GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:47
Tarih:17.01.2019

CHP GRUBU ADINA SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 40 sıra sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin -tümüydü, şimdi değişti sanıyorum- birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz özet geçmem gerekecek, yirmiden on dakikaya indiğimiz için. O yüzden ana hatlarıyla özetlemeye gayret edeceğim ben de size. On yıldır bu alanda çalışan, aslında akademik kariyerini de bu alanda yürüten bir avukat arkadaşınız olarak da konuşmak istiyorum müsaadeniz olursa.

Öncelikle şuradan başlamamız gerekiyor: Bu teklif nedir ve neden var? Bizim bu kanunumuz 2004 yılından bu yana var ve hakikaten eksikleri olmasına rağmen önemli bir kanun. Bu kanun vesilesiyle biz ihtiyacı olan, ihtiyaç duyan sinemacılarımıza destekler dağıtıyoruz 2004 yılından bu yana.

Şimdi, son dönemde, hepinizin malumu, Cem Yılmaz'dır, Şahan Gökbakar'dır ünlü isimlerin de topa girmesiyle ciddi bir tartışma başladı ve bu tartışma aslında tekelleşme durumundaki salon işletmecileri ile Türk yapımcıları arasındaki sıkıntıdan meydana geliyor. Biz bunu "mısır kavgası" şeklinde tartıştık aslında kamuoyunda ve herkes sürekli bu tarafına kitlendi ama çok daha derin ve sinemamız için de çok ciddi riskler içeren bir temeli de var bu kavganın. Nedir bu kavganın temeli? Aslında bu insanlar neden bu kadar gerildiler? Çünkü şöyle bir durum var: Yapımcılar 2014 yılından bu yana yaptıkları sinema filmlerinden aldıkları pay üzerinden bir kuruş bile zam alamıyorlar. Yani 2014 yılında da Cem Yılmaz çektiği bir filmden satılan biletten 5 TL kazanıyordu, geldiğimiz 2019 yılında da Cem Yılmaz hâlâ 5 TL kazanıyor. Bunun sebebi de şu: Aslında yine bu yapımcılarımızın ne yazık ki zamanında bağımsız sinemacılarımızın ve diğer sinema sanatçılarının tüm itirazlarına rağmen, bu tekelleşmenin önüne geçecek bir adım atmamış olmaları. Bunu da bu açıklıkla ifade etmemiz gerekiyor sanıyorum ve şu anda bu tekelleşme öyle bir noktaya ulaştı ki bizim sinema salonlarımızın yüzde 44'ü, tek bir sinema salonu işletmecisinin elinde.

Özellikle büyük şehirlerde çok ciddi bir tekelleşme var. Yani siz bir sinema filmi çektiğiniz zaman -şanslıysanız o da- Isparta'da, Burdur'da, belki Maraş'ta birkaç salonda gösterime sokabiliyorsunuz eğer bu tekel grubuyla anlaşmanız yoksa ve onların şartlarını kabul etmiyorsanız; eğer ki bu şartları kabul ettiğiniz takdirde ancak İstanbul'da, orada burada, büyük şehirlerde seyirciyle buluşma fırsatı yaşıyorsunuz. Dediğimiz gibi, önceden bu durum çok fazla zarar vermiyordu çünkü yeni yeni palazlanmaya başlıyordu -tabiri caizse- bu grup, o yüzden yapımcılarımız da çok fazla ses etmediler bu duruma ama aslında, derler ya hani, perşembenin gelişi çarşambadan belliydi, biraz böyle bir durum vardı.

