GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 99'uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:69
Tarih:23.04.2019

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI PERVİN BULDAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99'uncu kuruluş yıl dönümü. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulan Sevgili Selahattin Demirtaş, Sevgili Figen Yüksekdağ, İdris Baluken, Sırrı Süreyya Önder, Selma Irmak, Sebahat Tuncel ve Sevgili Gültan Kışanak başta olmak üzere, ismini buradan sayamadığım binlerce arkadaşımızı da bu vesileyle saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Ülkemizdeki hukuksuzlukların son bulması için yüz altmış yedi gündür açlık grevinde olan, bu Parlamentonun üyesi, Hakkâri Milletvekilimiz Sevgili Leyla Güven'i de buradan saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ne yazık ki bu 23 Nisanı da Mecliste temsil edilmesi gereken halk iradesinin cezaevlerinde tutulduğu, halk iradesine yönelik gasbın sürdüğü, demokratik temsiliyetin engellendiği bir süreçle karşılıyoruz. Oysa Meclis 23 Nisan 1920'de kurulduğunda çoğulculuk esasına dayanıyordu, özellikle 21 Anayasası daha ademimerkeziyetçi bir yönetim ilkesini öngörüyordu. Ne yazık ki 24 Anayasası'yla birlikte bu çoğulculuk esası terk edildi ve yerine tekçi, otoriter sistem inşa edildi, geriye yüz yıllık acı, yoksulluk, geri kalmışlık, adaletsizlik ve eşitsizlik bırakıldı; ulus devletin kurucu ideolojisine bağlılık yemini edilirken insanlık değerlerinden ise giderek uzaklaşıldı. Bu değerler, resmî ideoloji tarafından ayrımcılık ve ret politikalarıyla heba edildi. Farklılıkların reddi üzerine kurulan otoriter sistemle birlikte, halka ait olması gereken egemenlik devletin eline geçti, halk iradesi sürekli geri plana itildi. Her bir kimliğin ve rengin kendisini içinde bulacağı demokratik temsiliyet ve cumhuriyetin demokratikleşmesi talepleri darbelerle, baskılarla sürekli engellendi. Çoğulculuk esasına kapalı bu sistemde Kürtler, Türkler, Aleviler, Sünniler, Ermeniler, Süryaniler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, kadınlar, gençler, emekçiler kendi geleceğini güvende hissetmiyor, yarınlarına umutla bakamıyor.

Adalet çökerse ülke çöker. Adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. İşte, bugün bizim karşı karşıya olduğumuz ortamın karşılığı tam da budur. Adaletin sadece muktedirler için geçerli olduğu, mazlumların payına ise adaletsizliğin düştüğü bir ülkede yaşıyoruz. Milyonlarca öğrencinin geleceğini çalanlar serbest bırakılırken "Çocuklar ölmesin." diyen bir eğitimci anne, Ayşe Öğretmen bu 23 Nisanda bebeğiyle cezaevine konuldu. Bu mudur adalet? Bir el rabia yaparken diğer el Rabia Naz'ın ölüm gerçeğini gizlemeye çalışıyorsa hangi adaletten söz edebiliriz? Soma katliamında 301 işçinin ölümüne neden olanlar serbest bırakılırken Roboski'de 34 insanı katledenler, Gezi'de Berkin'i, Diyarbakır'da Kemal Kurkut'u vuranlar, daha geçen hafta Diyarbakır'da göz göre göre Recep Hantaş'ı katledenler aramızda gezerken hangi adaletten bahsedebiliriz? Cinsel istismara maruz bırakılan kadın ve çocuklar yerine, istismarcının yanında yer alan erkek yargı mı adalet dağıtacak?

Sayın Cumhurbaşkanı "Kucaklaşalım." derken aynı saatlerde Gebze'de, Kızıltepe'de adalet arayan beyaz tülbentli anneler, insanlıktan nasibini almamış resmî görevlilerin saldırısına uğradı, itilip kakıldılar, yerlerde sürüklendiler. Diyarbakır'da milletvekillerimize polis saldırdı, halkın temsilcilerine sokak ortasında işkence yapıldı. Yüz yıllık sistem anneleri yerlerde sürüklüyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz, insanlığın yerlerde sürüklendiği bir noktadayız.

