| Konu: | Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 4 |
| Tarih: | 09.10.2019 |
HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tartışmayı Türkiye açısından son derece önemli bir tartışma olarak görüyoruz, öncelikle bunu vurgulayayım. Bu paket gelmeden önce de yaptığımız birçok tartışmada hem Meclis Genel Kurulunda hem komisyonlarda esas itibarıyla yargıda tuzun koktuğunu ve iktidarın bundan sorumlu olduğunu defalarca dile getirdik. Çünkü Türkiye'deki yargı mekanizması taraflı ve bağımlı bir mekanizma hâline gelmiştir ve toplumda yargıya olan güven çok büyük ölçüde kırılmıştır.
Kamuoyu araştırmaları yapılıyor, sizler de bir kısmını görüyorsunuzdur, bu konuda en güven duyulan kurumlar sıralamasında yargı bugün en sonlarda yer almaktadır, en aşağılara düşmüştür yargı kurumu. Birçok kamuoyu araştırma şirketinin araştırmaları bunu göstermiştir yani toplum yargıya olan güvenini yitirmiştir. Ve bu sadece siyasi davalar için geçerli değildir, belki biz bunu konuştuğumuz için zannediyorsunuz ki sadece siyasi davalar, değil, ticari ve adli davalar için de bu geçerlidir. Genel olarak yargıyla ilgili böyle bir durum vardır. Yani, geçenlerde bir araştırma gördüm, baktım, diyor ki: "Adalet denince aklınıza ne geliyor?" Cevaplardan yüzde 23'ü "Adaletsizlik." diyor. Yani düşünün, ülkede bir parti iktidarda, adında "adalet" kavramı var, soruya cevap verildiğinde toplumun yüzde 23'ü "Adalet deyince aklımıza adaletsizlik geliyor." diyor, durum bu. Ama daha çok rakam vereceğim size. Yine, yapılan araştırmalarda toplumun yüzde 48,5'u yargının bağımsız olmadığını dile getiriyor. Yargıya güvenenlerin oranı yüzde 38'e düşmüş vaziyette. "Türkiye'de mahkemeler tarafsız mıdır?" sorusuna ise "Tarafsızdır." diyenlerin oranı sadece yüzde 38.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin seçmenleri arasında da ciddi ölçüde düşük rakamlarla karşı karşıya kalıyoruz. Yani, mesela Adalet ve Kalkınma Partisinin seçmenlerinin yüzde 26'sı Türkiye'de yargının bağımsız olmadığını düşünüyor, yüzde 16'sı Türkiye'de yargıya güvenmiyor, yüzde 23'ü mahkemelerin tarafsız olmadığını düşünüyor. Bunlar doğrudan doğruya "Adalet ve Kalkınma Partisine oy veriyorum." diyen seçmenlerin söyledikleri. Şimdi, soruyorlar "Türkiye'de makam mevki sahibi biri ile sıradan vatandaş mahkemelik olsa eşit koşullarda yargılanır mı?" diye "Hayır." diyenlerin oranı yüzde 79. Vahim bir durum. Bu, yine baktığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisi seçmenleri içinde de çok yüksek bir oran; eşit yargılamanın olmayacağına inanıyor yüzde 63,5. Yani MHP ile Adalet ve Kalkınma Partisini -dışında tutmayıp- birlikte değerlendirdiğimizde, baktığımızda, yurttaşların yüzde 90'a yakını diyorlar ki: "Makam mevki sahibi biriyle yargılanıldığında o kazanır."
Şimdi, cinsel taciz ve istismar karşısında yargının gereken cezayı verebileceğine inananların oranı nedir biliyor musunuz? Yüzde 19. Vahim yani kadınlar açısından karşı karşıya kalınan durum vahim. Şimdi, diyeceksiniz ki "HDP, bunu siz söylüyorsunuz." Bakın, biz değil. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili geçenlerde İstanbul'da bir toplantıda bir konuşma yaptı ve "Yargı sistemine güven son derece düştü. Toplumda yargıyla yüz yüze gelen kim varsa yargıya güveni azalıyor." dedi, yani biz söylemiyoruz sadece, bizim dışımızda Anayasa Mahkemesinin Başkan Vekili de söyledi. Şimdi, bu durum var ortada yani yargıda tuz kokmuş.