Bir de burada özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ve özellikle iktidar vekillerinin dikkatini çekmek istiyorum. Bu Mars grubunun, "Tekelleşti." dediğimiz sinema salonu işletmecisinin tekelleşmesinde ciddi bir husus var. İlk bu tekelleşme kendisine taşındığında Rekabet Kurulunun kendi raportörleri dedi ki: "Bunu yapmayın." Yani Mars grubu ile AFM grubunun birleşmesi söz konusuydu, Rekabet Kurulunun kendi raportörleri "Bu, tekelleşmeye yol açar ve yapılmaması gerekir." diye rapor verdi. Buna rağmen Rekabet Kurulumuz bir şekilde bunun önünü açtı ve aslında, süreç buradan sonra kopmaya başladı. Yapımcılar, bu gruba yani tekelleşen gruba ihtar çektiğinde de daha saçma bir şeyle -af buyurun tabirimi- karşılaştık, Rekabet Kurulumuz bu tekelleşen grubu denetim altına almak yerine yapımcılarımıza ne yazık ki denetim gönderdi, maillerine el konuldu, bir sürü şey oldu. Bu konuda da Rekabet Kurulunun buradaki tutumunun incelenmesinde ve eleştirilmesinde ciddi bir şekilde fayda var.

Dediğimiz gibi, Rekabet Kurulunun da etkisiyle tekelleşen bu durum Türk sinemamızı ciddi ciddi tehdit eder bir hâle geldi. Bir tek bizim sinemamızda değil, aslında dünyanın her yerinde bu tip bir tekelleşme ve salonların egemenliğinin alınarak ülke sinemalarının zedelenmesi gibi bir durum söz konusu. Çünkü Cannes Film Festivali Direktörünün bir lafı var "Amerika sadece film ihraç etmez, bu yolla kültür ve hatta yaşam tarzı ihraç eder." diyor ve bu tekelleşmeler de aslında şöyle bir yere götürüyor bizi bir süre sonra: Şu anda, evet, hepimiz gurur duyuyoruz; Türkiye, en çok yerli film izlenen ülke yani diğer ülkelere nazaran bizde izleyicimiz en çok yerli filmlere rağbet ediyor ama biz bu tekelleşmenin önünü kesmezsek eğer, bizim yaptığımız filmler vizyona giremeyecek ve bu tekelleşen kurumlar artık vizyon egemenliğini ele alacak. O yüzden bu değişiklikler kıymetli. Bu bağlamda, bu kanun teklifinin 8'inci maddesi -"yaraya pansuman" diyeceğim- yaraya pansuman niteliğinde yani bu tekelleşmenin önünü kesebilecek mahiyette değil ama bu tekelleşmenin getirdiği sonuçları yapımcılarımız lehine düzeltebilecek mahiyette bazı düzenlemeler var ve bunları biz de destekliyoruz ve katkı koyan teklif sahiplerine de teşekkür ediyoruz.

Ayrıca, sinemacılara verilen desteklerin geri ödemesiz hâle getirilmesi, zor durumdaki sinema sanatçılarına Bakanlık desteği verilmesi, bağımsız film gösterilecek mahallerde donanım desteği ve seyircileri yıldıran reklam sürelerinin de kısıtlanması gibi olumlu düzenlemeler de var. Bu açıdan hakkını teslim ediyoruz ama biz bu zamana kadar bu kanunu hep bu kısmıyla konuştuk. Yani hep dedik ki: "Yapımcılar şöyle oldu, dağıtımcı böyle oldu." Yani aslında büyük sermaye ile küçük sermaye arasındaki sıkıntı üzerinden biz bir değerlendirme ve yorumlama yaptık. "Biz"den kastım da Türkiye Büyük Millet Meclisi değil, medya ve medyadaki tartışmalar eliydi çünkü basının ve basında yer bulacak kadar şanslı, ünlü arkadaşlarımızın beyanları genelde bu çerçevede oldu.