Sayın Kılıçdaroğlu'na örgütlü, planlı bir linç saldırısı düzenlendi, yeni bir Madımak denemesi yapıldı. Bu karanlık saldırıyı normal bir protestoymuş gibi meşrulaştırmaya çalışan resmî ağızların tavrı, hukuk dışılığın geldiği noktayı gösterir. Sayın Kılıçdaroğlu'na ve Sayın Levent Gök'e bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Sormak istiyorum: Bir ülke nasıl bu hâle gelebilir, getirilebilir? İktidar uğruna toplumun arasına nefret tohumu ve kötülük ekenler, kendinden olmayanı terörist ilan edenler, bu ülkeyi çok tehlikeli bir yere doğru sürüklüyor. Halkları karşı karşıya getirmeye çalışan bu tuzağa karşı herkesin dikkatli ve uyanık olması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke, hiçbir dönem bu kadar kutuplaştırılmamıştı. Halk bundan duyduğu rahatsızlığı 31 Mart seçimlerinde sandığa çok net olarak yansıttı. Toplum, adaletsizliğe de yoksulluğa da ayrımcılığa da irade gasbına da "Artık yeter." dedi ve kendi geleceği için yeni bir dönemin, değişimin önünü açtı. Halk "Bu düzen değişecek." dedi. "Ankara'daki katı merkeziyetçiliğe karşı, kentlerimizi, biz, farklılıklarımızla birlikte demokrasiyle yöneteceğiz." dedi. Halkın mesajı çok açık ve nettir. Bu mesajı almayanlar, sandıktan çıkan iradeye saygı duymak yerine seçim sonuçlarını değiştirmek için yirmi üç gündür ülkeyi ve toplumu germeye devam ediyor. Bundan ülke ve demokrasi kazanmayacak. "İstanbul'da usulsüzlük var." diyenlere sormak istiyorum: İstanbul'da usulsüzlük değil, halk iradesi var. Asıl usulsüzlük bölgede yapıldı. Buna neden sessiz kalıyorsunuz? Gerçekten anlamakta zorluk çekiyoruz.

Bitlis'te, Şırnak'ta, Siirt'te, Hakkâri'de ve daha birçok yerde ahırlara, boş binalara, milletvekili binalarına seçmen yazdırıldı. On binlerce güvenlik görevlisi bu kentlerde seçim sonuçlarını değiştirmek için seçmen olarak kaydırıldı. Şırnak'ta 4 bin asker, polis oyuyla halkın iradesinin önü kesildi. Ertesi gün tanklarla Şırnak sokaklarında zafer kutlaması yapıldı. Demokrasi o tankların paletleri altında ne yazık ki ezildi. Darbeyle mücadele ettiğini iddia edenler, Şırnak'ta tanklara sırtını dayayarak seçim zaferi ilan etti. Tarih buna da şahit oldu. Halkımızın kazandığı Diyarbakır Bağlar, Van Tuşba, Çaldıran, Edremit, Erzurum Tekman ve Kars Dağpınar Belediye Başkanlıkları YSK darbesiyle gasbedildi. Belediye eş başkan adaylarımızın adaylığını kabul edip kazandığında mazbata vermemek, halka karşı kurulan bir pusudur. YSK, kendini halkın yerine koyarak kazandığımız belediyeleri hak etmeyenlere teslim etti. Bu hırsızlığı, bu utanmazlığı tarih ve halkımız asla unutmayacaktır. Biz bu irade hırsızlığının peşini asla bırakmayacağız. Yasal zeminde, uluslararası hukuk da dâhil girişimlerimiz devam edecek. Mazbataları gasbedilen belediye başkanlarımız halkımızın meşru belediye başkanlarıdır, hak etmeden o koltuğa oturanlar ise halkımızın nezdinde meşru değildir. Parlamentoya sormak istiyorum: Egemenlik kayıtsız şartsız halkın ise halkın seçtiği belediye başkanlarının mazbataları neden gasbedildi? Egemenlik kimde? Bunun sorulması ve sorgulanması gerekir.

