| Konu: | Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 45 |
| Tarih: | 15.01.2019 |
VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, sizlerle bir mağduriyeti paylaşmak istiyorum. Bu mağduriyetin geçtiği köyün ismi Malatya merkeze bağlı Bindal köyü. Malatya'nın en eski ve en merkezî köylerinden biri. Üç yüzyıllık geçmişe sahip Bindal köyünde bir dava var ki bu dava, Türkiye'deki adalet sisteminin nasıl işlediğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. AKP, adaletin hızlandığını, bürokrasinin azaldığını söylemeye devam etsin, Bindal köyünde tam altmış sekiz yıldan beri devam eden bir dava var. 4 köylünün birbirine husumeti nedeniyle 1950'de açılan bu dava hâlâ devam ediyor. Hazine taraf olmuş, tapular el değiştirmiş, tapulara tedbir konmuş; dosya Yargıtaya gidiyor ama tam altmış sekiz yıldan beri bu dava sonuçlanabilmiş değil.
Köylüler yıllardır çalmadıkları kapı bırakmadılar, köylülerin aşmadıkları eşik kalmamış; AKP milletvekillerine, bakanlara, bürokratlara ulaşılmış ama hâlâ hiçbir sonuç alınamamış. Hazine 5 bin dönüme tedbir koymuş; köylü mağdur, köylü teşvikten, mazot, gübre desteğinden, sigortadan yani devletin hiçbir yardımından yararlanamıyor. Köylü diyor ki: "AKP, seçim zamanı var, oy isterken var ama derdimizi çözerken ortada yok." Bindallılar diyor ki: "Su faturası öderken varız, vergi verirken varız, askere giderken varız ama yardıma gelince yokuz; fiilen varız, resmiyette yokuz." Altmış sekiz yıldan beri, babalarının, dedelerinin ekip biçtiği arazilerin sahibi değiller. Umutla bekliyorlar "Her seçimde oy verdiğimiz AKP ne zaman sorunumuzu çözecek?" diyorlar ve oy verdikleri AKP'ye haklarını helal etmiyorlar, diyorlar ki: "Sorunumuzu çözmezseniz oyumuz da haram olsun, emeğimiz de haram olsun." Bu mesajı size iletmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Malatya, hepinizin bildiği gibi, Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri, bir tarım başkenti, dünyanın kayısı başkenti. Malatya sadece kayısısıyla değil üzümüyle, ceviziyle, tütünüyle, elmasıyla, narıyla meşhur bir kent ama Malatya yetiştirdiği ürünler kadar bu ürünleri yetiştiren çiftçilere çektirilen eziyetiyle ünlü sizin sayenizde. Malatyalı üreticiler "Hâlâ sulama sorunu çözülmedi, çözülebilmiş değil." diyorlar. "Hem susuzluktan hem de para etmediğinden dolayı -dikkatinizi çekerim- milyonlarca kayısı ağacı her yıl kesiliyor." diyorlar. "Çiftçiler Ziraat Bankasına borçlarını ödemek için ya traktörünü satıyor ya da tefecilerden para alıyor." diyorlar. Son dört yıldır kuraklık ve diğer doğal afetlerden dolayı çiftçilerin borçları her yıl yaklaşık yüzde 35 faizle erteleniyor. Faiz, ana parayı geçti, borç limiti dolan çiftçi Ziraat Bankasından ve tarım kredi kooperatiflerinden faydalanamıyor.
Peki, köylülerin, çiftçilerin derdine derman olmak için, zor günlerinde sığınmaları için kurulan Ziraat Bankası ne yapıyor? Sizin desteğinizle futbol kulüplerine 14,5 milyar lira borç veriyor. Çiftçiden esirgediği borcu büyük futbol kulüplerine veriyor yani çiftçiye tam doksandan gol atıyor. Çiftçiye yok, topçuya var; maalesef AKP zenginleri görmeye devam ediyor. Çiftçinin -defalarca bu kürsüden haykırmamıza rağmen- maalesef Ziraat Bankasına olan borçları ertelenebilmiş değil. Maalesef Ziraat Bankası havuz medyasına ve futbol kulüplerine kredi vermekten başka bir iş yapmıyor. Çiftçi faizle kıvranırken, maalesef yatağını yorganını, tarlasını, traktörünü satıp borcunu ödemeye çalışırken Ziraat Bankası, imkânlarını birilerine peşkeş çekmek için sizin talimatınızla aracı oluyor. Topçuya var, popçuya var, yandaşa var; çiftçiye yok. "Vallahi AKP, sizin yatacak yeriniz yok." diyorlar.
Değerli arkadaşlar, bizim tarihimizde belki daha önce yaşamadığımız bir olayı da sizlerle paylaşmak istiyoruz. Günlerden beri Grup Başkan Vekilimiz Engin Özkoç bu kürsüde dile getiriyor, biz de geçtiğimiz cuma günü Sakarya'da bunu dile getirdik.
"Tank palet fabrikasının özelleştirilmesi" diyor ancak AKP Genel Başkanı "Özelleştirme değil; bu, işletme hakkının devri." diyor.
Değerli arkadaşlar, tarihte yok böyle bir şey. Bu fabrika Türk Silahlı Kuvvetlerine ait yani bu tank palet fabrikası neyse 2'nci Ordu odur veya herhangi bir birlik odur. Doğuda veya herhangi bir bölgede sınır bekleyen birlik ile tank palet fabrikasının hiçbir farkı yoktur, orada çalışan işçinin de o Mehmetçik'ten hiçbir farkı yoktur. Maalesef bu fabrika, AKP'nin MYK üyesinin ortak olduğu, yüzde 49,9'u Katar Silahlı Kuvvetlerine ait bir fabrikaya veriliyor.
Değerli milletvekilleri, bir Türk askeri nasıl ki bir yabancı silahlı kuvvetlerin emrine verilemezse bu tank palet fabrikası da bir devletin emrine verilemez. Bu, vatana ihanetle eş değerdir. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu destekleyenler vatana ihanet etmiş demektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın, bir dakika daha süre veriyorum Sayın Ağbaba.
Buyurun.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, diyorlar ki: "Bu özelleştirme değil, yirmi beş yıllık işletme hakkının devri." diyorlar. Burada bir belge var, karar sayısı 481, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kararı. Burada "özelleştirme" diyor.
Değerli arkadaşlar, bu neyin diyeti? Allah aşkına, Türk Silahlı Kuvvetlerini Katar devletinin emrine vermek hangi vicdana, hangi milliyete, hangi milliyetçiliğe sığar? Hani "Yerliyiz ve milliyiz." diyorsunuz ya tam da bu turnusol kâğıdıdır. Bu, fabrikanın özelleştirilmesini desteklemek, vatana ihanetle eş değerdir. Burada, size destek veren Milliyetçi Hareket Partisine seslenmek istiyorum: Katar'a bu fabrikanın verilmesi vatana ihanettir. Katar'ın emrine Türk Silahlı Kuvvetlerindeki bir askerin veya herhangi bir personelin verilmesinin de hepimizi incitmesi lazım. Bu kararın mutlaka geri çevrilmesi gerekiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri ya da Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir fabrika yandaşınıza veya Katar'a peşkeş çekilemez. Bunu yapanları kınıyoruz şiddetle. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ağbaba.