GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının İlk Görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:28
Tarih:10.12.2018

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve ekran başında bizleri dinleyen yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı'nın Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri, malumunuz, yoğun bir çalışma temposu sonunda tamamlandı.

Öncelikle, yaptıkları tüm bu çalışmalar için Plan ve Bütçe Komisyonunun çok değerli Başkan ve üyelerine, bu sürece önemli katkıda bulunan bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Bugünkü konuşmam makroekonomik gelişmeler, 2017 yılı merkezî yönetim kesin hesabı, 2018 yılı merkezî yönetim bütçe gerçekleşmeleri, 2019 yılı merkezî yönetim bütçesi, kamu finansmanı, gelir politikaları ve uygulamaları bölümlerinden oluşacaktır.

Sayın Başkan ve değerli vekiller; ilk olarak, makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

2017 yılında küresel ekonomi, üretim, yatırım ve uluslararası ticarette güçlü bir performans gerçekleştirmişti. Ekonomik aktivite 2018 yılına da güçlü bir başlangıç yapmış ancak kısa vadeli risklerin belirginleşmesi ve yılın ortalarından itibaren göreceli bir ivme kaybı yaşamıştır. Bu ivme kaybı özellikle gelişmekte olan ülkelerde farklılaşan büyüme performanslarından kaynaklanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya ekonomileri olumlu bir görünüm sergilerken İtalya'daki bütçe açığı ve kamu borç stokuna dair endişeler, Brexit kaynaklı belirsizlikler ve Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı gümrük tarifeleri uygulamaları ile avro bölgesindeki ekonomik büyümenin yavaşlayabileceğine dair endişeler bu noktada etkin hususlar olmuştur. Jeopolitik riskler ve sıkılaşan finansal koşullar da değerlendirildiğinde IMF, OECD ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar 2019 yılı küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmişlerdir.

Artan korumacılık söylemlerinin etkisiyle uluslararası ticaret hız kaybetmektedir. 2017 yılında yüzde 5,2 büyüyen küresel ticaret hacminin 2018 yılında yüzde 4,2; 2019 yılında ise yüzde 4 oranında genişlemesi beklenmektedir. Gelişmiş ülkelerde artan istihdam, ABD'deki vergi indirimleri ve hâlen destekleyici olan finansal koşullar ekonomik aktiviteyi olumlu etkilemektedir. Gelişmiş ekonomilerin 2018 yılında yüzde 2,4; 2019 yılında ise yüzde 2,1 büyümesi beklenmektedir.

ABD ekonomisi, büyüme performansıyla gelişmiş ülkeler arasında pozitif ayrışmaktadır. ABD ekonomisinin 2018 yılında yüzde 2,9; 2019 yılında ise yüzde 2,5 oranında büyümesi tahmin edilmektedir. Avro bölgesinde ise 2017 yılında yüzde 2,4 bir oranla son on yılın en yüksek seviyesine ulaşan ekonomik büyümenin 2018 yılında yüzde 2, 2019 yılında yüzde 1,9 büyümesi beklenmektedir.

Küresel ticaretteki sınırlamalar ve faizlerdeki yükselişe bağlı olarak sıkılaşan finansal koşulların gelişmekte olan ülkeleri olumsuz yönde etkilemesi beklenmektedir. Bu nedenle, 2018 yılında gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansı finansal kırılganlıklarına bağlı olarak ayrışmalar göstermektedir. Son dönemde düşen petrol fiyatları da özellikle petrol ihracatçılarını olumsuz yönde etkileyecektir.

2017 yılında yüzde 4,7 büyüyen gelişmekte olan ülkelerin aşağı yönlü riskleri dengeleyen güçlü iç ve dış talebin etkisiyle 2018 ve 2019 yıllarında da aynı oranda büyümesi beklenmektedir. Çin'in iç talepteki zayıflama, ABD'yle yaşadığı ticari gerilim ve ekonomideki yapısal dönüşüm sürecine bağlı olarak daha ılımlı bir büyüme performansı sergilemesi beklenmektedir. Çin ekonomisinin 2018 yılında yüzde 6,6; 2019 yılında ise yüzde 6,2 büyümesi beklenmektedir.

2016 yılından bu yana petrol fiyatları artan talep, jeopolitik riskler, üretim kısıtlamaları ve bazı petrol ihracatçısı ülkelere yönelik yaptırımlar nedeniyle yıl içerisinde 85 dolar/varil (Brent) seviyesine kadar yükselmiştir. Son dönemde ise küresel petrol talebindeki yavaşlama ve ABD'nin İran'ın petrol ihracatına ilişkin yaptırımlar konusunda içinde Türkiye'nin de olduğu 8 ülkeye geçici muafiyetler vermesi Brent petrolün 60 dolar seviyesine gerilemesinde etkili olmuştur.

2018 yılının ilk çeyreğinden sonra artan küresel ticari gerilim, Amerika Merkez Bankası FED'in sıkılaştırıcı para politikası ve doların güçlenmesiyle gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları ivme kaybetmiştir. Önümüzdeki dönemde gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin hız kesmesi, ticari gerilimin azalması ve Avrupa Merkez Bankası ile Japonya Merkez Bankasının parasal normalleşmeyi zamana yayması beklenmektedir. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının devam edeceği ancak son yılların altında gerçekleşeceği öngörülmektedir.

Önümüzdeki döneme ilişkin olarak ticari gerilim, finansal oynaklıklardaki artış ve yükselen borçlanma maliyetleri, küresel ekonomik görünüm üzerinde baskı oluşturacak risk unsurlarıdır. Finansal piyasalarda artan risk algısıyla elverişli finansal koşullar kademeli olarak sıkılaşmaya devam edecektir. Orta vadede de küresel ekonomi açısından aşağı yönlü risk faktörleri ağırlığını korumaktadır.

Sayın Başkan, değerli vekilleri; son birkaç yılda yaşadığımız iç ve dış şoklar makroekonomik istikrarımızı olumsuz etkilemiştir. Bu şokları bertaraf etmek amacıyla ekonomiyi canlandırmaya yönelik uygulamaya koyduğumuz mali tedbirler, destekleyici makro ihtiyati politikalar, KGF aracılığıyla sağlanan krediler ve olumlu dış konjonktürün etkisiyle 2017 yılında yüzde 7,4'lük güçlü bir büyüme performansı elde ettik. Bu büyüme performansıyla Türkiye G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke olmuştur.

2018 yılının ilk yarısında da Türkiye ekonomisi yüzde 6,2 büyüyerek küresel ve yerel ölçekteki birçok belirsizliğe rağmen güçlü seyrini sürdürmüştür. Yılın ilk yarısında büyüme tarafındaki pozitif görünümün devam etmesinde tüketim ve yatırım kanalından gelen güçlü katkılar belirleyici olmuştur.

2018 yılının ikinci çeyreğinden itibaren gelişmekte olan ülkelere yönelik risk algısının bozulması ve FED'in faiz artışlarıyla uluslararası sermaye akımları yavaşlamıştır. Bu süreçte dış finansman ihtiyacımızın yanında Türkiye ekonomisine ve Türk lirasına yönelik spekülatif saldırılar neticesinde ülke risk primimiz yükselmiş ve Türk lirası değer kaybetmiştir.

Finansal piyasalarda gözlenen bu dalgalanmaları azaltmak, likidite sıkışıklığını gidermek, finansal istikrarı desteklemek ve piyasaların etkin işleyişini sağlamak amaçlarıyla Türk lirası ve döviz likiditesine yönelik gerekli tedbirler alınmıştır. Bu kapsamda, bankaların "swap" işlemlerine yüzde 25 öz kaynak sınırı getirilmesi, mevduat hesaplarında stopaj oranlarının ayarlanması, ihracat bedellerinin yurt içine getirilmesi ve döviz olarak yapılan sözleşmelerin TL cinsinden hazırlanması gibi birçok önemli adımlar atılmıştır. Bu tedbirlerin finansal piyasalar üzerindeki etkileri olumlu şekilde görülmeye başlanmıştır.