Ama bu teklifte sadece bu yok, 3 tane zararlı husus da var. Dediğim, az önce saydığım olumlu yönleri canıgönülden sahiplenip hep birlikte bu yasayı geçirmek de isterdik ama gerçekten, bizi bir değil, iki değil, on yıl geriye taşıyacak 3 tane husus var burada. Birincisi nedir? Bizim bir Destekleme Kurulumuz var, az önce bahsettiğim gibi, bu kurul on yıldır var. Yani bir para var Kültür Bakanlığımızda ve bu parayı ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor. Bunu dağıtan kurul, Sinema Destekleme Kurulumuz şu an 14 kişiden oluşuyor; bunlardan 10'u sinema meslek birliklerinin temsilcisi, 4'ü de Bakanlığımız tarafından seçilen insanlar. Şu anda yapılan bu değişiklikle bu kurulun mahiyeti 7'ye düşürülüyor ve 7'de, çoğunluk 4 kişi Bakanlık temsilcilerinden, 3 kişi ise sektör temsilcilerinden olacak şekilde geliyor. Gerçi, sanıyorum bir önerge verildi, 4-4 şeklinde bir eşitlik sağlanacak; olumlu bir adımdır, evet ama "yetmez" noktası da burada vardır.

Bunları söyleyen sadece ben değilim, inanın, bunları söyleyen, Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Anadolu Sinema Eseri Sahipleri... Tek tek sayıp zamanınızı almayacağım, Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sinema meslek birliklerinin, artı Film Yönetmenleri Derneğinin de talebi bu yöndedir yüce Meclisimizden.

Birincisi, dediğim gibi, bu. Sinemayı korumak için getiriyoruz çünkü biz bu yasayı ve yapımcılarımızın dertlerine çare oluyoruz ama öbür taraftan senaristlerimizin, yönetmenlerimizin, oyuncularımızın da hakkını teslim etmemiz gerekiyor, bu insanların da çağrısına kulak vermekle mükellefiz biz aslında.

Burada bir de sıklıkla şöyle bir argümanla karşılaşıyoruz: "Parayı Bakanlık veriyor, tabii ki Bakanlık karar vermeli kime dağıtılacağına." Öyle değil aslında yani biz vergilerimizden belli bir kısım ayırıp da iyilik yapıp sinemaya dağıtmıyoruz; bu para, sinema sektörünün kendi içinde ürettiği bir para yani sinema sektörü kendi bilet gelirleriyle bu parayı elde ediyor ve bu parayı da yine sektörün desteklenmesi için kullanıyor. O yüzden bu destek kurullarının yapısının siyasetüstü bir yerde bırakılması çok kıymetli çünkü meslek birlikleri haklı olarak soruyorlar, "Siz sinemacılarımıza güvenmiyor musunuz?" diyorlar.

Benzer şekilde, (6)'ncı fıkrada düzenlenen kurulda da aynı şey var ama sürem çok kısıtlı olduğu için değinemiyorum.

Ayrıca, 3'üncü maddede düzenlenen 7'nci maddenin (1)'inci fıkrasının çıkartılması yönünde bizim de talebimiz olmuştu, bu talebimizin de arkasındayız.

