GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:36
Tarih:18.12.2018

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve bizi izleyen kıymetli vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki çalışmalarda artık sona yaklaşıyoruz. Bugünkü konuşmada genel makroekonomik görünümün yanında, Bakanlığımızın 2018 yılındaki bazı faaliyetleriyle birlikte 2019 yılı merkezî yönetim gelir bütçesi ve Bakanlığın ve bağlı kuruluşların 2017 yılı kesin hesabı ve 2019 yılı gider bütçesiyle ilgili sunumumuzu paylaşacağız.

Bugün itibarıyla küresel ölçekteki makroekonomik gelişmelere baktığımızda biraz sizi geçmişe götürmek istiyorum. Hepinizin malumu, 2002 yılından önce Türkiye, yüksek kamu açıkları, yüksek kamu borcu, sağlıksız bir finansal sistemle birlikte yüzde 70'leri bulan enflasyon oranları içinde birkaç yıl arayla sürekli kendi içinden kaynaklanan krizler geçiren ekonomisiyle çözüm üretemeyen bir iklime sıkışmış kalmış bir ülke konumundaydı. Türkiye, o günlerde, üretemeyen, yatırım yapamayan ve yatırım çekemeyen, gelir düzeyi düşük ve sürekli kamu borcunun sürdürülebilirliği sorunu yaşayan bir ülkeydi.

AK PARTİ iktidarlarımız döneminde Türkiye'de oluşturulan geniş çerçeveli, zamanlı ve hedefli politikalarla birlikte 2000'li yılların başından itibaren yaşanan bu sağlıksız ekonomik yapıdan kurtulmuş ve ekonomiye istikrar kazandırarak alt gelir grubundan orta yüksek gelirli ülkeler grubuna geçmiştir. Bakınız, bu dönüşüm ekonomik göstergelere de yansımış ve bununla ilgili sadece birkaç tane rasyoyu sizlerle paylaşacağım.

AK PARTİ iktidarları döneminde ekonomimiz yıllık yüzde 5,7 büyümüş, kişi başına gelir 3 katından fazla artmış, 2005 yılından bu yana yaklaşık 10 milyon kişiye iş imkânı sağlanmış, yoksulluk göstergelerinde çok önemli iyileşmeler elde edilmiştir. 2002'den bu yana ihracatımız 4 katından fazla artarak ihracatta ürün ve ülke çeşitliliğinde önemli mesafeler kaydedilmiş, kamu maliyesinde yeniden yapılandırmalar gerçekleştirilerek kamu açıkları ciddi anlamda azaltılmış, kamu borç yükü yarıdan fazla düşürülmüştür. Bankacılık sektörü ise uluslararası en iyi standartları sağlayacak şekilde sağlıklı bir yapıya kavuşturulmuş ve ekonomik büyümeye önemli bir katkı sağlamıştır. Bu dönüşüm birçok uluslararası kuruluş ve platform tarafından örnek gösterilmiş; Türkiye, bir yandan IMF'e daha çok katkı sağlayan donör ülkelerden biri pozisyonuna gelirken diğer yandan G20 ülkeleri arasında yer alarak küresel ekonomiye yön vermede etkin bir role sahip olmuştur.

2007 yılında başlayıp tüm dünyayı saran küresel finansal krizin etkilerini Türkiye ekonomisi bu sağlam yapısıyla birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeye kıyasla en az maliyetle atlatmış ve bu zor dönemde dahi üretim yapısını koruyarak istihdam artışı sağlayan dünyadaki nadir ülkelerden biri olmuştur. Üzerinden on yıl geçmesine rağmen, dünyada küresel krizin etkilerini atlatamayan ve sistemlerini rehabilite edemeyen birçok ülke bulunmaktadır. Bu ülkeler çareyi ticarette daha fazla korumacılığa yönelmekle bulmuştur. Bugün kendi çözümlerini üretemeyen ülkeler nedeniyle küresel ticaret eski seviyelerinden oldukça uzaktadır. Bu durum, Türkiye gibi ihracatını daha da artırmayı kendisine hedef alan, küresel değerler zincirinde üst sıralara yükselmek üzere üretim yapısını oluşturan ülkeleri doğal olarak olumsuz etkileyebilmektedir. Biz rotamızı çizerken tüm artılara ve eksilere hazırlıklı olabilmek için her zaman küresel koşulları çok yakından takip ederek çok güçlü bir sistem inşa etmeye başladık.