Yılın üçüncü çeyreğinde kur ve faizde yaşanan dalgalanmalarla birlikte dış finansman imkânlarının azalması neticesinde iç talep ivme kaybetmiştir. Ancak aldığımız tedbirler ve uyguladığımız dengelenme politikalarıyla ekonomideki olumsuzlukları en aza indirdik. İç talepteki daralmayı mal ihracatı ve turizmdeki güçlü performansla dengeledik. Yeni Ekonomi Programı'mıza göre sıkı para ve maliye politikaları uygulanarak ekonomideki dengelenme süreci etkin bir şekilde yönetilecek, enflasyon, cari işlemler ve dış finansman ihtiyacı kaynaklı risklerimizi minimize eden, sürdürülebilir bir büyüme patikası izlenecektir. Bu doğrultuda büyümenin 2018 yılında yüzde 3,8; 2019 yılında ise yüzde 2,3 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz.

Ekonomimizdeki güçlü büyümenin yanı sıra, destekleyici iş gücü politikalarının etkisiyle istihdamda oldukça iyi bir performans elde ettik. 2018 yılı Ocak-Ağustos döneminde ortalama yıllık istihdam artışı 836 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. Böylelikle 2018 yılı Ağustos dönemi itibarıyla istihdam edilenlerin sayısı 29 milyona ulaşmıştır.

Bu dönemde iş gücü piyasasına yönelik uyguladığımız teşvik ve politikalar istihdam artışlarına katkı sağlamaya devam etmiştir. Ancak buna karşılık iş gücünün de artmasıyla işsizlik oranlarında bir miktar yükseliş gözlenmiştir. 2018 yılı Ağustos dönemi itibarıyla manşet işsizlik oranı yüzde 11,1 olarak gerçekleşmiştir. 2018 yılı genelinde iş gücü arzının artmaya devam etmesi, ekonomik dengelenmenin belirginleşmesi ve yavaşlayan iç talep nedeniyle işsizlik oranının bir miktar artarak yüzde 11,3 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz. Önümüzdeki dönemde ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya rağmen, iş gücünün niteliklerinde ve iş olanaklarında sağlanacak iyileşmeler ve uyguladığımız politikalar iş gücü piyasasını ve ekonomiyi desteklemeye devam edecektir.

2016 yılından bu yana enflasyona dair gelişmelerde temel olarak döviz kurundaki artış başta olmak üzere, enerji ve ithalat fiyatları, işlenmemiş gıda fiyatları ile güçlü talep artışı belirleyici olmuştur. Özellikle 2018 yılının ikinci çeyreğinde tüketici ve üretici enflasyonu hızlı bir artış kaydetmiştir. Son enflasyon rakamları ise yüksek enflasyona karşı atılan adımların ve Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı'nın başarısını ortaya koymuştur. Yeni Ekonomi Programı sonrasındaki dengelenme süreci kur ve faizlerden sonra enflasyon göstergelerinde de etkisini göstermeye başlamıştır. Kasım ayı itibarıyla tüketici enflasyonu bir önceki aya göre yıllık bazda 3,62 puan gerileyerek yüzde 21,62 olarak gerçekleşmiştir. Bu süreci, para ve maliye politikalarımızdaki güçlü duruşla desteklemeye devam edeceğiz. Kasım ayından sonra aralık ayında da devam edecek KDV ve ÖTV indirimlerinin ve enerji fiyatlarında zam yapılmayacak olmasının etkisiyle enflasyonla mücadelede güçlü bir performansı yakalayacağımıza inanıyoruz. Buna ilave olarak, kurun daha istikrarlı patikaya oturması ve petrol fiyatlarındaki düşüş dezenflasyon sürecini destekleyecektir. Böylece, YEP'teki 2018 yılı hedefimizi yakalayacağımızı öngörüyoruz.

Ekonomideki dengelenme süreci dış talep yönünden beklentilerimizden çok daha olumlu yönde seyretmektedir. 2017 yılında 157 milyar dolara yükselen yıllık ihracatımız, dış ticarette artan korumacılık ve jeopolitik risklere rağmen, 2018 yılında bu artışı sürdürerek kasım ayında yıllık bazda 168,1 milyar dolarla bugüne kadarki en yüksek değerine ulaşmıştır ve inşallah, yıl sonu itibarıyla 170 milyar dolarlık hedefi de yakalayacaktır. 2018 yılının ilk on ayı itibarıyla en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği ekonomisine yönelik ihracatımız yüzde 15,5 artarak toplam ihracatımızın yüzde 50,3'ünü oluşturmaktadır.

Turizmde yaşanan toparlanma, cari açığın düşmesinde etkili olmuştur. Artan turist sayısına bağlı olarak turizm gelirlerimizde de önemli artışlar yaşanmıştır. Ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı 2018 yılı Ekim ayında yıllık bazda 38,9 milyon kişiyle rekor seviyelere ulaşmıştır. Turizm gelirlerimiz de eylül ayında yıllık bazda bakıldığında 24,9 milyar dolara ulaşmıştır. Bölgesinde bir cazibe merkezi hâline gelen ülkemizin önümüzdeki dönemde bu rakamları çok daha yukarılara taşıyacağına inanıyoruz.

2018 yılının Mayıs ayından itibaren cari dengede çok ciddi bir iyileşme yaşandığını görüyoruz. Ağustos ve eylül aylarında verilen cari fazlalardan sonra ekim ve kasım aylarında da cari fazla vereceğimizi çok yakında hep birlikte göreceğiz. Çekirdek cari denge olarak nitelendirilen altın ve enerji hariç denge de 2018 yılı Haziran ayı itibarıyla bugüne kadar bu eğilimde fazla vermeye devam etmiş, eylül ayında bu rakam 5,1 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. 2018 yıl sonunda cari açığın Yeni Ekonomik Program'la öngördüğümüz 36 milyar doların da altına inmesini bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dönemde finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmalara karşın bankacılık sektörü sağlıklı ve güçlü yapısını korumuş, finansal istikrarı ve reel ekonomiyi desteklemeye devam etmiştir. Ayrıca, Yeni Ekonomi Programı'nda belirlediğimiz çerçevede bankaların mali yapıları ve aktif kaliteleri yakından izlenmekte ve sektörün mali yapısını güçlendirecek kapsamlı bir politika seti uygulanmaktadır. Bankacılık sektörünün aktif kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olan ve sektörün kredi riskini gösteren kredilerin takibe dönüşüm oranı 2018 Ekim ayı itibarıyla yüzde 3,5'tir. Sermaye yeterlilik oranı ise aynı dönemde yüzde 18,2 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran, hedef oran olan yüzde 12'nin oldukça üzerinde, yasal sınır olan yüzde 8'in 2 katından daha fazladır.

Küresel ekonomideki riskler ve yavaşlayan büyüme ortamı göz önüne alındığında, Türkiye ekonomisinin sermaye akımlarındaki hızlı değişimlere ve jeopolitik risklere karşı zayıf kalmasının önüne geçilmesi, bütün bu çerçeve, güçlü duruş çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu çerçevede, içinde bulunduğumuz ekonomik dengelenme sürecinde yüksek borçlanma maliyetlerini azaltacak, yatırımcı ve tüketici güvenini artıracak ve döviz kuru istikrarını sağlayacak adımları attık ve atmaya devam ediyoruz. Bu süreçte uygulayacağımız maliye politikaları, bütçe disiplini ve kamu tasarruflarının artırılması makroekonomik temellerin güçlendirilmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Türkiye, 2002 yılından bu yana uyguladığı mali disiplin ve ihtiyatlı makroekonomik politikalarla kamu maliyesinde küresel ölçekte örnek gösterilen bir ülke hâline gelmiştir. Kamu maliyesinde 2002 yılından bu yana yaptığımız reformlar sayesinde bütçe açıklarını ve borç stoklarını çok düşük seviyelere indirdik. Küresel krizin yaşandığı 2009 yılı hariç, son on dört yıldır genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Maastricht Kriteri olan yüzde 3'ün altında gerçekleşmiştir. Benzer şekilde kamu borç yükümüz de tarihin en düşük seviyelerindedir. 2002 yılında yüzde 72,1 olan kamu borç stokunun millî gelire oranı 2017 yılında yüzde 28,3 olmuştur.