Şimdi, bu anlattığımız şeyler... Dediğim gibi, kanunun geneli itibarıyla olumlu düzenlemeler var, "Keşke olmasaydı." dediğimiz yerler de var. Çünkü bir yerde aslında şunu anlamak gerekiyor sanıyorum: Bu yaptığımız şey, yaraya pansuman yapmak. Biz, sinema sanatımızı köklü bir şekilde değiştirip uluslararası alanda rekabet edecek bir hâle getirmiyoruz. Bunu da şu tablodan görebiliriz: Gerekçede yazıyor, evet, sinema sanatımız ciddi bir sıçrama yarattı. Kanunun gerekçesinde de yazdığı gibi, şu anda 3 milyar TL gibi kendi içinde bir donanımı ve bize bir getirisi var. Ama dünya örneklerine baktığınız zaman, mesela Amerika Birleşik Devletleri'nin sinemada sadece gişeden kazandığı para 10 milyar dolar, benzer şekilde Çin'in 8 milyar dolar; Avrupa ülkelerine bakıyoruz, Fransa'nın 1,5 milyar dolar. Çok büyük paralar bunlar. Yani aslında Türkiye şu anda elde etmesi gereken gelirin yirmide 1'ini elde etmiyor sinemadan çünkü gündelik çözümlerle ve uzun vadeli bir vizyon koymadan yapıyoruz biz bu düzenlemeleri ve bu da sıkıntı oluyor. Mesela, konuştuğumuz ve tartıştığımız bu Destekleme Kurulu var ya, Türkiye'de sinemayı destekleyen bir tane kurul var yani Türkiye'de sinemacılarımız tek bir kurula gidebiliyorlar. Az önce saydığım bu ülkeler bu işi nasıl başarmış? Mesela Fransa'da 48 ayrı fon var, 48 ayrı fondan destek dağıtılıyor sinemacılara. Almanya'da 22 tane var, Avusturya'da 22 tane var. Bunlar zaten dünyanın önde gelen sinema endüstrisi. Yani sinema öyle bir endüstri, sinema öyle bir sanat ki sinemaya verdiğiniz parayı size katbekat geri veriyor. O yüzden elimizi korkak alıştırmamamız lazım ve sinemacıların yarattığı bu endüstriyi, yine sinemacılar eliyle yeni çıkacak arkadaşlarımızın desteklenmesi için kullanmamız lazım ve her türlü siyasi iradeden de bunu azade tutmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kadıgil, devam edin.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Kusura bakmayın, saat biraz geç ama bu konuda doluyuz.

BAŞKAN - Yok, buyurun, devam edin.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Dediğim gibi, bu sandalyelerde oturan tek bir vekilimizin dahi ben ülke sinemamızın geriye gitmesi temennisinde olduğu gibi bir inanç içinde asla değilim, olamam. Eminim çünkü hepimiz Kemal Sunal filmleriyle büyüdük. Biliyorum Türk sinemasını ne kadar sevdiğinizi ve âşığı olduğunuzu, zaten izleyici sayılarından da belli. Ama bu yetmez yani bu yaptığımız şey yetmez, yetmiyor, yetmeyecek.

Az önce bahsettiğim, dünya çapında para kazanabilmemiz için, sanatsal kısmını bir kenara bırakıyorum, işin endüstri kısmında da para kazanabilmemiz için daha köklü, daha temel değişiklikler yapmamız gerekiyor bizim bu işlerde. Yani bu alanda tek sıkıntı yaşayan, inanın, büyük yapımcılarımız değil, çok fazla dert var bu alanda. Küçük sermayeyi büyük sermayeye karşı korumak elbette kıymetli. Ama sinema emekçilerini ve sinema eserlerinin gerçek sahiplerini biz ne zaman korumaya başlayacağız? Bunu da ben gerçekten merak ediyorum. Çünkü bir eserin sahibi, bir sinema eserinin sahibi yönetmendir, yapımcı değildir; yönetmendir, senaristtir, diyalog yazarıdır, özgün müzik bestecisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Kadıgil, buyurun.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Teşekkürler.

Yapımcı sadece bu insanları bir araya getirir ve bir ürün çıkartır. Biz, yapımcılarımızın oluşan tekelleşme karşısındaki semptomlarını gideren düzenlemeler yapıyoruz, dediğim gibi, bunun için de size teşekkür ediyoruz. Ama başka işler de var burada, başka insanlar çalışıyor bu sektörde; set emekçileri çalışıyor, oyuncular çalışıyor ve bu insanların çok büyük sorunları var. Çok kısaca geçeceğim ben bunları. Sosyal güvenlik dertleri var mesela. İzlediğiniz oyuncuların tamamı ya usulsüz ya kaçak çalıştırılıyor televizyon dizilerinde. Çünkü açık bir kanun hükmü var, buna rağmen "Maliyetler artar, iş yapamaz oluruz." vesaire diye açık kanun hükmü uygulanmıyor. SGK zarara uğratılıyor, sinema emekçileri zarar görüyor. İnsanlar emekli olamıyorlar, insanların sağlık güvencesi yok. Yani ayda bölüm başına 500 liraya çalışan insanlar bile gidip 4/B üzerinden, sanki büyük yıldız oyuncuymuş gibi defter açmaya zorlanıyorlar. Gidiyorlar, muhasebecilere ayda para veriyorlar ve bunun için bizim bir yasal değişiklik yapmamıza gerek yok, bizim sadece var olan yasal düzenlemeyi uygulamaya ihtiyacımız var ama bunu ne yazık ki on yıldır yapamıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi bağlayın.

