| Konu: | 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 36 |
| Tarih: | 18.12.2018 |
HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Teşekkürler Sayın Başkan.
Şimdi, bu, birkaç kişi tarafından da soruldu: Niye döviz, altın ihaleleri yapıyor Hazine? Bu, aslında çok önemli ve stratejik bir adım. Birazdan faiz yüküyle ilgili de konuya cevap verirken aynı noktaya parmak basacağım. Son birkaç yıldır sadece Hazinemizin ortaya koyduğu altına dayalı tahvil ihracı, son iki yılda 6,5 tona yakın altının yastık altından Türkiye ekonomisine kazandırılmasına vesile olarak, aslında devlet olarak ne kadar doğru bir iş yaptığımızı, kayıt dışı sermayenin kayıt içine getirildiğini ortaya koydu. Tabii biz bu noktada bir başka ilki daha gerçekleştirerek özellikle gerek döviz anlamında gerek altın anlamında direkt vatandaşımıza yönelik bir ihraç kapsamında, kurumlara, bankalara, yabancılara yaptığımız ihraçlardan farklı, direkt Hazine garantisi kapsamında olan, direkt Hazinemizin bu noktada makul bir kâr payıyla gerek faizli gerek faizsiz enstrümanlarla Türkiye ekonomisinde daha etkin finansal kaynakların çeşitlendirilmesiyle ilgili bir adım attık. Bu tamamen, özellikle Türkiye ekonomisindeki farklı kaynaklarda birikmiş olan sermayenin, döviz cinsinden olsun, altın cinsinden olsun, reel ekonomiye kazandırılmasına yönelik bir adımdır ve gayet başarılıdır.
Bir diğer konu: Niye Hazine faizleri yabancıya yüksek de bu ihalelerde düşük? Şimdi, biraz bakarsak -demek ki biraz detaylı incelememişiz- vade oranına, Hazinenin yaptığı vatandaşa olan ihraç bir yıl, iki yıl, daha düşük süreliyken bu bahsettiğimiz ihraçlar daha uzun süreli, beş yıl, yedi yıl, on yıllık. Vadenin faiz üzerindeki etkisi çok net görülebilir. Ama eğer özellikle şu son dört aydaki Hazinemizin borçlanma stratejisi ki... Ben anlıyorum, herhâlde bu finansal piyasalardaki bazı finansal kuruluşlar bu yeni Hazine stratejimizden biraz rahatsız. Niye rahatsız? Çünkü, bizim öncelikli hedefimiz, devletimizin uluslararası ve ulusal piyasalardan borçlanma maliyetini düşürmek; hele de dalgalı dönemlerde. Bunun en güzel örneğini -eylül, ekim, kasım, aralık- üç buçuk aylık süreçte Yeni Ekonomi Programı'nda öngördüğümüz, faiz maliyeti olarak açıkladığımız rakam ve Hazine olarak ortaya koyduğumuz yeni borçlanma stratejisi ve bu maliyetleri düşürmek için -TL olur, dolar olur, euro olur- vadesi değişkenlik arz edebileceği noktada bu faizi düşürmek için attığımız adımlara en güzel örnek olması açısından rakama baktığımızda, Yeni Ekonomi Programı'nda son dört ayda, eylül, ekim, kasım, aralık ayında 26,2 milyar TL'lik bir faiz ödeneği öngörürken, bu dört aylık süreçte etkin ve aktif bir faiz stratejisiyle bu rakam 23,784 milyar TL gerçekleşmiş yani yıl sonuna kadar ki bütçelenen faiz ödemesi 2 milyar 413 milyon TL daha aşağıda gerçekleşmiştir. Şimdi, daha etkin, daha aktif, hem iç piyasada hem dış piyasada, masanın karşı tarafını da bilerek, likidite ihtiyacını, gelir kaynaklarını etkin bir şekilde yürüterek bu finansman ve borçlanma stratejisini hayata geçireceğiz.
"İşsizlik Fonu" denilmiş, İşsizlik Fonu'yla alakalı konu aslında gayet basit. Daha önce de cevaplamıştım ama bugün burada geldi, yine burada çok kısa bir şekilde hemen bahsedeyim. 4749 sayılı Kanun'un 12'nci maddesi uyarınca, Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği çerçevesinde, kamu kurumları, kendi karar ve tercihleri çerçevesi içerisinde, mali kaynaklarını, kamu sermayeleri, kamu destekli, kamunun sahip olduğu her türlü enstrüman, bankalara ihraç edilen borçlanma araçlarında değerlendirebilmektedir. Bu kapsamda gerek hazine kâğıdı olur gerek hazine destekli kamu kâğıdı olur, bankalar olur, bu manada, İşsizlik Sigortası Fonu'nu en etkin ve verimli kaynaklarla yönetecek şekilde İşsizlik Fonu yönetimi bunu değerlendirmektedir ve nitekim son dört aylık, bu manada, İşsizlik Fonu kapsamında yapılan işlemlerin hepsi hukuki ve daha da ötesi, İşsizlik Fonu'nun gelir kaynaklarını artırmaya yönelik işlemlerdir.