Hepinizin yakından bildiği gibi, ülkemiz 2003 yılında Gezi olaylarıyla başlayan birçok derin iç ve dış şoklarla karşı karşıya kalmıştır. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik risklerin de arttığı bu süreçte ekonomimiz çok önemli bir direnç ortaya koymuştur.

Bu yıl ağustos ayında doğrudan ekonomimizi hedef alan finansal bir saldırıyla karşı karşıya kaldık. Piyasalarda o dönemde oluşan değerlemelerin ülkemizin makro temelleriyle bağdaşmadığının hepimizin malumu olduğunu ifade ettik. İlk günden itibaren tüm kurum ve kuruluşlarımız piyasaları yakından takip ederek bu ataklara karşı ekonomimizi koruyacak gerekli önlemleri almış ve sağlam adımları atmıştır.

Bu zorlu koşullar altında kamu ve özel sektör paydaşlarımızla birlikte önümüzdeki dönemde ülkemizin çehresini değiştirecek olan Yeni Ekonomi Programı'mızı oluşturduk. Enflasyon ve cari açıkta kalıcı iyileşmeye odaklanan programımız, aynı zamanda üretim ve ihracata yönelik detaylı bir planlamayla yüksek katma değerli üretim yapısına geçişimizi çok daha hızlı bir noktaya taşıyacaktır. Kısa vadede aldığımız önlemler ve orta vadeyi şekillendiren Yeni Ekonomi Programı'mızın da katkısıyla birlikte kasım ayında Türkiye ekonomisine yönelik algıda ve beklentilerde çok önemli olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Güven endeksleri toparlanırken finansal piyasalarda kayda değer iyileşme gözlenmiş, ağustos ayı sonuna kıyasla döviz kuru yaklaşık yüzde 20 değerlenmiş, tahvil faizleri 370 puana yakın gerilemiş ve risk primlerinde 200 puanın üzerinde iyileşme sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, üçüncü çeyrekte Türkiye ekonomisi yüzde 1,6 büyümüş ve bu şekilde "dengelenme süreci" olarak ifade ettiğimiz süreci güçlü bir şekilde hayata geçirmeye başlamıştır. Kısa vadede büyümemizin yavaşlaması, ancak akabinde git gide daha da güçlenen bir ekonomik toparlanmanın sağlanması sürdürülebilir, dengeli ve sağlıklı büyüme hedeflerimizle uyumluluk arz etmektedir. Nitekim, 2018 yılının ilk dokuz ayında yüzde 4,5 oranında bir büyüme ve bu büyümeyi iç talebin katkısıyla 2,4; dış talebin katkısıyla yüzde 2,1 olarak gerçekleştiren bir büyüme performansı ortaya koyulmuştur.

Eylül ayı itibarıyla bazı sektörlerde zayıflamalar olsa da istihdamımız artmaya devam etmektedir. İş gücüne katılım oranı bu dönemde mevsimsel düzeltilmiş olarak yüzde 53,4'le tarihî yüksek seviyeye ulaşırken işsizlik oranı yüzde 11,3 seviyelerinde gerçekleşmiştir.

Dengelenme sürecinin şimdiye kadar en olumlu yansımasını dış ticaret ve cari işlemler dengesinde görmekteyiz. İhracat ve turizm gelirleri artmaya devam ederken iç talebin yavaşlamasıyla birlikte ithalatta görülen daralma sonucunda Türkiye ekonomisi üç ay arka arkaya cari fazla vermiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yıl sonunda cari işlemler açığı, özellikle mayıs ve haziran ayından sonra, yaklaşık 60 milyar dolarları gören rakamlar da bahsettiğimiz bu dengelenme ve Yeni Ekonomi Programı çerçevesi içerisinde yıl sonu itibarıyla 30 milyar dolarların da altında gerçekleşerek, çok tarihî bir performans ortaya koyarak Yeni Ekonomi Programı'nda öngördüğümüz hedeflerden de çok daha başarılı ve güçlü bir performans ortaya koyacaktır.