2018 yılında kamu maliyesini, bir yandan mali alanı ve enflasyonla mücadeleyi desteklerken diğer yandan yapısal, konjonktürel ve sosyal ihtiyaçları karşılayacak şekilde yürüttük. Bu dönemde kamu gelirlerini artıran önemli düzenlemeler yürürlüğe konulmuş, kamu giderlerinde tasarruf sağlayan kararlar alınmış, yapılan vergi düzenlemeleriyle enflasyonla mücadeleye katkı sağlanmıştır. Öte yandan, yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı destekleyen nakdi ve vergisel teşvikler sağlanmış, gelir dağılımını ve sosyal adaleti pekiştiren düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Ekonomik ve sosyal teşvikler mali dengeler üzerinde bir miktar maliyet yaratmıştır.

Yeni Ekonomi Programı'nda mali disiplini ekonomi politikasının temel çıpası olarak belirledik. Başta tasarruflar olmak üzere, uygulamaya konulacak yapısal tedbirlerle merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını program dönemi boyunca yüzde 2'nin altında tutacağız. Bu çerçevede, 2017 yılında yüzde 1,5 olarak gerçekleşen merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2018 yılında yüzde 1,9; 2019 yılında ise yüzde 1,8 olacağını öngörüyoruz. Buna bağlı olarak 2017 yılında yüzde 1,8 olan genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2018 yılında yüzde 2,4; 2019 yılında ise yüzde 1,6 olmasını hedefledik. Bu oranlar yüzde 3 olan Maastricht Kriterlerinin oldukça altındadır, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bütçe açıklarına kıyasla da oldukça düşük düzeydedir. Benzer şekilde, kamu borç yükü de küresel ölçekte görece düşük bir seviyededir. Son dokuz yılda kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 108'ken, avro bölgesinde yüzde 88,2'yken gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 42,3 gerçekleşmiştir. Buna göre, Türkiye'de kamu borç yükü gelişmiş ülke ortalamalarının yaklaşık dörtte 1'i kadarken gelişmekte olan ülkelerin ortalamasından da yaklaşık 11 puan daha düşüktür.

2017 yılı merkezî yönetim kesin hesabı:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde, 2017 Yılı Kesin Hesap Kanun Tasarısı'na ilişkin bazı büyüklükleri sizinle paylaşmak istiyorum.

2017 yılında, bütçe giderleri 678,3 milyar TL, gayrisafi yurt içi hasılaya oranı da yüzde 21,8; bütçe gelirleri 630,5 milyar TL, gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 20,3; bütçe açığı 47,8 milyar TL, yine aynı şekilde gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 1,5; faiz dışı fazla 8,9 milyar TL, gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 0,3 olarak gerçekleşmiştir.

2017 yılı bütçe giderleri, bütçe başlangıç tahminine göre yüzde 5,1 oranında, yıl sonu gerçekleşme tahminine göre yüzde 0,7 oranında artmıştır. Buna karşın bütçe gelirlerimiz bütçe başlangıç tahminine göre yüzde 5,4 oranında, yıl sonu gerçekleşme tahminine göre yüzde 3 oranında artış göstermiştir.

2017 yılında 47,8 milyar TL olarak gerçekleşen bütçe açığı başlangıçta öngörülen açığın 928 milyon TL üzerinde ancak yıl sonu gerçekleşme tahmininin ise 13,9 milyar TL altında gerçekleşmiştir.

2018 yılı merkezî yönetim bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda, bu bütçe gerçekleşmelerine ilişkin yıl sonu beklentimiz şu şekildedir: 2018 yılında merkezî yönetim bütçe giderlerinin 821,8 milyar TL, bütçe gelirlerinin 749,6 milyar TL, bütçe açığının 72,1 milyar TL, faiz dışı dengenin ise 4,3 milyar TL olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz.

2018 yıl sonu bütçe açığının 72,1 milyar TL'yle bütçe başlangıç hedefinin 6,2 milyar TL üzerinde gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Bu açığın millî gelire oranının ise yüzde 1,9 olacağını öngörüyoruz.

Bütçe giderlerinin detaylarına bakacak olursak; 2018 yılında personel giderlerinin 200,3 milyar TL, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderlerinin 34,4 milyar TL, mal ve hizmet alım giderlerinin 69,3 milyar TL, cari transferlerin 323,1 milyar TL, sermaye giderlerinin 78,7 milyar TL, sermaye transferlerinin 17,3 milyar TL, borç verme giderlerinin 22,2 milyar TL, faiz giderlerinin 76,4 milyar TL olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.

2019 yılı merkezî yönetim bütçesine baktığımızda, merkezî yönetim bütçe kanun teklifi hakkında konuşmamın önceki bölümlerinde de sizlerle paylaştığım Yeni Ekonomi Programı kapsamında açıklanan ekonomik, mali ve sosyal hedeflerle uyumlu olacak şekilde bir bütçe hazırladık.

2019 yılı bütçemize baktığımızda bütçe giderleri 961 milyar TL, faiz hariç giderler 843,7 milyar TL, bütçe gelirleri 880,4 milyar TL, vergi gelirleri 756,5 milyar TL, bütçe açığı 80,6 milyar TL, faiz dışı fazla 36,7 milyar TL olarak öngörülmüştür.

2019 yılı bütçe ödenekleri 2018 yılına göre yüzde 26 oranında artmaktadır. Bu artış yaklaşık 198 milyar TL'ye tekabül etmektedir. Diğer kalemlerdeki artış ve azalışlar bir kenara bırakıldığında sadece 4 kalemdeki artış, bu artışın tamamı diyebileceğimiz 197 milyar TL'ye tekabül etmektedir.

Bu kalemlerden birincisi, toplam bütçe harcamaları içerisindeki payı yüzde 30,6 olan personel giderleridir. Personel ücretlerine 2019 yılı içerisinde yansıtılacak olan enflasyon farkı ödemeleri ile 2018 yılında kadroya geçen taşeron işçilerin ücret ödemeleri nedeniyle personel giderleri geçen yıla göre yüzde 35,6 oranında artarak 216 milyar 570 milyon TL'den 293 milyar 678 milyon TL'ye yükselmiştir.

İkinci kalem, toplam bütçe giderleri içerisindeki payı yüzde 19,3 olan Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan transferlerdir. 2019 yılı içerisinde emekli ve yaşlılık aylıklarına yapılacak enflasyon farkı dâhil zamlar ile emeklilere verilecek bayram ikramiyeleri nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan transferler yüzde 36,5 oranında artarak 135 milyar 684 milyon TL'den 185 milyar 160 milyon TL'ye yükselmiştir.

Üçüncüsü, toplam bütçe giderleri içerisindeki payı yüzde 11,9 olan, gelirden ayrılan paylardır. Gelirlerdeki artış nedeniyle gelirden ayrılan paylar 2018 yılı ödeneklerine göre yüzde 27,2 oranında artarak 89 milyar 860 milyon TL'den 114 milyar 344 milyon TL'ye yükselmiştir.

Dördüncüsü, toplam bütçe giderleri içerisindeki payı yüzde 12,2 olan faiz giderleridir. Faiz oranında ve döviz kurundaki yükselişe bağlı olarak borçlanma maliyetlerindeki ve dış borç faiz ödemelerindeki artış nedeniyle faiz giderleri 2018 yılına göre yüzde 63,6 oranında artarak 71,7 milyar TL'den 117,3 milyar TL'ye yükselmiştir.