Peki, bu görüştüğümüz paket bu sonuçları ortadan kaldıracak ve demokratik bir yargı reformu nitelemesini hak edecek bir paket mi? Yani maalesef değil, öyle olmasını isterdik, gerçekten değil. Uzun süredir ciddi beklentiler yaratıldı toplumda, kamuoyunda -tırnak içinde söylüyorum- "Yargı reformu geliyor." diye. Ama bu gelen paket Türkiye'nin yargı sistemindeki sorunları, adaletsizlikleri gidermekten ziyade demokrasi ve hukuk devletinden ne kadar uzaklaşıldığının göstergesi olarak karşımıza geldi.
Bu paketin hazırlık aşamasında yanlışlar yapıldı yani muhalefetin, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin -yargıyla ilgili meslek örgütlerini kastediyorum- akademik camianın görüşleri yeterince alınmadı, bir ortaklaşma sağlanmadı, bir ortak üretim anlayışıyla adım atılmadı, "Ben yaptım, oldu." bakış açısıyla hazırlanan bir teklif olarak karşımıza geldi. Toplumsal hayata yönelik düzenlemeler yapılırken toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek -teknik anlamda değil- niteliği yüksek çalışmalar olması gerekirken önümüzdeki teklif aslında toplumsal mutabakatı yakalayamamış, vasat altı düzenlemelerden biri olarak karşımıza geldi.
Şimdi, bu iktidarın toplumsal mutabakatı reddeden, bıraktım toplumsal mutabakatı, Meclis içinde bile bir mutabakatı, uzlaşmayı reddeden bir tutumu var; demokrasiyi kendi sayısal çoğunluğuyla hızlı kararlar almak olarak tarif ediyor, bu şekilde demokrasinin gerçekleşeceğine inanıyor ve bu anlayış öyle görünüyor ki -yargı paketinde de bunu gördük- artık kemikleşmiş bir anlayış, istişaresiz bir yönetim anlayışı esas itibarıyla, demokrasiyle ve demokratik politik kültürle maalesef bir ilgisi yok. Yani aslında bu iktidar hukukun üstünlüğünden yana değil, üstünlerin hukukunu hâkim kılıyor ve bunu sürdürmek istiyor esas itibarıyla.
Şimdi, değerli vekiller, yargının yitirdiği tarafsızlığını ve bağımsızlığını yeniden kazanabilmesi için gerçekten ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç var. Bunun ilk yolu, yürütmenin yani siyasi iktidarın yargı üzerindeki baskısını ve tehdidini, yönlendirmesini kaldırması ve yargının yürütmeye bağımlı ve taraflı bir hâlde olmaktan uzaklaşmasıdır.
Şimdi, Cumhurbaşkanının ağırlıklı atama yetkisini kaldıracak Anayasa değişikliğinin yapılması mutlak bir gerekliliktir. Cumhurbaşkanının, biri devletin başı, diğeri de partinin başı olmak üzere çift statüye sahip olması yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından en temel sorunlardan bir tanesidir çünkü Cumhurbaşkanı o sıfatıyla üst yargıdaki insanları atamaktadır; Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, HSK. Bu, çok vahim bir durumdur yani bir partinin genel başkanı yargının en temel üst organlarını belirlemektedir.
Şimdi, bakın, Cumhurbaşkanı kendisini o kadar hâkim sanmaktadır ki geçen gün ağzından çıkardı. Konu ne? Selahattin Demirtaş'ın tahliye edilmesiyle ilgili kararlar. Konuşurken dedi ki: "Biz onu bırakamayız." Yani "Yargı onu bırakamaz, yargı onu bırakmadı." demedi "Biz onu bırakamayız." dedi. Yani demiş oldu ki Cumhurbaşkanı: Ben, yargının üstünde emir veriyorum, direktif veriyorum ve onu orada tutuyorum. Kimi tutuyorsunuz? Bir siyasi partinin geçmiş dönem eş genel başkanını. O siyasi parti, sizin siyasi rakibiniz, onun eş genel başkanını siz hapiste tutuyorsunuz. O kişi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sizin rakibiniz olmuş, rakibinizi de hapiste tutuyorsunuz. Yani şimdi bu yargının bağımsız ve tarafsız bir yargı olduğunu söylemek mümkün mü? Yürütmenin tahakkümü altında olan bir yargıdan söz ediyoruz.