Değerli milletvekilleri, sadece cari işlemlerde değil, enflasyonda da iyileşme görülme süreci somut bir şekilde başlamıştır. Yüksek enflasyona karşı atılan adımlar ve Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı'nın etkisi görülmeye başlamıştır. Ekim ayında tepe noktasına ulaşan tüketici fiyatları kasım ayında aylık yüzde 1,4 daralırken yıllık enflasyon bir önceki aya göre 3,6 puan iyileşmiştir. Enflasyondaki bu düşüş, fiyatlama davranışları için önemli bir gösterge olan beklentileri de olumlu yönde etkilemiştir ancak daha önümüzde almamız gereken çok daha önemli mesafeler var. Nihai amacımız -daha önce de belirttiğim gibi- enflasyonu kalıcı olarak en kısa sürede, orta vadeli programda da bahsettiğimiz gibi, tek haneli rakamlara düşürmektir. Enflasyonla mücadelede para ve maliye politikalarımızdaki güçlü duruşu korurken aynı zamanda yapısal sorunlarla da çok yoğun bir mücadele ortaya koyarak çözümlerimizi adım adım hayata geçirmeye başladık.

Türkiye ekonomisi büyük ve güçlü bir ekonomidir. İktidar olarak tüm kamu kurumlarıyla geniş bir yelpazede politika üretme ve tedbir uygulama deneyimine son derece sahip olan çok tecrübeli bir iktidar, çok tecrübeli bir ülkeyiz. Küresel ekonomik ve finansal koşulların giderek zorlaştığı bu dönemde, ekonomimizi bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeye devam ederek daha önce karşılaştığımız birçok zorlukla doğru politikalarla mücadele ederek başarılı olmaya devam edeceğiz ve önümüzdeki dönemde de ülkemizi hep birlikte, büyük ve güçlü Türkiye yoluculuğuna inşallah taşımaya devam edeceğiz.

Faaliyetlerimize baktığımızda, gelir politikaları ve uygulamaları noktasında, gelir politikalarımızı 2019 yılında gerekli mali alanın temini suretiyle makroekonomik dengelenme sürecinin desteklenmesi ve bunun yanında 2020 ve 2021 döneminde kamu harcamaları için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanması, sosyoekonomik kalkınma ve adaletin daha da güçlendirilmesi, ekonominin uluslararası düzeyde rekabet gücünün artırılması ve yurt içi tasarruflara katkı sağlanması hedefleri doğrultusunda yürüteceğiz. Gelir politikalarına ilişkin temel politika önceliklerimiz çerçevesinde geçtiğimiz dönemde birçok vergisel düzenlemeyi hayata geçirdik. Ekonomik canlanmaya katkı sağlamak amacıyla sadece geçtiğimiz bu son dönemde konut ve iş yeri teslimlerindeki KDV oranının yüzde 8'e, taşınmaz alım satımlarındaki tapu harcı oranının yüzde 3'e indirilmesi uygulamalarını malumunuz yıl sonuna kadar uzattık ve yıl sonuna kadar, mobilyada yüzde 18 oranındaki KDV oranını yüzde 8'e, beyaz eşyada yüzde 6,7 oranındaki ÖTV oranını sıfıra düşürdük. Yıl sonuna kadar uygulanmak üzere motor hacmi 1600 cc'nin altında olan taşıtların ÖTV oranlarında yüzde 15 puanlık indirim yaptık ve ticari araçlardaki yüzde 18 olarak uygulanan KDV oranını yüzde 1'e indirdik.

Geçtiğimiz dönemde imalat sanayisi yatırımlarıyla AR-GE, yenilik ve tasarım faaliyetlerine ilave destekler sağlayarak bunların yanında yeni makine ve teçhizat alımlarında KDV istisnası ve amortisman süresinin kısaltılmasıyla birlikte indirimli kurumlar vergisi uygulanmasının güçlendirilmesini sayabiliriz.

Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmeleri tamamlanan kanun teklifiyle birlikte, imalat sanayisi yatırımlarına sağlanan indirimli kurumlar vergisi ve KDV teşvik unsurlarının 2019 yılında da uygulanmasını öngörüyoruz. 2020 sonuna kadar her bir ilave istihdama SGK primi ve vergi teşvikleri sağladık. İhracatçıların alabilecekleri KDV iadesinin tabanını artırdık, KDV iade işlemlerini son derece hızlandırdık. Kadın çalışanların kreş hizmetinden yararlanmasına yönelik vergisel destekler sağladık. Vergisini düzenli olarak ödeyen mükelleflerimize yüzde 5 indirim imkânı sağladık.

Bu hedefler çerçevesinde, önümüzdeki dönemde mali disiplin, on altı yıldır tüm AK PARTİ iktidarlarında ve hükûmetlerinde olduğu gibi, bu dönemde de en önemli çıpamız olmaya devam edecek.