2019 yılı bütçe giderlerinin ekonomik sınıflandırmaya göre dağılımı ise şöyledir: Personel giderleri 247,3 milyar TL, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri 43,4 milyar TL, mal ve hizmet alım giderleri 67,6 milyar TL, sermaye giderleri 54,4 milyar TL, sermaye transferleri 10 milyar TL, borç verme giderleri 21,7 milyar TL, yedek ödenekler 7,9 milyar TL, faiz giderleri 117,3 milyar TL'dir.

Merkezî yönetim bütçe gelirleri yüzde 17,4 artışla 880,4 milyar TL; vergi gelirleri yüzde 20 oranında artarak 756,5 milyar TL, vergi dışı gelirlerin ise yüzde 4 oranında artarak 123,9 milyar TL'ye ulaşacağını öngörüyoruz.

2019 yılı vergi gelirlerinin alt kalemlerine baktığımızda, gelir vergisi 171,9 milyar TL, kurumlar vergisi 74,2 milyar TL, dâhilde alınan KDV 70,7 milyar TL, özel tüketim vergisi 162,6 milyar TL, ithalde alınan KDV 165,8 milyar TL, damga vergisi 20,8 milyar TL, harçlar 27,7 milyar TL, banka ve sigorta muameleleri vergisi 19 milyar TL, motorlu taşıtlar vergisi 16 milyar TL, diğer vergiler 27,8 milyar TL olarak tahmin edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli vekiller; 2019 yılı bütçesinin temel özelliklerine baktığımızda, Yeni Ekonomi Programı'nda ortaya konulan dengelenme sürecinin en temel destekleyicisi olacaktır bu bütçe. Maliye politikası, para politikasıyla eş güdümlü olarak, enflasyon başta olmak üzere, cari açık ve büyümeye ilişkin hedeflerle uyumlu olarak yönetilecektir.

Yeni Ekonomi Programı'nda ortaya koyduğumuz hedefler doğrultusunda hazırladığımız 2019 yılı bütçesinin en önemli özelliklerinden biri tasarruf bütçesi olmasıdır. Özellikle altyapı yatırımlarımız doygunluk noktasına ulaştığı için öncelikli tasarruf alanımız burası oldu. Bir yandan tasarruflar sayesinde kamu kaynaklarının verimsiz alanlara yönelmesinin önüne geçilirken, diğer yandan memurumuzun, işçimizin, emeklimizin haklarını koruduk.

Daha önceki yıllarda olduğu gibi, 2019 yılı bütçesinde de kadınlara, çocuklara, gençlere, yaşlılara ve engellilere sağladığımız imkânları artırarak devam ettirdik.

Diğer taraftan, ihracata, teknoloji üretimine ve turizme yönelik ayrılan kaynaklarda temel olarak kesinti uygulanmamıştır. Yeni Ekonomi Programı'nda da ilan ettiğimiz gibi, 2019 yılı bütçesinden başlayarak üç yıllık dönemde kaynaklarımızı öncelikli olarak ihracatı artıracak, teknolojik ürün üretimi sağlayacak ve cari açığı azaltacak yatırımlara kanalize edeceğiz. Bu kapsamda, daha önce ilan ettiğimiz bütçe disiplini ve sıkı maliye politikası yaklaşımımız 2019 yılında da tavizsiz şekilde uygulanmaya devam edilecektir.

Gelir tarafında tek seferlik gelir artırıcı tedbir bu bütçede öngörmedik. Dönem içerisinde meydana gelebilecek tek seferlik uygulamalar bütçemizi pozitif olarak etkileyecektir.

Bütçemizin en önemli özelliği sermaye giderlerinde sağlayacağı ortalama yüzde 20'lik düşüşle arzu ettiğimiz ekonomik dengelenme sürecine büyük katkı sağlayacak olmasıdır. Tek seferlik gelirlere dayanarak kalıcı harcamalara bütçemizde yer vermedik ve bütçemizde yine en büyük payı eğitime verdik.

Günümüzde nitelikli insan gücünün, bilimsel ve teknolojik gelişmişliğin ön şartı eğitimdir. AK PARTİ hükûmetleri olarak daha önceki yıllarda olduğu gibi, 2019 yılında da bütçemizdeki en büyük payı eğitime ayırıyoruz. Eğitime ayırdığımız kaynağı 2019 yılında 161 milyar TL'ye çıkarıyoruz. Böylelikle, bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 17'sini doğrudan eğitime ayırıyoruz. Başka bir ifadeyle, 2019 yılında toplanan vergi gelirlerinin yüzde 21'ini eğitime harcamış olacağız.

Sağlığa önem veriyoruz. Sağlık alanında yaptığımız reformlarla vatandaşlarımıza sunduğumuz sağlık hizmetinin kalitesini artırıyor ve her bir vatandaşımız için ulaşılabilir olmasını sağlıyoruz. Bu kapsamda, ruhen ve bedenen sağlıklı nesillerin yetişmesi için sağlık alanındaki harcamalarımızı da artırdık. Bu amaçla 2019 yılında bütçemizden sağlığa yaklaşık olarak 157 milyar TL kaynak ayırdık. 2002 yılında yüzde 11,3 olan sağlık harcamalarının bütçe içerisindeki payını 2019 yılında yüzde 16,3'e çıkardık.

2019 yılında özel sektörün yenilikçi ve üretken yatırımlarını destekleyecek yatırımlara önem veriyoruz. 2019 yılında bütçeden yatırımlar için 65,1 milyar TL kaynak ayırıyoruz.

Hükûmetlerimiz döneminde yerel yönetimlere daha fazla önem verdik. Kamu hizmetlerinin sunumunda yerel yönetimlere daha çok görev ve sorumluluk vererek merkezden yürütülen birçok hizmetin mahallinde daha etkin ve verimli sunulmasını sağladık. Yerel yönetimlere verdiğimiz bu önem doğrultusunda iktidarımız döneminde yerel yönetimlere bütçeden ayrılan kaynak miktarı da artırılmıştır. Bu kapsamda büyükşehir ve diğer belediyelerimiz ile il özel idarelerimize ayırdığımız kaynağı yüzde 28,4 artırarak 93,6 milyar TL seviyesine ulaştırıyoruz.

Sosyal yardımlar hız kesmeden devam ediyor. Hükûmetlerimiz döneminde ekonomik büyüme sayesinde elde ettiğimiz refah artışından ülkemizin her sosyal kesiminin pay almasını sağladık. Sosyal yardımlar alanında reform olarak nitelendirebileceğimiz birçok yeni uygulamayı hayata geçirdik, sosyal yardım programlarını çeşitlendirdik. Bu kapsamda 2019 yılı bütçemizde sosyal harcamalar için ayırdığımız kaynak miktarını 62,1 milyar TL'ye çıkardık. Bu tutar 2019 yılı bütçesinin yüzde 6,5'ine denk gelmektedir. Oysa 2002 yılında bu oran o günün bütçesinin yalnız ve yalnız, sadece yüzde 1,3'üydü ve ayırdığımız kaynak hissesi sadece 1,6 milyar TL'ydi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tarımı desteklemeye devam ediyoruz. 2019 yılında bütçemizden yatırım ödenekleri dâhil tarıma ayırdığımız kaynak toplamı 26,5 milyar TL'dir ve bu kapsamda; tarımsal destek programları için 16,1 milyar TL, tarım sektörü yatırım ödemeleri için 5,1 milyar TL, tarımsal kredi sübvansiyonu, müdahale alımları, tarımsal KİT'lerin finansmanı, ihracat destekleri ve diğer tarımsal destekler için 5,3 milyar TL kaynak ayırıyoruz.

Reel sektörü desteklemeyi sürdürüyoruz. 2019 yılında da özel sektör öncülüğünde büyüme stratejimizi sürdürüyoruz ve bu kapsamda, reel kesim destekleri için bütçemizden 32,8 milyar TL kaynak ayırıyoruz.