Halk iradesini çalan kayyumların neler yaptığına tüm dünya tanık oldu. Diyarbakır kayyumu halkın parasıyla belediye binasında kendisine ihtişamlı bir saray kurdu. Bir yanda kendisine şatafatlı saray kuranlar, diğer yanda ise tanzim kuyruklarına, işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilen halk gerçeği var. Bir yanda halkın kaynaklarını babasının parası gibi kullananların şatafatlı düğünleri, diğer tarafta ise tahtakurularıyla yaşamaya zorlanan havaalanı işçileri "Günde üç öğün simit yerseniz asgari ücretiniz cebinizde kalır." denilerek âdeta dalga geçilen yoksul halk var. İşte beka söyleminin ardına gizlenen gerçek de budur. Diyarbakır'daki kayyumun saray bekasıdır. Ankara'daki iktidarın koltuk bekasıdır. İstanbul'da sonuçları değiştirmek isteyen rantçı düzenin rant bekasıdır. Halk 31 Martta buna "hayır" dedi. Değişim mesajını almayanlar, sonucu bozmaya çalışanlar mutlaka aşılacaktır. Bu çok nettir. Halk değişim gücünü göstermiştir. Cesaret ve umut daha da artmıştır. Korku politikasının sonuç vermeyeceğini göstermiştir. Halk demokrasi yolunu açmıştır. Kimse bunu tersine çeviremeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI PERVİN BULDAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkın sandıkta hukuksuzluk ve adaletsizliğe gösterdiği itirazı, bu Parlamentonun bir üyesi olan Sevgili Leyla Vekilimiz yüz altmış yedi gündür açlık grevini sürdürüyor. Leyla arkadaşımız "Hukuksuzluklar bitsin, demokrasinin ve barışın önü açılsın." diye açlık grevinde. Yüz yılın sonunda bu ülkede bir kadın vekil ve yüzlerce insan temel hak ve özgürlükler için, hukuk için bedenini açlığa yatırmışsa, tek çıkarımız bedenimiz, açlığımız olmuşsa bu devletin yüz yıllık aklını, yüz yıllık pratiklerini ve geldiği son noktayı sorgulaması gerekir. Hukuksuzluktan medet uman bir anlayışın çağımız dünyasında ve halkımızın vicdanında yeri olamaz, meşruiyeti olamaz. Bu hatalardan dönülmesi, yüzleşilmesi ve hukuk çizgisine dönülmesi gerekir.

Buradan bir kez daha Parlamentoyu ve iktidarı, yaşamı artık kritik noktaya gelen Leyla Vekilimizin sesini duymaya, gerekli hukuki, demokratik adımları atmaya çağırıyoruz yoksa yarın çok geç olabilir.

Değerli milletvekilleri, bu 23 Nisanda ne yazık ki çocukların kutlayabileceği bir bayramdan söz edemeyiz. Cezaevlerine atılan, şiddete ve cinsel istismara uğrayan, sokakta, tarlada çalıştırılan, ana dilinde eğitim görmeyen çocuklar bu ülkenin kanayan yarasıdır. Meclisin, çocukların yaşam hakkı ve ana dilde eğitim hakkı başta olmak üzere tüm haklarını güvence altına alan bir ortamı yaratmamış olması en büyük demokrasi ayıbıdır. Bu konunun siyasetüstü tutularak Parlamentonun adım atması çocuklara karşı tarihî bir sorumluluktur. Buradan çağrı yapıyorum: Gelin, Mecliste çocuk hakları daimî komisyonunu bir an önce kuralım, ikinci bir adım olarak da çocuk hakları bakanlığının kurulması için yasal süreci başlatalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI PERVİN BULDAN (Devamla) - Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI PERVİN BULDAN (Devamla) - Son olarak Sayın Cumhurbaşkanına ve tüm siyasi partilere şu çağrıyı yapmak istiyorum: Ülkemizin ihtiyacı acil demokrasidir, acil barıştır, acil adalettir, acil özgürlüktür. Halk, kutuplaşma değil, dayanışma ve birliktelik; ayrımcılık değil, eşitlik; nefret değil, sevgi; esaret değil, özgürlük; sömürü değil, emeğin hakkını; hukuksuzluk değil, adalet; savaş değil, barış istiyor, normalleşme istiyor. Kürt sorununu, inançlar sorununu barışla, demokrasiyle çözen, adaleti tesis eden, farklılıkları anayasal güvence altına alan, barışçıl bir dış politikayı esas alan demokratik cumhuriyetle ancak krizlerden çıkabiliriz, başka çıkış yolu yoktur. Asla tekleştirilmeyecek farklılıklarımız en büyük zenginliğimiz ve gücümüzdür.

Sözlerimi sevgili Yaşar Kemal'in sözleriyle sonlandırmak istiyorum: "Bir bahçede hep aynı çiçekten olursa o bahçe güzel olmaz. Sen, ben, o varız diye güzel bu bahçe. Koparma farklı çiçekleri, kalsın renkleriyle kokularıyla."

Hepinizi sevgiyle saygıyla tekrardan selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.