Vergi sistemimizi daha basit, etkin, geniş tabanlı ve daha adil bir yapıya kavuşturmak için vergi mevzuatımızın sadeleştirilmesine yönelik çalışmalarımız başta olmak üzere, 2019 yılı bu anlamda çok etkin bir yıl olacak. Bunun yanında, etkinliği olmayan, istisna, muafiyet ve indirimleri kademeli olarak kaldıracak, mecbur olmadıkça yeni istisna, muafiyet getirmeyeceğiz. Mükelleflerimizin vergiye uyum seviyelerini güçlendirecek ve kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandıracağız.

Gelir politikalarımızla ihracat odaklı ve teknoloji tabanlı bir üretim modeli çerçevesi içerisinde, nitelikli yatırımları, katma değerli üretimi, istihdamı ve ihracata dayalı büyümeyi destekleyerek ekonomimizin rekabet gücünü daha da geliştireceğiz ve bunun özellikle şu son üç dört aylık süreçte öncülerini, mesajlarını ticaret anlamındaki, cari denge anlamındaki dengelenme rakamlarında görmeye başladık ve 2019 bunun daha da güçlü bir şekilde hayata geçtiği bir yıl olacak inşallah.

Gelir politikası uygulamaları alanında gerçekleştirdiğimiz bazı faaliyetlerden de bahsetmek gerekirse Mükellef Hizmetleri Merkezini çok daha etkin bir noktaya taşıyoruz; vergisel konularda anlaşılabilirliğin sağlanması, mükelleflerin hak ve ödevleri konusunda bilgilendirilmesi yoluyla vergi bilincini ve gönüllü uyumu daha da artırmak üzere Mükellef Hizmetleri Merkezini yeniden yapılandırıyoruz, İnteraktif Vergi Dairesinin kapsamını genişletiyoruz; vergi dairesine gidilerek yapılan işe başlama bildirimi, adres değişikliği ve benzeri birçok işlemi elektronik ortama taşıyarak vergi dairesine gitmeden yapılabilir birçok uygulamayı hayata geçirdik ve bu sayede vergisel işlemlerde kolaylık, hız ve etkinlik sağladık. İnteraktif Vergi Dairesinde hâlihazırda 46 adet hizmet sunulmaktadır ve yapacağımız çalışmalarla sistemin kapsamını daha da genişletecek, önümüzdeki dönemlerde mükelleflerimizin vergi dairesine gitmeden, tüm işlemlerini elektronik ortamda yapabilmesine imkân sağlamış olacağız.

Dünya Bankasının hazırladığı rapora göre, İş Yapma Kolaylığı Endeksi'nde Türkiye 2018 yılında 190 ülke arasında bir önceki yıla göre 17 basamak yükselerek 60'ıncı sıradan 43'üncü sıraya yükselmiştir ve raporda Türkiye iş yapma kolaylığı açısından en büyük ilerleme kaydeden ülkelerden bir tanesi olmuştur.

İnteraktif Vergi Danışmanı uygulamasının kapsamını genişletiyoruz. Serbest meslek kazancı elde eden mükellefleri, ticari kazanç elde eden bilanço ve işletme hesabı esasına tabi gelir vergisi mükelleflerini ve işe yeni başlayan mükellefleri vergiyle ilgili yükümlülükleri hakkında bilgilendirecek altyapıyı oluşturuyoruz. İnteraktif Vergi Danışmanı uygulamasını diğer kazanç ve vergi unsurlarını kapsayacak şekilde geliştirmeye devam ediyoruz.

Katma değer vergisi mükelleflerimizin iade taleplerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlıyoruz. KDV iadelerinin hızlı ve doğru yapılabilmesini sağlamak için yoğun bir dönüşüm ortaya koyuyoruz. Nitekim bu kapsamda, daha önce yapmış olduğumuz hizmetlere ilave olarak belirli şartları sağlayan mükelleflerimizin yeminli mali müşavirlerce hazırlanmış KDV iadesi tasdik raporuyla talep ettikleri KDV iade tutarlarının yüzde 50'sinin -yapılacak ilk kontrollere göre aylarca süren bu işlemi on gün gibi kısa bir süreye düşürerek- teminat alınmaksızın iade edilmesini, kalan tutarın da daha sonra yapılacak kontroller çerçevesinde iade edilmesini öngören bir sistemi 1 Ocaktan itibaren, ocak ayı itibarıyla hayata geçirmeye başlıyoruz.