Yurt içi tasarrufları teşvik etmeye devam ediyoruz. Yurt içi tasarruf oranının artırılması, Hükûmetimizin ekonomi politikasının önemli bileşenlerinden bir tanesidir. Yurt içi tasarrufların artırılması yoluyla sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlamayı hedefliyoruz. Bildiğiniz üzere, bu amaçla attığımız adımlardan biri de 2013 yılı itibarıyla geçiş yaptığımız Bireysel Emeklilik Sistemi'nde doğrudan devlet katkısı sistemidir. 2019 yılında Bireysel Emeklilik Sistemi kapsamında devlet katkısı tutarı için bütçemizden 4,1 milyar TL kaynak ayırdık. 2019 yılı sonunda bütçeden karşılanan toplam devlet katkısı tutarı da 19,4 milyar TL'ye ulaşmış olacaktır ve bugün itibarıyla, Bireysel Emeklilik Sistemi'ndeki katılımcı sayısı 7 milyon kişiye, birikmiş fon tutarı ise devlet katkısı dâhil 87 milyar TL'ye yaklaşmıştır.

Çalışanlarımızın mali ve sosyal haklarını iyileştirdik. İktidara geldiğimiz 2002 yılı sonundan bu yana kamu görevlilerimizin mali ve sosyal haklarında ciddi iyileşmeler sağladık, onların yaşam standartlarını yükselttik ve yükseltmeye de devam edeceğiz.

2002-2018 Kasım döneminde kamu görevlilerimizin aylık ve ücretlerinde enflasyonun oldukça üzerinde artış sağladık. Nitekim, aile yardımı ödeneği dâhil en düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında 392 TL iken 2018 Kasım ayında 3.133 TL'ye çıkarıldı ve artış oranı yüzde 699'a ulaştı. Aile yardımı ödeneği dâhil ortalama memur maaşı 2002 Aralık ayında 578 TL iken 2018 Kasım ayında 3.806 TL'ye çıkarılarak artışı yüzde 559'a ulaştırıldı. Muhtar aylığı 2002 Aralık ayında 97 TL iken 2018 Kasım ayında 1.726 TL'ye çıkarıldı ve bu artış yüzde 1.673 seviyesine ulaştı. Güvenlik korucu ücretleri 2002 Aralık ayında 236 TL iken 2018 Kasım ayında 1.727 TL'ye çıkarılarak artış yüzde 631'e ulaştırıldı ve aynı dönemde gerçekleşen enflasyona baktığımızda da yüzde 349,5 olmuştur.

2018 yılı nakit ve borç yönetimine ilişkin gelişmelere baktığımızda, ülkemizde son on altı yılda uygulanan mali disiplin sayesinde kamunun borç yükü oldukça düşük seviyelere indirilmiştir. AB tanımlı genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2002 yılı sonu itibarıyla yüzde 72,1 seviyesinde iken 2018'in ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 29,2 seviyesine gerilemiştir ve bu oran, 2018 yılı birinci çeyreği itibarıyla Avrupa Birliği Bölgesi'nde yüzde 81,5 seviyesindedir.

Diğer taraftan, bu dönem içerisinde sadece borç yükü azaltılmamış, aynı zamanda borcun vadesi uzamış ve borç stokunun yapısı iyileştirilmiştir. Merkezî yönetim brüt borç stoku içerisindeki değişken faizli senetlerin payı 2002 yılındaki yüzde 51,1 seviyesinden 2018 yılı Ağustos ayı itibarıyla yüzde 23,8 seviyesine gerileyerek borç stokumuzun faiz oranına olan duyarlılığı önemli ölçüde azaltılmıştır.

Uygulanan ihtiyatlı makroekonomik politikalar sayesinde hazine borçlanma gereksinimi azaltılmıştır. 2018 yılı için açıklanan Hazine Finansman Programı'nda yüzde 110 seviyesinde öngörülen iç borç çevirme oranının yaşanılan tüm finansal saldırılara rağmen yüzde 95 seviyesinde gerçekleşmesi planlanmaktadır.

Ülkemize karşı gerçekleştirilen spekülatif ataklara karşı devreye aldığımız güçlü aksiyon adımlarıyla, oluşturulmak istenen negatif havayı elhamdülillah dağıttık. Ekonomi yönetimi içerisinde yer alan tüm kurum ve kuruluşlarımızla kurduğumuz güçlü koordinasyon ve sinerji bu dönem elde edilen başarının en büyük sebebi olmuştur.

Spekülatif saldırılara karşı aldığımız tedbirlerle tüm paydaşların süreçten en az zararla çıkmasını sağladık. Bunun yanında, göstergelerdeki negatif seyri kırdık ve bir ayı aşkın süre göz önüne alındığında, gelişmekte olan ülkeler arasında para birimi ve CDS primlerindeki pozitif ayrışmayla öne çıkan ülke olduk.

Bu sürecin sonunda sermaye piyasalarında geçtiğimiz ekim ayı içerisinde, altı ay aradan sonra dolar cinsinden çok başarılı bir tahvil ihracı gerçekleştirdik. İhraç miktarının 3 katının üzerinde taleple karşılaştık. Küresel finans sistemindeki dalgalanmaların bu denli yüksek olduğu bir dönemde ihraç tutarının 3 katından fazla gerçekleşen bu talep piyasaların ve yatırımcıların ülkemiz ekonomik temellerine duyduğu güvenin bir göstergesi olması açısından gayet önemlidir.

Bu ihracın ardından kasım ayında avro cinsinden yine oldukça başarılı bir tahvil ihracı daha gerçekleştirdik. Bu ihraçta da 200'den fazla yatırımcı ihraç tutarının yine 3 katından fazla talep gösterdi.

Son olarak sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve derinleştirilmesi stratejisi kapsamında Türkiye'nin ilk ve en büyük varlığa dayalı menkul kıymet ihracını geçtiğimiz hafta gerçekleştirdik. 4 banka tarafından sonuçlandırılan ihraca 118 farklı yatırımcıdan toplam 2,43 kat talep geldi ve 4 bankaya çok önemli bir yeni finansal likidite altyapısı oluşturulmuş oldu. İhraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetler JCR Eurasia tarafından "yüksek düzeyde yatırım yapılabilir" kategoride değerlendirildi, uzun vadeli notu da AAA olarak belirlendi.

Bu başarılı tahvil ihraçları, atılan adımların ve Yeni Ekonomi Programı'mızın küresel finans çevrelerinde ne kadar güçlü karşılık bulduğunu ortaya koymuştur. Özellikle ağustos ayından sonra görülen piyasa oynaklığını dikkate alarak etkin borç yönetimi çerçevesinde piyasalara arz edilen iç borçlanma senet miktarını azaltarak, borçlanma vadesini kısaltarak ve senet çeşitlerini piyasa koşullarına göre revize ederek geçici piyasa oynaklığına karşı çok sıkı ve ciddi önlemler aldık.

2018 yılı içerisinde yatırımcı tabanının genişletilmesi ve yatırım enstrümanlarının çeşitlendirilmesi amacıyla bireysel yatırımcılara yönelik çalışmalara hız verilmiş olup bu kapsamda yurt içinde altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası ihracı gerçekleştirilmiştir ve önümüzdeki çok kısa süre içerisinde yine Hazine garantili bir altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası ihracı daha gerçekleştirilecektir. Vatandaşlarımızın devlet garantisi altında olan ve kendilerine hem faizli hem de faizsiz yatırım imkanı sağlayan bu ihraçlara teveccühünün de çok daha güçlü olacağına inanıyoruz.

Kamu kurumlarının mali kaynaklarının yönetimini tek elde toplayacak Tek Hazine Kurumlar Hesabı 17 Ekim tarihi itibarıyla uygulamaya geçirilmiştir ve önümüzdeki dönemde adım adım kurumların sayısının artmasıyla birlikte kapsamı genişletilecek olan Tek Hazine Kurumlar Hesabı'yla kamu nakit kaynakları Hazine tarafından tek bir hesapta izlenerek yaklaşık 40 milyar TL'lik kamu kaynağı tek hesap üzerinden çok daha etkin ve verimli bir şekilde yönetilecektir. Bu sayede kamu borç ve nakit yönetiminde etkinlik artırılacak, kamunun borçlanma maliyetleri çok daha aşağıya düşürülecektir. Tek elde toplanacak nakit rezervinin en uygun finansal araçlarla nemalandırılması sayesinde yıllık 3 ila 4 milyar TL asgari bir tasarruf elde edilecektir.

Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nda belirlenen limitler ile Hazine garantileri ve borç üstlenim taahhütlerinden kaynaklanabilecek riskleri sınırlandırdık. 2019 Yılı Bütçe Kanunu'nda 2019 yılında öngörülen kredi talepleri ve gerçekleştirilmesi planlanan projeler dikkate alınarak Hazine garantili imkân ve dış borç ikrazı limiti 4,5 milyar dolar ve borç üstlenim taahhüt limiti de 4,5 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Hâlihazırda 7 ulaştırma projesi için 15,4 milyar dolar tutarındaki krediye borç üstlenim taahhüdü sağlanmıştır. Hazine geri ödeme garantili kredi stoku ise 2018 yılı Haziran sonu itibarıyla 14,1 milyar ABD doları seviyesine ulaşmıştır. Hazine garantilerinden ve borç üstlenim taahhütlerinden kaynaklanabilecek koşullu yükümlülükler kapsamındaki risklerin borç stokuna, borcun sürdürülebilirliğine ve mali disipline muhtemel etkileri çeşitli senaryo analizleri ve araçlar vasıtasıyla ölçülmekte ve çok yakından takip edilmektedir.

2018 yılında kamu kurum ve kuruluşlarımızın Yılı Yatırım Programı'nda yer alan projeleri ile bankacılık kesimi aracılığıyla özel sektörün finansmanına yönelik dış finansman çalışmalarımız devam etmiştir. Bu çerçevede, 2018 yılının geri kalan bölümünde Hazine geri ödeme garantisi altında toplam 1 milyar 887 milyon dolar ve Bakanlığımızın borçlu olduğu 183 milyon dolar olmak üzere toplam 2 milyar 70 milyon dolar tutarında dış finansman sağlanmıştır.

Gelir politikaları ve uygulamalara baktığımızda, gerçekleştirdiğimiz tüm bu çerçevedeki uygulamalar ve son dönemde temel politika önceliklerimiz çerçevesinde bilhassa imalat ve üretim faaliyetlerinin teşvikine yönelik olarak vergisel alanda birçok düzenlemeyi hayata geçirdik. 2017 ve 2018 yıllarında imalat sektöründe gerçekleştirilen yatırımlara, ilave kurumlar vergisi ve KDV desteği sağladık. Bu yatırımlar için; yatırıma katkı oranını 15 puan artırdık, yatırıma katkı tutarının tamamının diğer kazançlardan indirilmesine imkân sağladık, indirimli kurumlar vergisi oranını sıfıra indirdik, inşaat harcamaları nedeniyle ödenen KDV'nin daha hızlı iadesine imkân tanıdık.

Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen kanun teklifiyle, imalat sanayi yatırımlarına sağlanan yukarıdaki teşvik unsurlarının 2019 yılında da uygulanması öngörülmektedir.

Makine ve teçhizat yatırımlarını daha güçlü destekliyoruz ve bu kapsamda, imalat sanayisinde yeni makine ve teçhizat alımlarını 2019 yılı sonuna kadar KDV'den istisna ettik. AR-GE, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde yeni makine ve teçhizat alımlarını KDV'den müstesna tuttuk. Ve yine, imalat sanayisinde, AR-GE ve tasarım faaliyetlerinde ve yatırım teşvik belgeli yeni yatırımlarda kullanılmak üzere alınan makine ve teçhizatın amortisman süresini yarıya indirdik.

Ekonomik canlanmaya katkı sağlamak amacıyla, konut ve iş yeri teslimlerindeki KDV oranını yüzde 8'e, taşınmaz alım satımlarındaki tapu harcı oranını yüzde 3'e indirdik; ikisinin düşürülmesiyle birlikte uygulanan indirimleri yıl sonuna kadar uzattık. Yıl sonuna kadar mobilyada yüzde 18 oranındaki KDV oranını yüzde 8'e, beyaz eşyadaki yüzde 6,7 oranındaki ÖTV oranını sıfıra düşürdük. Yıl sonuna kadar uygulanmak üzere, motor hacmi 1600 cc'nin altında olan taşıtların ÖTV oranlarında 15'er puan indirim yaptık, ticari araçlarda yüzde 18 olarak uygulanan KDV oranını yüzde 1'e indirdik.

Uygulamakta olduğumuz istihdam politikalarına katkı sağlamak ve işsizliği azaltmak amacıyla çok önemli düzenlemeler yaptık. 2018-2020 yıllarında işe alınacak her bir işçi için asgari ücret üzerinden ödenmesi gereken tüm SGK primleri ve vergileri on iki ay boyunca devlet olarak karşılıyoruz. Kadın, genç ve engelli istihdamı ise bu teşvikten on sekiz ay boyunca yararlanmaktadır.

İmalat ve bilişim sektöründe işe alınacaklar için SGK prim desteği 2.029,5 TL'ye kadar çıkabilmektedir. İmalat sektöründe 2018 yılında ilk defa istihdam edilecek her genç çalışan için iki ayda bir olmak üzere 883 TL vergi ve prim desteği, 1.603 TL ücret desteği olmak üzere toplam 2.486 Türk lirası tutarındaki tüm maliyetler devletimiz tarafından karşılanmaktadır

Sayın Başkan, değerli vekiller; mükelleflerimizin vergiye gönüllü uyumunu güçlendirmek, zor günlerinde de devlet olarak yanında olduğumuzu göstermek için çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Vergisini düzenli olarak ödeyen mükelleflerimize, hesaplanan gelir ve kurumlar vergisinin yüzde 5'i oranında indirim imkânı getirdik. Zor durumda kalan vergiye uyumlu mükelleflerimize destek olmak için vergi borçlarını altmış aya kadar vade ve düşük faiz oranıyla ödeme imkânını getirdik.

Uygulamakta olduğumuz vergi politikalarıyla sosyal ve çevresel politikalara da destek olmaya devam ediyoruz. İşte, bu kapsamda, net asgari ücretin vergi tarifesi sebebiyle dönem başında belirlenen miktarın altına düşmesini kalıcı olarak önledik. İşverenlerce kadın hizmet erbabına sağlanan kreş hizmetlerini ise gelir vergisinden istisna ettik. Kreş hizmeti verilmeyen durumlarda ise kreşlere ödenen tutarın aylık olarak asgari ücretin yarısına kadar olan kısmını gelir vergisinden muaf tuttuk.

16 yaş ve üzerindeki ikinci el araçlarını 2019 yılı sonuna kadar hurdaya çıkarmak suretiyle trafikten çeken araç sahiplerine yurt içinden yeni araç alımında 10 bin TL'ye kadar ÖTV indirimi sağladık.

Şehir içi ticari yolcu taşımacılığında kullanılan taşıtlar ile yük taşımacılığında kullanılan taşıtların 30 Haziran 2019 tarihine kadar özel tüketim vergisi ödenmeksizin yenilenebilmesini mümkün kıldık.

Kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadeleye devam ediyoruz. Kayıt dışı ekonominin azaltılması için planlı mücadelemizi yürütmeye devam ediyoruz. Mükelleflerin uyum düzeyinin artırılarak uyumlu mükellefler aleyhine oluşabilen haksız rekabetin önlenmesi ve kayıtlı ekonominin teşvik edilmesi amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde yeni bir veri ve risk analizi merkezi kuruyoruz. Kurulacak bu merkezde, farklı veri kaynaklarından elde edilen bilgilerle, faaliyet grupları ve sektörler itibarıyla analizler yapılmak suretiyle vergilemede muhtemel risk alanları tespit edilecektir. Bu yıl tamamlamayı hedeflediğimiz yeni bir eylem planı çerçevesinde kayıt dışı ekonomiyle mücadele çalışmalarımıza daha da güçlü devam edeceğiz.

