| Konu: | Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 97 |
| Tarih: | 03.07.2019 |
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
91 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 26'ncı maddesi dolayısıyla söz almış bulunuyorum.
Getirilen düzenlemeyle 2644 sayılı Tapu Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu başta olmak üzere, mülkiyet hakkına ilişkin çok sayıda yasada değişiklik getirmektedir bu kanun teklifi.
Yapılan düzenlemeler yurttaşların sahip oldukları yapı ve taşınmaz üzerinde Anayasa'nın 35'inci maddesi, mülkiyet hukukunu düzenleyen maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 no.lu maddesindeki hükümlerine açıkça aykırı olarak düzenlenmiştir.
Değerli milletvekilleri, riskli yapıların tespitleri Bakanlıkça yapılabileceği, yapılan tespitten sonra tebliğin mülkiyetin kapısına asılacağı, yapılan bu işlemin tebliğ yerine geçeceği, iki gün içerisinde malik sahibinin itiraz edebileceği, üç gün içinde de yapılan itirazların değerlendirilebileceği gibi akıl almaz bir kısa süre içerisinde ne yazık ki bu tebligatlar yapılmaktadır. Mahmut Tanal ağabeyim buradan az önce dedi ki: "Bir aspirin bile alınsa iki gün içerisinde bu vücuda sirayet etmez." Gerçekten "iki gün içerisinde"yi AK PARTİ'li milletvekillerinin insafına sunuyorum. Vatandaşı iki gün içerisinde evinden, taşınmazından nasıl çıkaracaksınız? Vatandaşın bu konuda bilgilendirilmesi, desteklerin daha insani bir anlayış içerisinde yapılması gereklidir. "Uygulama yapılacak alanın sınırları uygulama bütünlüğü gözetilerek belirlenir." denilmekte. Buradaki riskli alan ya da büyüklük mü kastediliyor? Bu muğlak ifadenin mutlaka açık olarak maddede yerini bulması gerekiyor diye düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, 1/1/2019 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne göre şu anda Türkiye'nin yüzde 90-95'i riskli yapı alanı içerisinde yer almaktadır. Yani yapı stokunun yüzde 90-95'i yıkılma riskiyle karşı karşıya olarak görülmektedir. Bu işlem tek kelimeyle deprem ve afet olgusu kullanılarak vatandaşın malına, mülküne el konulmasının önünü açmaktadır. Buradan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığını asli görevini yapmaya davet ediyoruz değerli milletvekilleri. Çevre ve Şehircilik Bakanı, bakın, haziran ve ağustos ayında Karadeniz Bölgesi'nde meydana gelen heyelanlar ve sel afetlerine karşın -onlarca insanımız yaşamını kaybetti- buraya ilişkin herhangi bir kentsel dönüşüm uygulaması yapmazken AFAD'ın yapması gereken konular, AFAD'ın yetkileri elinden alınıyor ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına veriliyor ne yazık ki. Buna ilişkin sorduğumuz soruya da yanıt vermedi sayın Komisyon üyeleri. Yazılı olarak vereceklerini... Yazılı olarak cevabı da bekliyoruz işin doğrusu. Alanların dönüşümüyle ilgilenmesi gerektiğini düşünüyoruz, bu Karadeniz'deki sel baskını olan alanlarla ilgili.
Evet, MTA tarafından, 2011 yılında, büyüklüğü 7.0 üzerinde deprem meydana gelecek deprem bölgelerinin ve 485 fay hattı üzerinde yerleşim alanlarının olduğu tespit edilmiştir. Ülkemizde bu alanlar bulunurken, özellikle kırsal kesimin buralarda yerleştiği göz önünde bulundurulursa buraların kentsel dönüşüme uğraması zorunluluğu varken neden rantı yüksek olan bölgelerin kentsel dönüşüme uğratılmak istendiği de ayrı bir handikaptır.
Deprem konusunda çalışan bilim adamlarının onlarca kez uyarmalarına rağmen Doğu Anadolu fay zonunda ve Kuzey Anadolu fay zonunda tek bir kentsel dönüşümün yapılmamış olması bir handikaptır. Varsa yoksa İstanbul Boğazı'nın iki yakasındaki rant bölgeleri. Ankara'da Kızılay'ın göbeğinde yer alan, hiçbir afet riski olmayan Saraçoğlu Mahallesi'nin kentsel dönüşüme sokulması.
Değerli milletvekilleri, genel olarak tescilli yapılar ile arkeolojik ve kentsel sit alanlarında bulunan alanların da yer almamış olması sakıncalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Hemen toparlıyorum efendim.
Fesihle ilgili de yine Bakanlık, yapıları resen yıkmakla kalmamakta, hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, ilgililerin muvafakati aranmaksızın resen fesih kararı hakkına kavuşturulmaktadır. Taraflar yıllar sürecek anlaşmazlıklar içine itilecektir. Gerekçeler üzerinde herhangi bir açılım bulunmadan, uygulama içinde tüm işleri genel hukuk kurallarına havale eden Bakanlığın sözleşme iptalinde söz sahibi olması anlaşılır bir durum değildir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne açıkça aykırı olan, vatandaşlarımızın ellerinden mülklerinin afat gerekçe gösterilerek alınmasına neden olabilecek, sağlık ve güvenlik yaşam alanlarının inşa edilmesine hiçbir katkısı olmayacak olan bu düzenlemenin yeniden ele alınmasını rica ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)