Bir dakika daha süre veriyorum.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Son bir dakika.

İşçi sağlığı ve işçi güvenliğinde çok ciddi sıkıntılar var. Şöyle göstereyim, kızmayın uzun konuştuğum için: Biz setlerde ölen arkadaşlarımızı anmaktan inanın çok yorulduk. Dünyanın hiçbir yerinde yüz seksen dakika dizi diye bir şey yok. Ağır çalışma koşulları, yirmi saat, otuz saat çalışan insanlar, dikkatsizlik, tedbirsizlik bizim arkadaşlarımızı öldürüyor. Bu konuda da tedbir bekliyoruz, bu konuda da bir adım bekliyoruz biz Meclisimizden.

Sadece yetişkinler değil, mesela çocuk oyuncular var. Her akşam izliyoruz bayıla bayıla ya, çocuk oyuncularla ilgili hiçbir düzenleme yok. Yetişkinler ne kadar sömürülüyorsa çocuk oyuncular da bu kadar sömürülüyor ve bunun yönetmeliği yapılmasına rağmen, Bakanlıkta olmasına rağmen dört senedir çıkmıyor çocuklar için yaptığımız bir düzenleme dahi. Telif hakkı var, izlediğiniz hiçbir oyuncu beş kuruş telif alamıyor. Bu kısmında, hadi bizimkiler almasın, şöyle çok kötü bir kısım var: Yurt dışındaki meslektaşlarımıza müthiş mahcup oluyoruz çünkü bizim teliflerimiz yurt dışındaki birliklerde toplanıyor, biz onları bile alamıyoruz. Yurt dışındaki telif birliklerine gittiğimiz an bize diyorlar ki: "Siz bizim telifimizi vermiyorsunuz ki biz dönüp size telifinizi ödeyelim."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika içinde toparlayabilirseniz... Bir dakika, son bir kez.

Buyurun Sayın Kadıgil.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Tamam, vallahi son, bu son bir dakika ama bunlar gerçekten önemli.

Bakın, Sayın Ertuğrul Günay zamanındaydı benim ilk telif hakları kanununa katıldığım zaman, aradan geçti belki on sene ve bizim oyuncularımızın, bizim yazarlarımızın telifleri şu anda yurt dışındaki meslek birliklerine bırakılıyor biz bu düzenlemeyi bir türlü hayata geçiremediğimiz için.

Özetle -kapanış yapacağım- demin söylediğim gibi, tekelleşmeye bir çözüm getirmiyoruz, değerleme, sınıflama konusunda bir kriter getirmiyoruz. Evet, güzel şeyler yapıyoruz ama yetmiyor. Eğer biz gerçekten Türk sinemasını uluslararası camiada baş edecek, şu tabloda gururla sergileyecek bir yere getirmek istiyorsak bu alanda siyasetüstü bir tutum sergilemeliyiz; sanatı ve sanatçıları özgür bırakmalıyız, kurumlarını özerk kılmalıyız, sanat yönetimini ve sanat konusundaki her türlü teşvikin yönetimini de yine sanatçılara terk etmeliyiz diyorum.

Tahammül ettiğiniz için teşekkür ederim. (CHP, AK PARTİ, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Estağfurullah.