Elektronik uygulamaların yaygınlaştırılmasına büyük önem veriyoruz. Vergi beyannamelerinin yüzde 99,8'ini e-beyan sistemiyle almaya başladık artık. 2018 yılı Ekim ayı itibarıyla elektronik ortamda alınan bildirim ve beyanname sayısı 90 milyona yaklaştı. Bunun yanında, bu yıl veraset ve intikal vergisi beyannamelerini de elektronik ortama taşıdık. E-defter, e-fatura ve benzeri uygulamalarla mükelleflerimizin kâğıt ortamında tuttukları defterlerin ve düzenlemek zorunda oldukları faturaların elektronik ortamda düzenlenmesi, muhafazası ve ibrazına imkân tanıyarak uyum maliyetlerinde de ciddi anlamda tasarruf sağladık.

Nitekim E-Tebligat Sistemi'yle yaklaşık 30 milyon adet tebligat, buna dayalı elektronik ortamda düzenlenerek tebliğ edildi ve yaklaşık 300 milyon Türk lirasına yakın tasarruf sağladık.

Hazır Beyan Sistemi'nin kapsamını genişlettik. Hazır Beyan Sistemi'yle mükelleflerimizin kira geliri, ücret, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratların beyan edilebilmesine olanak sağladık. Bu kapsamda mart ayında 1 milyon 441 bin mükellef Hazır Beyan Sistemi'ni kullanarak yıllık gelir vergisi beyannamesini bu şekilde verdi.

Kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadeleye devam ediyoruz. Hükûmetlerimiz döneminde kayıt dışı ekonominin azaltılması için planlı bir mücadele yürüterek bu çerçeveyi daha da genişletmeye devam edeceğiz ve bu kapsamda, geçtiğimiz dönemde hazırladığımız 3 eylem planını uyguladık ve olumlu neticelerini almaya başladık. Türkiye'de kayıt dışı ekonominin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2002 yılında yüzde 32,4'ken 2006 yılında yaklaşık yüzde 26,8'e düşürdük. Kayıt dışı istihdam oranını ise Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı verilerine göre, 2002 yılındaki yüzde 52,1 seviyesinden 2017 yılı sonu itibarıyla yüzde 33,9'a indirdik ve hayata geçireceğimiz yeni bir eylem planı çerçevesinde bu konudaki mücadelemizi daha da ileriye taşıyacağız.

Yeni bir vergi veri analiz merkezi kurma çalışmalarımızı başlattık. Mükelleflerin uyum düzeyinin artırılması, uyumsuz mükelleflerin uyumlu mükellefler aleyhine oluşturacağı haksız rekabetin önlenmesi, kayıtlı ekonominin teşvik edilmesi amacıyla yeni bir vergi veri ve risk analiz merkezini kuruyoruz. Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde kurulacak bu merkezde farklı veri kaynaklarından elde edilen bilgiler ile faaliyet grupları ve sektörler itibarıyla mükellefler analiz edilerek yapılacak mukayeseler suretiyle vergilemedeki muhtemel risk alanları tespit edilerek çok daha etkin bir vergi ve denetim altyapısı inşa edeceğiz.

Defter Beyan Sistemi'ni uygulamaya geçirdik. Serbest meslek erbabı, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerle birlikte basit usule tabi olan mükelleflerin kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına imkân veren Defter Beyan Sistemi'ni hayata geçirdik. Bu kapsamda yaklaşık 2,1 milyon mükellefin gelir ve gider kayıtlarının portal üzerinden elektronik ortamda tutulmasını, beyannamelerin kullanıcı dostu arayüzler vasıtasıyla sistem üzerinden doldurulmasını hedefliyoruz. Böylece, küçük ölçekli mükelleflerimizin de vergiye uyum maliyetlerini daha da aşağıya çekmeye başladık.

Vergi denetimi kapsamında tüm mükellefleri kavrayan, mükellef haklarını koruyan adil, objektif ve etkin vergi denetimi dönemi, çok daha güçlü bir şekilde hayata geçeceği bir dönem olacak.

