GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Askeralma Kanunu Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:92
Tarih:20.06.2019

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, doğru, 1927'den sonra ilk kez enine boyuna bu konunun ele alınıp tartışılıyor olması, Mecliste değerlendiriliyor olması şüphesiz ki önemli bir adımdır, bunu yok saymamak gerekiyor.

Bu kanun teklifiyle 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu üzerinde düzenlemeler yapılmaktadır.

Biz bu maddeler tartışılırken ilk iki bölümde olduğu gibi üçüncü bölümde de aynı tutumumuzu sürdüreceğiz. Bu bölümlerde esas itibarıyla iki konu üzerinde tartışmayı sürdürdük çünkü detaydan önemlisi bu konulardaki temel yaklaşım bizim açımızdan önemliydi.

Şimdi, biliyoruz bu Meclisteki partilerin, grupların içinde bizim bu temel yaklaşımımızı doğru bulmayan, eleştiren çok sayıda vekil var fakat biz yine de bu temel yaklaşımımızı tartışmayı ve bu konudaki görüşlerimizi açıklamayı önemli buluyoruz.

Biz Halkların Demokratik Partisi olarak zorunlu askerliğin kaldırılmasını savunduk Meclisteki bu tartışmada ve bunu savunmaya da devam ediyoruz. Çeşitli nedenleri var bunun. Yani zorunlu askerliğin, gençlerin -bir kısmının en azından diyelim- sosyal ve ekonomik yaşamdan uzaklaşmasına neden olduğunu düşünüyoruz ve kimse zorla askere alınmamalıdır, zorunlu askerliğin devam ettiği durumlarda ise vicdani ret hakkı tanınmalıdır diyoruz.

Şimdi "vicdani ret hakkı" kavramını çok tartışmalı bulan arkadaşlarımız olduğunu da biliyoruz ama buradaki mesele, bu kavramın kendisinin kullanılmasından daha öte, bu kavramın içeriğinin ne olduğunu, bu anlayışın ne olduğunu değerlendirmektir esas itibarıyla.

Şimdi, bakın, daha evvel de vurguladık, Türkiye'nin imzasının bulunduğu uluslararası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve aynı zamanda inanç ve vicdan özgürlüğü hakkını da kabul eden Türkiye'nin Anayasası aslında "vicdani ret hakkı" dediğimiz meselenin -ki bu bir vicdani hizmet hakkıdır, biraz sonra oraya da geleceğim- yasalaştırılmasını gerekli kılar bizce. Yani eline silah almak istemeyen gençlerin zorunlu askerlik yapmama hakkının güvence altına alınması gerekir. Bunun sayısının kaç olacağının bir önemi yoktur esas itibarıyla, ilkesel olarak bir haktan söz ediyoruz.

Zorunlu askerlik yapmak istemeyen gençler için kamu hizmeti bir opsiyon olarak düşünülebilmelidir ve bu bir hak olarak var olmalıdır. Bunun örneklerine Avrupa'da ve dünyanın birçok ülkesinde rastlamak mümkündür. O örnekleri de şimdi size biraz açmaya çalışacağım.

Bakın, Avrupa Konseyinin kurucu ülkelerinden bir tanesidir Türkiye ve şu anda Avrupa Konseyi ülkeleri arasında vicdani ret hakkını tanımayan sadece Türkiye ile Azerbaycan vardır, bunun dışındaki bütün üye ülkeler bu hakkı tanımışlardır.

Şimdi, zorunlu askerlik, belirli bir yaşa ulaşmış olanların -ülkemizde genellikle erkek nüfus açısından bu geçerli- belirli bir süre boyunca kamu hizmetini yerine getirmesi anlamına gelmektedir. Şimdi, biliyorum, arkadaşların bir kısmı diyecektir: Yani askerlik hangi kamu hizmeti? Evet, arkadaşlarımızın birçoğu bunu bir vatan hizmeti olarak tanımlamaktadır. Doğru fakat aslında vatan sadece topraklardan oluşmadığı için, onun üstünde yaşayan insanlar ve toplumdan da oluştuğu için bunu bir kamu hizmeti olarak değerlendirmek mümkündür.

Söz konusu kamu hizmeti çoğunlukla zorunlu askerlik olarak geçerli oluyor. Ancak, dediğim gibi, bazı ülkelerde başka alanlarda da bu kamu hizmeti verilebiliyor, alternatif bir kamu hizmeti anlayışı geliştirilebiliyor. Bakın, örnekleri var; mesela Almanya'da her yetişkin, askerlik hizmeti yapmak zorundadır yani zorunlu askerlik vardır ama vicdani ret hakkı da vardır. Askerlik yapmak istemeyenler genellikle dokuz ay kadar anaokulları, hastaneler, rehabilitasyon merkezleri, huzurevleri gibi kurumlarda çalışmaktadırlar ve bu sivil hizmeti, kamu hizmetini yerine getirirken de askerî kışlada değil evlerinde yaşamaktadırlar. Başka örnekler vardır, Kızılhaçta özellikle, başlıca personel arasında bu hakkı kullanmak isteyenler yer almaktadır, sadece Almanya'da değil Avrupa'nın diğer ülkelerinde de. Avusturya'da mesela vicdani retçiler için 8 ay zorunlu askerliğe karşılık 12 ay kamu hizmeti şartı bulunmaktadır yani zorunlu askerlikten daha fazla kamu hizmeti şartı vardır. Yunanistan'da bu 12 ay zorunlu askerliğe karşılık 24 ay kamu hizmeti olarak şekillenir. Polonya'da 12 ay askerlik hizmetine karşılık 18 ay kamu hizmeti olarak şekillenir. İsveç'te 7,5 ay askerlik hizmetine karşılık 7,5 ay kamu hizmeti olarak öngörülür. Yani örnekleri tek tek artırmak mümkün, zamanımız sınırlı olduğu için isimlerini söylüyorum: Avusturya, Estonya, Finlandiya, İsviçre, Yunanistan, Tayvan. Bunların hepsinde askerlik hizmeti yerine kamu görevi seçeneği mevcuttur.