Bunun yanında, elektronik uygulamaları yaygınlaştırmaya devam ediyoruz. Vergi beyannamelerinin verilmesi, tahsilat işlemleri, defter ve belgeler dâhil olmak üzere, vergi kanunlarımızın mükelleflere getirdiği yükümlülüklerinin neredeyse tamamının artık elektronik uygulamalar vasıtasıyla gerçekleştirilebilmesini sağladık. Bunun yanı sıra, idari işlemlerimizi de elektronik ortama taşıdık. Kurduğumuz e-Tebligat sistemiyle, yaklaşık 30 milyon adet tebliğ belgesini elektronik ortamda tebliğ ettik ve yaklaşık 300 milyon TL tasarruf sağladık.

Defter beyan sistemini uygulamaya geçirdik. Özellikle serbest meslek erbabı, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ile basit usule tabi olan mükelleflerin kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına imkân veren defter beyan sistemini hayata geçirdik. Bu kapsamda yaklaşık 2,1 milyon mükellefin gelir ve gider kayıtlarının portal üzerinden elektronik ortamda tutulmasını, beyannamelerin kullanıcı dostu arayüzler vasıtasıyla sistem üzerinden doldurulmasını hedefliyoruz. Böylece, küçük ölçekli mükelleflerimizin vergiye uyum maliyetlerini azaltıyoruz. Katma değer vergisi mükelleflerimizin iade taleplerini hızlı bir şekilde sonuçlandırmasını sağlıyoruz. İşte bu kapsamda, KDV iadelerinin hızlı ve doğru yapılabilmesini sağlamak için yoğun bir çalışma ortaya koyuyoruz. İşte bu kapsamda, daha önce yapmış olduğumuz hizmetlere ilave olarak belirli şartları sağlayan mükelleflerimizin, yeminli mali müşavirlerce hazırlanmış KDV iadesi tasdik raporuyla talep ettikleri KDV iade tutarlarının yüzde 50'sinin yapılacak ilk kontrollere göre on iş günü içerisinde teminat alınmaksızın iade edilmesini, kalan tutarın da daha sonra yapılacak kontroller çerçevesinde iade edilmesini öngören bir sistemi önümüzdeki yıl itibarıyla başlatıyoruz.

Mükellef Hizmetleri Merkezini etkinleştiriyoruz. Vergisel konularda anlaşılabilirliğin sağlanması, mükelleflerin hak ve ödevleri konusunda bilgilendirilmesi yoluyla vergi bilincini ve gönüllü uyumu daha da artırmak üzere Mükellef Hizmetleri Merkezini yeniden yapılandırıyoruz.

İnteraktif vergi dairesinin kapsamını genişletiyoruz. Vergi dairesine gidilerek yapılan işe başlama bildirimi, adres değişikliği gibi birçok işlemi elektronik ortama taşıyarak vergi dairesine gitmeden yapılabilir hâle getirdik ve bu sayede, vergisel işlemlerde kolaylık, hız ve etkinlik sağladık.

Dünya Bankasının hazırladığı rapora göre, İş Yapma Kolaylığı Endeksi'nde Türkiye, 2018 yılında 190 ülke arasında bir önceki yıla bakıldığında 17 basamak yükselerek 60'ıncı sıradan 43'üncü sıraya yükselmiştir. Raporda, Türkiye, iş yapma kolaylığı açısından en büyük ilerleme kaydeden ülkelerin arasında gösterilmiştir.

Sayın Başkan, değerli vekiller; çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının sayısını artırıyoruz. Türk müteşebbislerin diğer ülkelerde vergisel yönden öngörülebilir ve kurallara bağlanmış bir ortamda çifte vergilendirme riski olmaksızın ticari, mesleki faaliyetlerini sürdürmelerine ve her türlü yatırımda bulunmalarına imkân tanımak; benzer şekilde, yabancı müteşebbislerin ve yatırımcıların da aynı koşullarda ülkemize güven içinde gelmelerini sağlamak amacıyla çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları imzalamaktayız. Bu kapsamda imzalanan anlaşma sayımız 90'a ulaşmış olup bunlardan 85 tanesi yürürlüktedir, diğer anlaşmalarınsa onay süreci devam etmektedir.

Gelir politikalarımızı, 2019 yılında gerekli mali alanın temini suretiyle makroekonomik dengelenme sürecinin desteklenmesi; 2020 ve 2021 dönemindeyse kamu harcamaları için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanması, sosyoekonomik kalkınma ve adaletin daha da güçlendirilmesi, ekonominin uluslararası düzeyde rekabet gücünün artırılması ve yurt içi tasarruflara katkı sağlanması hedefleri doğrultusunda yürütmeye devam edeceğiz. Yeni Ekonomi Programı'nda gelir politikalarına yönelik yer verdiğimiz hedefler çerçevesinde, önümüzdeki dönemde mali disiplinin hassasiyetle korunması ekonomi politikalarımızın en öncelikli hedefi olacaktır. Vergi sisteminin daha basit, etkin, geniş tabanlı ve daha adil bir yapıya kavuşturulmasına ve vergi mevzuatının sadeleştirilmesine yönelik çalışmalarımıza çok daha hızlı ve güçlü adımlarla devam edeceğiz. Etkinliği olmayan istisna, muafiyet ve indirimleri kademeli olarak kaldıracak ve mecbur olmadıkça yeni istisna, muafiyet ve indirim getirmeyeceğiz. Mükelleflerimizin vergiye uyum seviyelerini güçlendirecek ve kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandıracağız. Gelir politikalarımız ile ihracat odaklı ve teknoloji tabanlı bir üretim modeli çerçevesinde, nitelikli yatırımları, katma değerli üretimi, istihdamı ve ihracata dayalı büyümeyi destekleyerek ekonomimizin rekabet gücünü daha da geliştireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılından bu yana yürüttüğümüz ekonomi politikalarıyla yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı çok güçlü bir şekilde destekledik. Ekonomide büyüme ve kalkınmayı önceliklendirerek vatandaşımızın refahını ve ülkemizin geleceğini her daim gözettik. Özellikle, kamu maliyesinde ve bankacılık alanında elde ettiğimiz kazanımlar ile dalgalanmalara karşı attığımız doğru adımlar sayesinde başta 15 Temmuz hain darbe girişimi olmak üzere pek çok iç ve dış şoku atlatmayı başardık. İçinde bulunduğumuz süreçte ekonomide yaşanan dengelenmenin ardından Türkiye'yi yüksek gelirli ülkeler grubuna yükseltecek, küresel bir güç olma yolundaki ilerleyişini destekleyecek yapısal reform öncelikli politikalarımız devam edecektir. 2019 yılı bütçesinde de temel ilkemiz olacak mali disiplin, dengelenme bu sürecin en temel destekleyicisi olacaktır.

Uyguladığımız tasarruf politikasının yapısal değişikliklerle kalıcı hâle gelmesi sağlanacaktır. Kamu maliyesinde en temel hedeflerimizi, mal ve hizmet, sermaye, yatırım ve cari transferler ile faiz giderlerinin azaltılması ve kamu gelirlerinin artırılması olarak belirledik.

Farklı bir siyasi yapı ya da konjonktürde belki de etkisi birkaç yıl sürecek bu dönemi, elhamdülillah, üç dört ay gibi bir sürede atlattık. Çok iyi bir performansla spekülatif saldırıların öncesindeki göstergelere ulaştık. Yaklaşık son iki ayda CDS primlerinde, faizlerde sağladığımız gelişmelerle dünyada en pozitif ayrışan ülke olduk. Yapılan spekülatif kur atakları sonucunda 7,20'lere kadar yükselen kurda normalleşme süreciyle 5,14 seviyelerine kadar geri çekilme sağladık.