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele ve vergi incelemelerinin etkinliğini artırmak amacıyla Vergi Denetim Kurulunun denetim kapasitesini, uzmanlaşma ve iş bölümünü göz önünde bulundurarak güçlendirme ve bilgi işlem altyapısını geliştirmeye devam ediyoruz. Oluşturduğumuz risk analiz sistemiyle vergi kayıp ve kaçağıyla etkin olarak mücadele ediyoruz. 2014 ve 2018 döneminde yaklaşık 247 bin mükellef nezdinde vergi incelemesi yaparak bu incelemeler neticesinde düzenlenmiş raporlarda yaklaşık 39 milyar TL vergi tarhiyatı yapılmış ve buna bağlı olarak 83 milyar TL ceza kesilmiştir. Teftiş, inceleme, soruşturma, denetim ve diğer görevlendirmelerdeki iş ve işlem süreçlerinin tamamen bilgisayar destekli yürütülmesini sağlamak amacıyla elektronik denetim uygulamalarına ağırlık verdik ve bu kapsamda Vergi Denetim Kurulu Denetim Bilgi Sistemi ve Vergi Denetim Kurulu Risk Analiz Sistemi'ni uygulamaya koyarak hayata geçirdik. Vergi Denetim Kurulu birçok gelişmiş ülkenin benzer uygulamalarını kullandığı VDK-RAS sistemini geliştirerek 2018 yılında Risk Analiz Sistemi kaynaklı vergi incelemelerinin toplam vergi incelemeleri içerisindeki payını yüzde 20'lere taşıdık.

Çiftçi, esnaf, KOBİ ve girişimcilere sağlanan destekler noktasında da çok önemli adımlar attık. Kasım ayı itibarıyla sadece Ziraat Bankasınca kullandırılan düşük faizli kredi bakiyesi 46 milyar TL'ye, Tarım Kredi Kooperatiflerince kullandırılan düşük faizli kredi bakiyesiyse yaklaşık 5 milyar TL'ye ulaşmıştır. 2018 yılı Kasım ayı itibarıyla söz konusu uygulamadan yaklaşık 866 bin üretici faydalanmaktadır. Bu çerçevede 2004 yılında 205 bin üreticiye 700 milyon TL olarak verilmeye başlanan bu destek 2018 yılında -2004 yılında 700 milyon TL'den- 51 milyar TL bakiyeye yükselmiş ve 866 bin çiftçimiz bundan faydalanmıştır. 2018 yılında tüm Türkiye'de yaşanan doğal afetler dolayısıyla Hatay ve Kilis illeri başta olmak üzere -ilçeleri dâhil olmak üzere- faaliyet gösteren ve yaşanan terör olayları nedeniyle zarar gören üreticilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan düşük faizli tarımsal kredi borçları bir yıl süreyle ertelenmiştir. Nitekim çiftçilerimize düşük faizli kredi kullandırılması nedeniyle oluşan gelir kayıplarının karşılanması amacıyla da yapılan ödeme tutarı ek olarak kasım ayı itibarıyla 2 milyar TL olup ayrılan 2,65 milyarlık bütçenin önemli bir kısmı kullandırılmış ve bu amaçla da 2019 yılı bütçesine de 3,4 milyar TL'lik ekstra bir ödenek koyulmuştur. 2018 yılında Hatay ve Kilis illerinde ve ilçelerinde faaliyet gösteren ve yaşanan terör olayları nedeniyle zarar gören esnaf ve sanatkârlarımızın Halk Bankasına olan borçları da bir yıl süreyle ertelenmiştir. Kasım ayı itibarıyla bu kapsamda kullandırılan esnaf kredilerinin bakiyesi 30,9 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Bu kredilerden faydalanan esnaf sayımızsa 491 bin adet olmuştur. Bu çerçevede kasım ayı itibarıyla yapılan ödeme tutarı 1,2 milyar TL olup ayrılan 1,48 milyar TL fondan bu kullandırılmıştır. Bu amaçla 2019 bütçesine 1,88 milyar TL ödenek öngörülmektedir. Bu çerçevede, 2002 yılında 64 bin esnafa 150 milyon TL olarak verilmeye başlanan bu destek 2018 yılında 30,9 milyar TL bakiyeye yükselmiş, 490 bin esnaf sayısına ulaşılmıştır.