Bunun dışında, baktığımızda, borçlanma ve yapılanma hususuyla alakalı vergisel açıdan son üç yılda gerçekleştirilen vergi barışı kapsamındaki düzenlemeler, ağustos ayında ifade ettiğim gibi, "en son" olarak açıklanmış. Bundan sonra olmayacağını ifade ettik. Bu bahsettiğiniz, geçtiğimiz gün gündeme gelen, bu taksitlendirme kapsamında ödemenin süresinin bir ay daha, iki ay daha uzatılmasına yönelik bir işlemdir, yeniden yapılandırma değildir. Ama onun dışında gerek esnafımıza gerek çiftçimize, bu manada, yapılandırma noktasında, mevcut bankalara borçları noktasında çok önemli düzenlemeler, yeniden yapılandırmalar, düşük faizli kredilerle desteklerimiz devam ediyor -rakamsal olarak bir kısmını deminki konuşmamda ifade ettim ama- sadece geçtiğimiz hafta, yine Ziraat Bankası noktasında baktığımızda, 530 bin çiftçimizin yaklaşık 30 milyar TL'lik çiftçi kredisi 2019 Temmuz ayından sonrasına ötelenerek mevcut faizin, en düşük maliyetli faizin altyapısı korunarak yaklaşık yedi aylık, sekiz aylık bir rahatlatmayla bu anlamda da kamu olarak, biz devlet olarak, kurumlarımız olarak bu desteği devam ettirmeyi sürdüreceğiz.
Şimdi, dendi k: "Resesyon var." "Ekonomi kötü." "Asgari ücret kötü." Yani şimdi, tabii, ben Komisyonda da birçok kez bunları ifade ettim. Türkiye'de 2002 yılında -brüt asgari ücret, net asgari ücret, hangisinden bakarsak bakalım- brüt olarak 250 bin liradan 2.030 liraya, net olarak 184 liradan 1.603 liraya çıkmış; nominal olarak yüzde 770, reel olarak yüzde 94'lük bir artışla asgari ücret, Türkiye'de AK PARTİ iktidarları döneminden önceki sürece göre çok ciddi olarak, neredeyse reel olarak da 2 kata yakın bir artış ortaya koymuş.
Ekonomik olarak baktığımızda, resesyon olarak baktığımızda... Şimdi ben literatür noktasında da bazı hocalarımızı hayretle izliyorum. Şimdi bazı literatürdeki kelimelerle yaptırımlar, söylemler, tespitlerde bulunmaya çalışıyorlar ama şu son üç beş aydır yaşadığımız türbülansa rağmen çıkan pozitif iyileşmeler sonucunda, resesyon olmadı, işte stagflasyon verelim, stagflasyon olmadı, bilmem ne verelim, olmadı, işte resesyon, şunu, bunu verelim. Geçenlerde biri yeni bir kelime üretmeye çalıştı, ben tabii bilmiyordum, sözlükten araştırayım dedim, bakalım ne olacak.
Türkiye, üçüncü çeyrekte, 2017 yılının -darbe üçüncü çeyreğine kıyasla 2016'daki yüzde- 11,1'lik büyümesine rağmen ve kur artışı, faiz artışı, enflasyon artışına rağmen yüzde 1,6 büyüyerek -bırakın küçülmeyi- güçlü ve sağlıklı büyümesine devam etmiş. 2008 küresel krizinde kur, enflasyon, faiz saldırısı olmamasına rağmen küresel krizin etkisiyle dört çeyrek küçülen Türkiye üçüncü çeyrekte küçülmemiş; 2018'in dördüncü çeyreğindeki rakamlarla, istihdam rakamlarıyla, üretim, cari denge rakamlarıyla dengeli bir büyümeye devam etmiş ve şükürler olsun, bütün bunlara rağmen sağlam adımlarla, emin adımlarla yoluna devam etmişti.
Şimdi bütün noktada baktığımızda, Türkiye sağlıklı ve rasyonel bir büyümeyi daha da güçlü bir şekilde ortaya koyacağı bir 2019'a emin adımlarla ilerliyor. Ne demek istiyorum? Demin de anlattım. Gerek iç kaynaklı gerek dış kaynaklı gerek iç piyasa talebi gerek dış piyasa talebinden Türkiye bugüne kadar büyümesini, performansını ortaya koymuş. Ama yeni dönem, yeni strateji ve Yeni Ekonomi Programı'nda biz ne dedik? Dengelenme, disiplin ve dönüşüm dedik. Özellikle Türkiye'nin... Dünyada krizler yaşıyoruz, saldırılar yaşıyoruz, terör olayları yaşıyoruz değil mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Bakanım.
HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Toparlıyorum.
Fransa'da olaylar oluyor -enteresan- Çin'de olaylar oluyor, Kanada'da bir şeyler oluyor, birileri tutuklanıyor, o oluyor, bu oluyor. Yani bölgemizde son yıllarda yaşanan olayların ne kadar tesadüfi olmadığını her geçen gün yaşanan örneklerle, küresel örneklerle tecrübe ediyoruz. Türkiye'de olunca öyle, Fransa'da olunca böyle, Almanya'da olunca öyle.
Demek ki AK PARTİ iktidarları on altı yıldır çok güçlü bir sistem inşa etti. İşte bu yeni dönem, bu yeni dönem finansal mimari olarak da iç ve dış bütün bu saldırılara karşı çok daha güçlü bir mimarinin inşa edileceği bir dönem. Bunun adımlarını atmaya başladık. Sermaye piyasalarında bunun adımlarını atmaya başladık, bu anlamdaki enstrümanlarla, finansal kurumlarla, Kalkınma Bankasıyla, Emlak Bankasıyla, reasürans şirketi... Bütün bu kurumlarla Türkiye çok daha güçlü, kaliteli ve istihdam üreten -çünkü bu nokta çok önemli, herkes bir şey söylüyor, "Türkiye'de işsizlik, işsizlik..."- her yıl yarım ila 1 milyon insanımıza yeni iş üreten bir ekonomidir. Bu yıl bütün bunlara rağmen yaklaşık 600 bin, 700 bin...
Son bir cümleyle orayı bağlayayım. "İşletmeler kapanıyor, son dört yıldır şunlar kapanıyor, bu kadar sıkıntılar yaşanıyor, işte faize şu kadar para ödeniyor..." Bütün bunlara baktığımızda, hemen bunlara rakamlarla karşılık vereyim. Bu iki soruyla bağlıyorum Sayın Başkanım, son.
100 bin esnaf kapanmış, doğru. Ama baktığımızda, 2015 yılında 97.700 esnaf kapanmış ama 201 bin yeni açılarak toplamda 103 binden fazla yeni işletme hayata geçmiş. Hayat devam ediyor. Bazıları para kazanıyor, bazıları kaybediyor. Hayatta kaybetmek de var, kazanmak da var. Ama totale ve nete baktığımızda, açılan işletmeler kapananlardan 100 bin daha fazla 2015'te. 2016'da bu rakam 228.871 açılmış, 101.614 kapanmış, nette 127.257. 2017'de 229.367 açılmış, 96.945 kapanmış, nette 132.422.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Bir çarşıya çıkın Sayın Bakan.
HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - 2018 Ocak ve Aralık ayı, 10 Aralık itibarıyla, Ticaret Bakanlığının son rakamları: Bütün bu, işte, saldırı, battı, o, bu rakamlarına rağmen 214.133 açılmış, 96.851 kapanmış; 117.282 net, yine yeni açılan, hayatın devam ettiği bir süreç var. Ve belki en sonuncusu, en çok dile getirileni -bunun altını çizerek Sayın Başkan, müsaadenizle sözlerime son vermek istiyorum- faiz. "Faize veriyorsunuz, ranta veriyorsunuz ama bütçe oranı, ama vergi gelirleri oranı..." Bu iki oranı da verelim ki halkımız bunu görsün. Türkiye'de 2002 yılında faiz harcamalarının bütçe içindeki payı yüzde 43,2'ydi, bugün bu rakam, 2018'de yüzde 9 oranında gerçekleşiyor, 2019 bütçesinde de yaklaşık yüzde 12. Vergi gelirleri: Bunu hep ifade ediyoruz halkımızın önünde, 2002 yılında toplanan verginin yüzde kaçı faize gidiyordu biliyor musunuz? 85,7'si lirası faize gidiyordu. Peki, bugün bu rakam, 2018, bu yıl sonu itibarıyla yüzde 11,7. 2019 bütçesinde de 15'lerde bu rakam.
Şimdi, bütün bunlara baktığımızda, on altı yıldır, Türkiye'de AK PARTİ iktidarları, yaşadığı bütün iç ve dış krizlere, saldırılara rağmen halkımızın teveccühüyle çok ama çok güçlü bir yetkiyle bu ülkeyi yönetiyor. Ve ben tüm kalbimle, inanarak, tüm Meclisin huzurunda milletimize şunu ifade ediyorum: Tıpkı geçtiğimiz on altı yılda olduğu gibi, bize güvenerek bu makamı, Cumhurbaşkanlığı sisteminin başında Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu Kabine ve bu yasamadaki iktidar vekillerimizle 2019 ve 2023'e kadarki yolculuğumuzu da çok daha güçlü bir şekilde inşallah hayata geçirmeye devam edeceğiz.
Ben tekrardan sabrınız için teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)