuyor. Bizim asıl meselemiz budur, amel meselesidir, uygulama meselesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Biraz daha vaktim olacak mı Sayın Başkan? Bir dakika daha rica ediyorum.
BAŞKAN - Son defa bir dakika ekliyorum size Sayın İslam, her zaman kürsüyü kullanmıyorsunuz.
Buyurun.
NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Peki, çok teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım, bir mesele daha var, girip girmemekte epey düşündüğüm bir konu. Ne yaşadık? Bu ülkeye gelen Özbek kızının bir milletvekilinin evinde, elinde milletvekili silahıyla cesedinin bulunmasının geçirdiği prosedür, bizim hukuk anlayışımızın ve uygulamamızın özetidir arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Hiçbir zaman kimseyi suçlayarak söylemiyorum, Sayın Şirin Ünal'ı da çıkıp hem bu Meclise hem bu millete açıklama yapmaya davet ediyorum. Hepinizi de "12 Öfkeli Adam" filmini izlemeye bir kez daha davet ediyorum, 10 yaşımdan beri defalarca izlemişimdir. Ama diyorum ki: Deliller bu kadar aleyhinde olmasına rağmen ve kiminle konuştuysam halkın gözünde şüpheli nazarıyla bakılmasına rağmen masum olabilir ama bu sistem suçu da örter, masumiyeti de örter. En önemlisi, biz Nadira Kadirova'nın annesine ne diyeceğiz arkadaşlar, esas mesele budur.
Hepinize saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)