Diğer taraftan, 2018 Yılı Programı, 100 Günlük İcraat Programı ve Yeni Ekonomi Programı'nda yer alan Kalkınma Bankasının "Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası" olarak yeniden yapılandırılması hedefleri kapsamında mevcut kuruluş kanununun yerine geçmesi öngörülen yeni kuruluş kanunu ekim ayında yasalaşmış, böylelikle ülkemizde kalkınma bankacılığının genişletilip geliştirilmesi, bankanın kullanacağı enstrümanlarla sermaye piyasasının kuvvetlendirilmesinde etkin bir rol oynaması, bankanın görev alanlarını genişleterek mali yapısının güçlendirilmesi, başta teknoloji ve inovasyon yatırımları olmak üzere stratejik, yenilikçi ve yüksek katma değerli üretime dönük yatırımların ve "startup"ların destekleneceği bir yapıya ulaştırılması ve bankanın 2017 sonu itibarıyla 6,9 milyar TL olan kredi hacminin yeni yapılanmayla birlikte bunun çok daha üzerine taşınması amaçlanmaktadır.

Kamu iktisadi teşebbüslerine baktığımızda, pay sahipliği fonksiyonunu icra ettiğimiz KİT kurumsal yönetim ilkelerine uygun olarak kârlı ve verimli bir şekilde işletilmesi temel hedefimizdir. Bu hedefimiz YEP'te "KİT'ler verimlilikleri artacak ve kamu maliyesine yükleri azalacak şekilde yeniden yapılandırılacak." şeklinde yer almaktadır. Bu amaçla, KİT'lerde yetkilendirmeyi, hesap verebilirliği, şeffaflığı, karar alma süreçlerindeki etkinliği ve performansa dayalı yönetimi esas alan stratejik yönetim anlayışının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımız devam etmektedir. Bildiğiniz üzere Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak kamu pay sahipliğinin gerektirdiği işlemleri yerine getirmek üzere portföyümüzde yer alan bazı KİT'lerin yatırım ve diğer finansman ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla sermaye mahiyetinde ödemeler yapmaktayız. Ayrıca KİT'lere sosyal, bölgesel ve sektörel amaçlarla verilen görevler nedeniyle oluşan bedeller Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden karşılanmaktadır. KİT'lere yapılan sermaye transferi tutarı 2017 yılında 4,4 milyar TL olarak gerçekleşmiş olup bu tutarın 2018 yılında 6,2 milyar TL, 2019 yılında ise 6,9 milyar TL olması planlanmaktadır. 2017 yılında 3,4 milyar TL olarak gerçekleşen KİT'lere yapılan görevlendirme bedeli ödemesinin 2018 yılında 2,2 milyar TL, 2019 yılında ise 1,6 milyar TL olması öngörülmektedir.

Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak kamu sermayeli işletmeler, iştirakler ve kamu sermayeli bankalardan elde edilecek temettü ve bakiye kâr gelirlerinin takip ve tahsilat işlemlerini de gerçekleştiriyoruz. Ve bu çerçevede 2017 yılında toplam 8,9 milyar TL temettü ve bakiye kâr geliri elde edilmiş olup bu tutarın 2018 yılında 15,6 milyar TL, 2019 yılında ise bakiye kâr haricinde 2,8 milyar TL olması öngörülmektedir. Diğer taraftan hasılat payı uygulaması çerçevesi içerisinde 2017 yılında KİT'lerden elde edilen hasılat payı tutarı 869 milyon TL olarak gerçekleşmiş olup bu tutarın 2018 yılında 1,3 milyar TL, 2019 yılında da 1,4 milyar TL olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir.

Kamu finansmanına baktığımızda, hazine garantili kredilerden üstlenim oranını tarihî düşük seviyelere çekmiş olduk. Hazine garantili dış borç stoku 2018 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 13,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Öte yandan hazine garantili kredilerden üstlenim oranı tarihî düşük seviyelerde seyretmekte 2002 yılında hazine garantili kredilerden üstlenim oranı yüzde 51,9 iken 2018 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla bu oran yüzde 1'e düşmüştür.

Hazine alacak stoku 2018 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 19 milyar TL olarak gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında yüzde 72,1 olan ülkemizin Avrupa Birliği tanımlı genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 2018 yılı ikinci çeyrek sonu itibarıyla yüzde 29,2 olarak gerçekleşmiştir. Ve Yeni Ekonomi Programı'na göre söz konusu oranın 2018, 2019, 2020 ve 2021 yılları sonu itibarıyla sırasıyla yüzde 31, yüzde 28,5; yüzde 28,2 ve yüzde 27,2 seviyelerinde, aşağı yönlü bir patikada gerçekleşmesini öngörüyoruz.

