GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Anayasa Mahkemesinin Sırrı Süreyya Önder hakkında verdiği karara, 12 Ağustos 1949 tarihli Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi'nin 49'uncu maddesine göre savaş hâllerinde bir bölgeye yeni nüfusun transfer edilemeyeceğine ve ilgili topraklardaki nüfusun da hiçbir sebeple topraklarından çıkarılamayacağına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:3
Birleşim:3
Tarih:08.10.2019

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, önce bir hatırlatma yapmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz dönemlerde milletvekilliği yapmış değerli arkadaşımız Sırrı Süreyya Önder hakkında bir karar verdi ve onun hakkındaki üç yıl altı ay mahkûmiyet cezasını hak ihlali olarak gördü, "İfade özgürlüğü ihlal edildi Sırrı Süreyya Önder'in." dedi. İnfaz durduruldu ve Sırrı Süreyya Önder'i ceza evinden aldık geçtiğimiz hafta.

Şimdi, bunu niye hatırlatıyorum? Hatırlarsa özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna söylüyorum, Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş'ın birlikte yargılandıkları davayla ilgili konuşuyorum. Ceza aldıkları zaman biz burada kürsüden bu cezanın hukuksuz ve demokratik hukuk ilkelerini yok sayarak siyasi bir karar ve ceza olduğuna dair konuşmalar yapmıştık, bize burun kıvırmıştı arkadaşlar fakat Anayasa Mahkemesi bizim haklı olduğumuzu tespit etmiş oldu. Dileriz ki aynı davada yargılandığı için Sevgili Selahattin Demirtaş'ın da Anayasa Mahkemesine kişisel başvurusu vardır. Normalde onun da başvurusunun gündeme alınması gerekir, gerekirdi ve aynı şekilde kendisinin de bir hak ihlaliyle karşı karşıya geldiği kararının verilmesi gerekiyor Anayasa Mahkemesinin kararından anladığımız kadarıyla fakat henüz o gündeme alınmış değil, belli ki siyasi baskılar şu anda ağırlıkta. Bunu hatırlatmak istedim. Niye hatırlatmak istiyorum? Yani hukuk ihlalleri olduğu zaman, hak ihlalleri olduğu zaman burun kıvırmadan önce, öfkelenmeden önce biraz düşünmek gerekiyor, buna işaret etmek istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi, bir konuda da hatırlatma yapmak istiyorum geleceğe dönük olarak çok konuşacağız, bugün de Genel Kurulda tezkereler konusunda konuşacağız, belli ki önümüzdeki günlerde de bu konuları konuşmaya devam edeceğiz Genel Kurulda da. Ama ben bir hatırlatma yapmak istiyorum bu konuşmalarla ilgili olarak.

Şimdi, 1949 tarihli bir Cenevre Sözleşmesi vardır ve bunun 4'üncü Protokolü vardır. 1949 Cenevre Sözleşmeleri denilen ve savaş sırasında savaş felaketlerine herhangi bir şekilde maruz kalan insanların şeref ve haysiyetlerinin ve haklarının korunmasını sağlayan 4 önemli milletlerarası anlaşmanın Cenevre diplomatik konferansı tarafından kabul olunduğu 12 Ağustos 1949 tarihidir. Bu tarihte Türkiye dâhil olmak üzere, Birleşmiş Milletlere üye tüm devletlerin imzaladığı bir sözleşmeden söz ediyorum, 4'üncü Cenevre Savaş Sözleşmesi'nden.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bu 4'üncü Cenevre Savaş Sözleşmesi'nin 49'uncu maddesi kısaca şöyle bir belirlemede bulunur, der ki bir savaş hâliyle ilgili olarak: "Bir bölgeye yeni bir nüfus transfer edilemez ve ilgili topraklardaki nüfus hiçbir sebeple topraklarından çıkarılamaz, mülkiyet hakları gasbedilemez, şiddet ve işkence uygulanamaz." Dolayısıyla bunu hatırlatmak istiyorum. Yani bu sözleşmeye göre, savaş hâllerinde başka bir yerden nüfus taşımak, bölgedeki nüfusu yerinden etmek bir savaş suçudur.

Şimdi, yapılan açıklamalardan gördüğümüz kadarıyla bir Selefi cihatçı kemer yaratma hedefi vardır. Orada -sözü edilen bölgeyle ilgili, kuzeydoğu Suriye'yle ilgili konuşuyorum- insanlar yaşıyor. Yani 2014 rakamlarına göre yaklaşık 5 milyon insan yaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum.

Belki şu anda 5 milyonun üzerine bile çıkmış olabilir, bir resmî nüfus sayımı yapılamadığı için son yıllarda bilmiyoruz. Ama orada insanlar yaşıyor; orada sosyal, ekonomik, kültürel bir hayat var ve bu yokmuş gibi düşünürseniz... Orada çoluğu çocuğu olan, okula giden çocuklar, üretimde bulunan insanlar var, çiftçiler var yani insanlar yaşıyor kısacası orada. Bunu yok sayıp böyle kolay demografik değişimler yaratma hesaplarının ciddi sonuçları olacağına dair de -uluslararası hukuk açısından- bir hatırlatma yapmış olalım.

Teşekkür ediyorum.