Yıl sonu itibarıyla, negatif volatilitenin büyük oranda önüne geçtik. İki yıllık faizlerde yüzde 26'lardan yüzde 20'nin altına, benzer şekilde, beş yıllık kâğıtlarda yüzde 26'lardan yüzde 16-17'lere, on yıllık kâğıtlarda ise yüzde 22 seviyesinden yüzde 15-16 seviyelerine gerileme sağladık.

Kredi faizlerinde de yüzde 45'lere kadar gerçekleşen yükselişi kırdık ve faizlerde bugün itibarıyla yüzde 25'lerin altına inen bir sürece geldik. Dengelenme süreci, hedeflerimiz doğrultusunda güçlü bir şekilde devam etmektedir.

On altı yıldır, bu ülkeye çok büyük hizmetler, çok büyük reformlar kazandırdık ve ekonomimizi yaklaşık 4 katından fazla büyüttük. Türkiye, son on altı yılda çok güçlü bir performansla büyüdü. 2002'de 36 milyar dolar olan ihracatımız 2018 yılı sonu itibarıyla 170 milyar dolar seviyesine ulaşıyor. Gayrisafi yurt içi hasılamız 236 milyar dolardan 851 milyar dolara çıktı. AK PARTİ'nin ekonomik karnesine baktığımızda bu resmi çok net bir şekilde görüyoruz. Her dönem günün koşullarında yaşanan tüm bu saldırılara rağmen, AK PARTİ iktidarları yapılması gerekenin en iyisini ortaya koymaya çalışmıştır ve sonunda da her daim milletimizin teveccühüne mazhar olmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye, küresel ekosistemin paradigmalarının değiştiği bu dönemde siyasetten ekonomiye, iktisadi hayattan üretim ve tüketim alışkanlıklarına kadar her şeyi gözden geçirip güncellemek durumundadır. İşte, biz ekonomik hedeflerimizle birlikte değişim vurgusunu bunun için yaptık. Küresel finansal sistemin nereye evrildiğini gayet iyi biliyor ve yakından takip ediyoruz ve son beş yıla baktığımızda, Mayıs 2013'ten bugüne baktığımızda politika faizlerinin yüzde 4,52'yle cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesinde olduğu günleri gördük ve özellikle yüzde 70'ler seviyesinde olan bu oranların AK PARTİ iktidarları döneminde bu oranlara indiğini gördük.

Tüm finansal ve makro ekonomik göstergeler Türkiye tarihinin en iyi seviyelerini gösteriyordu. Yatırım için, sanayi atılımı için hiç olmadığı kadar elverişli bir dönemi yaşıyordu. Önünde muhteşem bir yol, büyük hedefler vardı. O günlerde başlatılan plan ve bu planlar çerçevesi içerisinde Türkiye son beş yılda neler yaşadı? Gezi, 17-25 komplosu, çözüm sürecini bitiren saldırılar, sınırımızın hemen dibinde kurulmak istenen terör devleti, Orta Doğu'da huzuru bozsun diye üretilen DEAŞ, FETÖ'nün onlarca ihanet girişimi ve 15 Temmuz. Biz tüm bunlarla mücadele ederek hem bu milletin özgürlüğünü, bu ülkenin demokrasisini kurtarmaya çalıştık hem de ekonomimizi güçlü kılmak, yaşanan süreçlerden etkilenmeden çıkmak için çok daha fazla çalıştık. İşte, bu fotoğrafı daha net bir şekilde ortaya koymak gerekirse 4,54 seviyesinden başlayan bu faizler Gezi süreciyle birlikte 4,5'ten 8,5'lere neredeyse 2 katı arttı, hemen ardından devreye giren 17-25 darbe girişimiyle yüzde 11'lere yükseldi. Türkiye hem 3 terör örgütüne karşı her cephede aynı anda mücadele verirken hem de ekonomik bağımsızlık mücadelesinin fitilini her cephede ateşledi. AK PARTİ iktidarları olarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, bu mücadele devam edecek ve bu mücadelede öyle ya da böyle sonuna kadar kazanan biz olacağız ve milletimiz olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakikanız var.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK (Devamla) - Biz bu mücadelede, her zaman olduğu gibi, her zaman olduğu gibi sadece ve sadece milletimizin desteğine inanıyoruz. Son dört aydır da benzer süreçleri yaşadık. Son beş yılda yaşadıklarımızdan çok şeyler öğrendik ama bundan da önemlisi, milletimiz çok büyük bir tecrübe kazandı. Bu millet, söyleyenin niyetini de söylediğini de çok iyi analiz ediyor. Biz milletimize inanmaya, milletimiz için çalışmaya, mücadele vermeye devam edeceğiz; hem de bugün dünyanın en önde gelen finansal kurumlarının parmak ısırdığı, inanamadığı bir performansı her daim sergilemeye devam ederek.

Son olarak bugün açıklanan büyüme rakamlarına da değinmek istiyorum. "Türkiye stagflasyona girdi." "Türkiye küçülecek." "Türkiye resesyona girdi." gibi bir çok şey duyduk. Türkiye, küresel ekonomideki bu denli sert süreçlere rağmen, tarihinin en büyük kur saldırısını yaşamasına rağmen o saldırıyı yaşadığı dönemde dahi bir önceki çeyrekteki 11,1'lik baz etkisine rağmen büyümüştür. TÜİK tarafından bugün açıklanan verilere göre Türkiye ekonomisi 2018 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre reel olarak 1,6 oranında büyüme kaydetti. İç ve dış konjonktürde olumsuzluk yaşadığımız bir dönemde yıllık bazda kaydedilen pozitif büyüme, aldığımız güven artırıcı politika kararlarının etkili olduğunu ve Türkiye ekonomisinin sağlam duruşunu devam ettirdiğini göstermektedir. Ekonomide 2018 yılı ikinci çeyreğinde başlayan dengelenme sürecinin üçüncü çeyrekte belirginleşerek devam ettiğini görüyoruz. Bu denli sert süreçlerde Türkiye, ekonomide yumuşak geçişleri sağlayabildiğini, kontrollü bir yol izleyebildiğini göstermiştir ve bu dönemde nihai yurt içi talep büyümeye sınırlı katkı verirken ihracat ve turizm gelirlerindeki güçlü görünüm ve zayıf ithalat nedeniyle net dış talep büyümeye kuvvetli bir katkı sağlamıştır. Son dönemde finansal piyasalarda gözlenen olumlu gelişmeler ve öncü göstergelerdeki göreli iyileşmeler, önümüzdeki dönemde büyümenin, YEP'te öngördüğümüz gibi sürdürülebilir bir patikada seyredeceğini net bir şekilde göstermektedir. Yeni Ekonomi Programı'nda ilan ettiğimiz üzere, enflasyonla topyekûn mücadele, kamu maliyesindeki disiplin ve cari açığın sürdürülebilir seviyelere düşürülmesi politikalarımızı tavizsiz sürdürmekteyiz. İnovasyon ve verimlilikteki ilerlemeye bağlı olan rekabetçiliği artırmak için, ekonomi politikalarımızı bunu destekleyecek şekilde kurgulamaya devam ediyoruz ve ekonomideki dengelenme, disiplin ve değişim süreciyle ulaşacağımız katma değerli üretim ve sürdürülebilir büyüme yoluyla, tüm vatandaşlarımızın refahını kalıcı olarak artıracak ve daha güçlü bir Türkiye nihai hedefimize en kısa sürede ulaşacağız ve Allah'ın izniyle bundan sonra da çok daha büyük, çok daha stratejik ve yapısal adımlarla hedeflerimize yürümeye devam edeceğiz.

Son olarak, bütün çalışmalarımızda bizden her daim desteğini esirgemeyen Cumhurbaşkanımıza ve bütçe teklifinin oluşturulmasına katkıda bulunan Plan ve Bütçe Komisyonuna, tüm bakanlarımıza ve kamu idarelerimize teşekkürü bir borç biliyorum. Yapacağınız yoğun ve yorucu çalışmalar için, ayrıca dinleme sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum.

2019 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ederek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)