Kamu borcunun bir göstergesi olan ve Avrupa Birliği bünyesinde ekonomik ve parasal birliğe geçişin ön koşulu olan Maastricht Kriterleri, AB üyesi ülkelerin genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 60 olarak belirlendiği Maastricht Kriterleri çerçevesi içerisinde ESA2010 kılavuzu esas alınarak hesaplanan Maastricht borcu ülkemizde de AB tanımlı genel yönetim borç stoku altında Bakanlığımızca derlenmekte ve düzenli olarak aylık yayınlanmaktadır.

Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre, 28 Avrupa Birliği üyesinin ortalama genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2018 yılı ikinci çeyrek sonu itibarıyla yüzde 81 olduğu; aynı metodolojiyle, 2018 ikinci çeyrek itibarıyla, ESA2010'da üretilen, ülkemizin gayrisafi yurt içi hasılaya olan oranının bu oranın çok çok daha altında olduğu çok net bir şekilde görülmektedir.

Stratejik ölçütlere dayalı borçlanma politikamız sayesinde borç stokunun faiz, kur ve likitide risklerine karşı olan duyarlılığını çok dikkatli ve hassas bir şekilde yönetmeye devam ederek azalttık. TL faizlerdeki 500 baz puanlık artış 2001 yılı stok yapısında borç stokunu 1,6 puan artırırken mevcut yapıda yalnızca 0,8 puan artırmaktadır. Yine gayrisafi yurt içi hasıla büyümesindeki 2 puanlık azalış 2001'de borç stokunda yüzde 1,6 puan artırırken mevcut yapıda sadece 0,6 puan artırmaktadır. Yine, TL cinsi borçlanmaya ağırlık vererek borç stokunun yapısını döviz kuru şoklarına karşı daha güçlü hâle getirdik. 2001 yılındaki stok yapısı sürdürülüyor olsaydı, Türk lirasındaki yüzde 5 değer kaybını borç stokunun içerisinde 1,6 puan artıracakken mevcut yapıda bu artış sadece 0,7 puanda kalmıştır. Ve sadece ve sadece bu saydığım analiz kamu maliyemizin ve kamu borç yapımızın ne derece sağlam bir noktaya eriştiğini çok açık, net, şeffaf bir şekilde göstermektedir.

Dış finansmana baktığımızda ülkemizin kalkınma hedefleri doğrultusunda Dünya Bankasıyla da yakın ilişkileri devam etmektedir. Dünya Bankasıyla ülkemiz arasında 2017 ve 2021 mali yıllarını kapsayan dönemdeki mali ve teknik iş birliğinin çerçevesini oluşturan ülke iş birliği çerçevesi programı kapsamında şimdiye kadar 7 proje ve 1 program kredisi için toplamda 2,6 milyar dolar tutarında uzun vadeli, düşük faizli finansman sağladık.

Yine, 2018 yılı özelinde Dünya Bankasından enerji, altyapı ve reel sektörlerde geliştirilen büyük montanlı projeler için toplamda 1,1 milyar dolar civarında bir finansman temin ettik. Söz konusu projeler ülkemizin ekonomik gelişimi ve canlanmasına katkı sağlayacağı için ülkemizin ekonomik büyümesine de önemli bir etkiyi ortaya koyacak.

Hazine Finansman Programı çerçevesinde uluslararası sermaye piyasalarından 7,7 milyar dolar tutarında dış finansman sağladık. Özellikle yaz ayları sonunda maruz kaldığımız finansal dalgalanmaların ardından ekim ve kasım aylarında gerçekleştirdiğimiz dolar ve euro cinsi tahvil ihraçlarına ihraç tutarının 3 katından fazla talep gelmesiyle geçtiğimiz süreçte aldığımız ekonomik tedbirlerin uluslararası yatırımcılar nezdinde ne denli güçlü bir karşılık bulduğunu görmüş olduk. Tüm bu çerçevede ülkemizin güçlenen uluslararası rolüyle birlikte, buna paralel olarak, son yıllarda kalkınma yardımlarında da Türkiye dünyada en önde olan ülkelerden biri olmuştur ve yıllık uluslararası yaptığı yardımların gayrisafi millî hasılasına oranına kıyasla bakıldığında dünyada 1'nci ülke olarak; Amerika'yı, İngiltere'yi ve dünyadaki bütün gelişmiş ülkeleri geçerek bu noktaya erişmiştir.

Tüm bu bilgiler ışığında, ben tekrardan 2019 yılı Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçemizin hayırlı olmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)