Bu yargı paketini getirmenin nedenlerinden bir tanesi vize muafiyeti ve Avrupa Birliğiyle müzakereler konusundaki yargı faslının açılabilmesi meselesi, ihtiyaçlar. Peki, baktığımızda ihtiyaç ne? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uyumlu hâle getirilmesi Türkiye'deki mekanizmaların. Şimdi bakıyoruz, 2018'de Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde hakkında en fazla dava başvurusu olan ilk 4 içinde. AİHM başvurularında adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlali başı çekiyor Türkiye hakkında 2018 sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gündeminde işlem gören veya görmeyi bekleyen 7.100 dava başvurusu bulunuyormuş. Türkiye tek başına AİHM'in iş yükünün yüzde 12,6'sını oluşturuyor.
Şimdi değerli vekiller, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2018'de Türkiye aleyhine 146 karar vermiş. Bu 146 kararın 41'i adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair. Yani Türkiye'de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği çok açık ortada, net olarak saptanıyor. Peki, buna ilişkin bu pakette bir düzenleme var mı? Yok. Şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi deyip siz dudak bükeceksiniz ama öyle değil. Anayasa Mahkemesinin kararlarına bakın, 2018'de alınmış kararların yüzde 45'i adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin, Anayasa Mahkemesinin kendi kararları. Şimdi, demek ki Türkiye'de adil yargılanma hakkı ihlal ediliyor. Peki, bu paket bunu değiştirecek adımlar atıyor mu? Yok, atmıyor. Diğer konu ne? Düşünce ve ifade özgürlüğü, esas itibariyle Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde. Hem AİHM'e göre hem Anayasa Mahkemesine göre son derece sorunlu bir alan. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 41 kararda "Türkiye düşünce ve ifade özgürlüğü ihlali yapıyor." demiş. Düzenleme var mı? Yok. Adalet Bakanlığının verilerine bakıyoruz, Terörle Mücadele Kanunu'nun 6 ve 7/2 maddelerinden yargılananlara, 2013-2017 arasında, son beş yılda 81 bin kişi ifade özgürlüğü kapsamında soruşturmalarla, davalarla karşı karşıya kalmış. 2018-2019 verileri daha vahim tabloyu ortaya koyuyor. Yani aklınıza esen kim varsa, siyasal ya da toplumsal muhalefetini dile getiren kim varsa Terörle Mücadele Kanunu'ndan dava açıyorsunuz. Peki bunu düzeltecek bir adım var mı bu pakette? Yok. Bir adım var, şimdi ona geleceğim. Şu çok açık: Terörle Mücadele Kanunu düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlali açısından 1'inci sıradadır. Aslında Terörle Mücadele Kanunu Türkiye hukuk sisteminin bir ayıbıdır. Üstelik oradaki maddelerin neredeyse hepsi Ceza Kanunu'nun içinde de vardır. Aslında bu Terörle Mücadele Kanunu'nun kaldırılması gerekir bizce fakat bu iktidarın TMK'yı kaldırmak gibi bir siyasi cesareti ve iradesi olduğunu asla düşünmüyoruz. Ne yapılabilir bu durumda? Bazı düzenlemeler yapılabilir. Neye uygun düzenlemeler yapılabilir? Birleşmiş Milletlerin kararlarına ve Avrupa standartlarına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarına uygun, onların içtihatlarına uygun düzenlemeler yapılabilir. Ama bu yargı paketinde o da yok. Bir değişiklik önerisi var TMK 7'ye ilişkin, hiçbir ihtiyaca cevap vermiyor. Yani 5 kez Terörle Mücadele Kanunu'nu değiştirmişsiniz şimdiye kadar, 7'nci maddesini, 5 kez. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarını uygulamaya. Ya, 5 kez değiştirmişsiniz, uygulayamadınız, şimdi 6'ncısı gelmiş, bu da tutmayacak çünkü diyorsunuz ki 7'ye 2'de: "Haber verme sınırını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz." Bu cümleye ekliyorsunuz, 7'ye 2'ye. Niye ekliyorsunuz? Zaten evrensel hukukta Anayasa'da ve mevcut mevzuatta ifade özgürlüğünün kapsamı bu düzenlemeye uygun. Anayasa'nın 25'inci maddesi bunu söylüyor, TCK'de buna ilişkin maddeler var. Niye bunu yazıyorsunuz oraya? Bu bir reform değil. Bu cümleyi yazmanız bile aslında adaletsiz ve hukuksuz uygulamalarınızın itirafıdır. Yani siz bugüne kadar haber verme sınırını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce ve açıklamaları da TMK nedeniyle yargıladınız ve ceza verdiniz, şimdi onu ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz, yaptığınız hataları düzeltmeye çalışıyorsunuz. Bakınız Cumhuriyet gazetesi davası, bakınız barış akademisyenleri davası. Anayasa Mahkemesi bunları bozdu. Demek ki bu atılan adım da aslında meseleyi düzeltmek için değil, AİHM içtihatlarına uygun hâle getirmek için değil. Şimdi, zaten Ceza Kanunu'nun 26'ncı maddesi der ki: "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez." Haberleşme ve iletişim hakkı var, evrensel bir hak; eleştiri hakkı düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde evrensel bir hak. Bunları kullandığı için niye insanları yargıladınız, binlerce insana ceza verdiniz? Hâlâ cezaevinde olanlar var, hâlâ yargılamaları sürenler var. Önünüze gelene "terörist" yaftası yapıştırmayı bir marifet zannediyorsunuz. Şimdi, böyle olmuyor, çok sayıda insan düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için mağdur edildi. Eleştiriden korkuyorsunuz, eleştiriden. Eleştirilince rahatsız oluyorsunuz. Neden? Demokratik bir politik kültürünüz olsa eleştiriden niye çekiniyor olacaksınız? Ama çekiniyorsunuz.
Şimdi, bu, işin bir kısmı ama bir kısmı da yargıç ve savcılarda. Yargıç ve savcıların zihniyetlerine bakın. Aslında Anayasa'da yazan bazı maddeleri uygulasalar bu durumlarla karşı karşıya kalınmaz. Yasalarda, uluslararası demokratik sözleşmelerde Türkiye'nin imzaladığı ve Anayasa'nın 90'ıncı maddesiyle amir hüküm hâline gelmiş olan maddelere baksalar bu durumla karşı karşıya kalınmaz ama HSK tedrisatından geçmiş yargı mensuplarının uygulamaları işte bugünkü sonuçları yaratıyor.
Şimdi, değerli vekiller, Türkiye'yi de bir cezaevine dönüştürdünüz. Yargısı böyle olunca kaçınılmaz olarak cezaevleri de feci durumda oluyor yani yargıda tuz kokunca böyle oluyor işte. Tutukluların nüfusa oranı 2005 itibarıyla 60-80 bandındayken on yıl sonra bu oran 220'ye çıkmış, sizin iktidarınız döneminde, şimdi daha da yükselmiş vaziyette. Yani cezaevine çevirdiniz ortalığı, cezaevine çevirdiniz. Yani şu anda cezaevlerinde Ocak 2019 itibarıyla kalan insan sayısı 264 bin, resmî rakamlar, Adalet Bakanlığının rakamları. Şimdi, ne yapacaksınız bu kadar insanı cezaevinde tutarak? Peki, bu konuyu çözmek üzere İnfaz Yasası'nda bir değişiklik yapmak üzere bu pakette bir şey var mı? O da yok. İnfaz Yasası büyük bir eşitsizlik içeriyor. Kimisi cezasının dörtte 3'ünü yatıyor, kimisi cezasının üçte 2'sini yatıyor, standart bir şey yok İnfaz Yasası'nda. "Gelin, İnfaz Yasası'nda bir standardizasyon yapalım, bu eşitsizliği giderelim. İnsanlar İnfaz Yasası'ndan faydalansınlar ve cezaevlerinde bir rahatlama ortaya çıksın." diyoruz; o da yok yargı paketinde. "Gelecek, gelecek" diyorsunuz, biz gelecek olanın kesinlikle bugün gelenden çok farklı olmayacağını düşünüyoruz.
"Adaletsiz yargı dosya biriktirir." derler. Gerçekten son on yılda gelen dosya sayısı yüzde 52 artmış vaziyette. İşte, en başında söyledim ya "Neden toplumda yargıya güven yok? diye. Bunun için güven yok. Sorun çözmüyor yargı, sorun yaratıyor esas itibarıyla.