Şimdi, dünyada -bu aslında burada çok fazla tartışılmadı ama yapılan işin bununla çok alakalı olduğunu da hepimiz biliyoruz- özellikle son dönemlerde profesyonel ordulara geçiş söz konusudur. Mesela 27 Avrupa Birliği üyesi ülkeden 21'inde zorunlu askerlik yoktur, 28 NATO ülkesinin 23'ünde profesyonel ordu mevcuttur. Özellikle 2000'li yılların başlarından itibaren zorunlu askerliğin yerini giderek profesyonel ordulara terk ettiğini biliyoruz ve burada da tartıştığımız bugünkü konu elbette ki bununla ilgilidir. Biz burada bu meseleyi tartışırken hep şunu vurguladık: "Zorunlu askerliğin kaldırılması gerekir ama bu sisteme devam edilecekse de o zaman bir vicdani kamu hizmeti hakkının, Türkiye'de de kullanmak isteyenler için tanınması gerekir."

Bakın "uluslararası kuruluşlar" dedim, iki örnek vermek istiyorum Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlamentosu bağlamında. Bu konu aslında 19'uncu yüzyıldan beri dünyada tartışılan bir konu ama özellikle 20'nci yüzyılın başlarında Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında daha yoğun olarak ele alınıp değerlendirilen bir konu. Günümüzde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından da bu, temel insani hak olarak kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu 1987/46 İlke Kararı'nda devletleri vicdani ret hakkını tanımaya davet etmiş ve devletlerin bu hakkı kullananları cezalandırmaktan kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir. Birleşmiş Milletlerden söz ediyoruz. Bunu takip eden yıllarda, 1989 yılında 59 İlke Kararı'nda Komisyon bir adım daha atmıştır ve vicdani ret hakkının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi madde 18'de ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme madde 18'de tanınan inanç özgürlüğünün bir parçası olduğunu belirtmiştir. Devam etmiştir, 1993'te 84 İlke Kararı, 1995'te 83 numaralı İlke Kararı, 1998'de 77 numaralı İlke Kararı'nda da aynı ilkeler tekrarlanmış ve genişletilmiştir. Bu ilke kararları doğrultusunda da Birleşmiş Milletler Komisyonu devletleri kanunlarını ve uygulamalarını gözden geçirmeye, vicdani retçiler için af ve hakların iadesi uygulamalarını yürürlüğe koymaya çağırmıştır.

Şimdi, bütün bunları niye söylüyorum? Anayasa'mızın 90'ıncı maddesi der ki: "Uluslararası sözleşmeler iç hukuktan daha üstün ve geçerlidir." Amir hükmüdür yani. "Bir iç hukuk ile uluslararası sözleşme arasında bir tartışma çıktığında amir hüküm uluslararası sözleşmedir." der Anayasa'nın 90'ıncı maddesi. Dolayısıyla Türkiye'de vicdani ret yasasının olmayışı ya da bu açıdan yasada herhangi bir maddenin olmayışı bu talebi bir hak olmaktan çıkarmaz aslında çünkü Türkiye'nin, altında imzası olan 2 büyük sözleşme vicdani ret talebine hukuki dayanak oluşturur. Bir tanesi Birleşmiş Milletler Medeni Haklar Sözleşmesi, diğeri de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'dir. O açıdan, baktığımızda, bu konunun tartışmasının biz önemli olduğunu düşünüyoruz. Evet, 1927'den sonra ilk kez Mecliste bu konu enine boyuna tartışılıyordur -askerlik meselesi- yasa anlamında ama biz öyle inanıyoruz ki vicdani ret hakkı ya da vicdani kamu hizmeti hakkı mutlaka ama mutlaka önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin de tartışması gereken ve sorunları aşma konusunda bir yol olarak benimsemesi gereken bir haktır diye düşünüyoruz. Çünkü bugün de dün de evvelsi gün de yaptığımız bütün tartışmalarda, daha önce komisyon tartışmalarında da çok açık olarak görüldü ki bu alanda Türkiye'de yaşanan bir sorun var. Bu da yeni değil yani 1970'li yıllardan bugüne kadar uzayıp gelen bir sorun. Nedir o?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Oluç.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bakaya ve askere gitmedikleri için kaçak durumuna düşmüş olanların durumu ve bundan dolayı da çeşitli uygulamalar. Ben hatırlıyorum, 1970'li yıllardan bugüne kadar birçok uygulama denendi bu konuda, en son şimdi bedellinin sürekli hâle getirilmesi benimsenmiş oluyor. Yani daha evvel ben kendim de dört ay bedelsiz askerlikten faydalanmıştım, çok farklı uygulamalar oldu, onun için bu örneği veriyorum. Öyle inanıyoruz ki bu bedellinin sürekli hâle getirilmesi de bu sorunu tam olarak çözmeyecektir önümüzdeki yıllarda. O zaman bir vicdani kamu hizmeti hakkının tanınması önümüzü biraz daha açan, Türkiye toplumunu biraz daha demokratikleştiren ve toplumdaki kamu hizmeti anlayışını geliştiren bir noktaya doğru ilerleyecektir.

Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)