Şimdi, paket bu hâliyle geçerse Türkiye'deki adaletsizlik duygusu derinleşir, yargı mekanizmasının sorunları aşılmaz. Yapılması gereken birkaç nokta var, söyleyelim; bir kez daha söylemiş olalım bunu.
Birincisi, adil yargılanma hakkının gereğini yerine getirecek bir pakete ihtiyaç var, madde değişikliklerine ihtiyaç var, bunların içinde bir kısmı da Anayasa'da madde değişikliğine ihtiyaç duyuyor.
İkincisi, düşünce ve ifade özgürlüğünde bunu engelleyen TMK başta olmak üzere çeşitli TCK maddelerinde de acil düzenlemeye ihtiyaç var; yapılması gereken bu.
Üçüncüsü, İnfaz Yasası'nda çok ciddi bir standardizasyona ihtiyaç var.
Bütün bunlarla beraber bir şeye daha ihtiyaç var. Hâkimler ve Savcılar Kurulu bağımsızlığını yitirmiştir; eskiden de değildi o kadar, şimdi iyice yitirmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 13 üyesinden 6'sını partili bir Cumhurbaşkanı seçiyor, böyle bir şey olmaz; bir partinin genel başkanı seçiyor, böyle bir şey olmaz. Dolayısıyla, bu konuda da adım atılması gerekir. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun o mekanizması değiştirilmediği, düzenlenmediği müddetçe yargıda reformdan bahsetmek mümkün değildir.
İstinaf mahkemelerini kurdunuz, felaket. Yani kusura bakmayın, çöplük hâline geldi; sizin âdeta hukuk komisyonlarınız gibi. Verdikleri kararlar felaket. Şimdi, düzeltmek için... İstinaf mahkemelerinden beş yıl altındaki cezalar Yargıtaya gitmiyordu ya, orada herkese cezayı çaktırdınız, çaktırdınız, sizin hukuk komisyonlarınıza, şimdi, o tabii artık içinden çıkılmaz bir noktaya geldi; şimdi Yargıtaya göndereceksiniz bazı konuları. Onu da sınırlamışsınız, niye sınırlıyorsunuz? İstinaf mahkemesinde o hukuk bilmeyen hâkimlerin verdiği kararların tamamı Yargıtaya gitmeli. Hani Yargıtay çok matah olduğundan değil ama biraz daha uluslararası içtihatları ve hukuk ilkelerini bilen hâkimler var, hiç olmazsa onlar bu felaketleri elden geçiriyorlar.
Şimdi, bu düzenlemeler yapılmadığı müddetçe bizim yargı reformundan bahsetmemiz söz konusu olamaz. Evet, Türkiye'nin bir demokratik yargı reformuna ihtiyacı var ama sizin bu getirdiğiniz paket bu ihtiyaca maalesef cevap vermiyor. Bunu yapabilmek için bir uzlaşmaya ihtiyaç var, bunu yapabilmek için önce bu Mecliste bulunan siyasi partilerle gerçekten, samimi bir şekilde müzakere etmeye ihtiyaç var. Bunu yapmadığınız müddetçe yargı alanındaki kokuşmuşluğu, tuzun kokması durumunu ortadan kaldırmanız mümkün olmayacaktır ve göreceksiniz uluslararası alanda da bütün o çiğnediğiniz içtihatlar dönecek dolaşacak Türkiye'de iktidarın önüne her seferinde gelecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Biz de bıkmadan usanmadan sizin hukukun üstünlüğüne geri dönmeniz için, üstünlerin hukuku anlayışından uzaklaşmanız için, demokratik ve evrensel hukuk ilkelerine sahip çıkabilmeniz için mücadele etmeye devam edeceğiz, elbette ki Mecliste de yerel mahkemelerde de uluslararası mahkemelerde de çünkü biz şunu biliyoruz ki: Eğer bir ülkede adalet yoksa, eğer bir ülkenin yargı mekanizması adalet değil de adaletsizlik dağıtıyorsa bir ülkenin yargı mekanizması iktidarın tahakkümü altında, iktidara bağımlı ve taraflı olarak çalışıyorsa o ülkede adaletten ve özgürlükten söz etmek asla mümkün değildir. Bu nedenle bu paketi tartışacağız. Bu paketin tamamına -içinde bazı olumlu maddeler olsa da- olumsuz vereceğiz ve bundan sonraki mücadelemizi de bu anlamda sürdüreceğiz.
Teşekkür ederim dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)