| Konu: | 701 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/4) ile İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 11 |
| Tarih: | 30.10.2018 |
HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; saygıyla selamlıyorum.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden beş gün sonra 20 Temmuzda olağanüstü hâl ilan edildi, üç ay aralıklarla 7 defa uzatıldı ve tam iki yıl sürdü. Bu iki yıllık süreçte 35 kanun hükmünde kararname yayımlandı, bugün konuştuğumuz da bunun en sonuncusu.
Şimdi, önce bir saptamayı yapalım madem Meclis kürsüsünde konuşuyoruz: OHAL boyunca Meclisin açık bir şekilde faaliyetlerinin, etkinliğinin baypas edildiğini bir kere saptamamız gerekiyor. OHAL boyunca bu ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetildi. Yürütme, yasamaya darbe yaptı. Şimdi, bunu söyleyince kızıyorsunuz ama bu Meclis OHAL'le birlikte bir tür noterlik makamına dönüştürüldü ve demokrasiye önemli bir darbe vuruldu.
Şimdi, biz o gün, OHAL ilan edileceğinin tartışıldığı dönemde, o günlerde de OHAL ilan edilmesine karşı çıkmıştık, bugün de OHAL tartışmalarını yaparken, değerlendirirken aynı anlayışla hareket ediyoruz. "Neden?" diyecek olursanız, bakın, bu ülke belki de demokrasi açısından baktığımızda, daha çok sıkıyönetimlerle ve olağanüstü hâllerle yönetilmiştir. Bu ülkenin tarihi darbeler tarihidir. 12 Martlar, 12 Eylüller, 27 Mayıslar; bunların hepsini bugüne kadar izledik, gördük, yaşadık hep beraber.
"Olağanüstü hâl ilanı" demek aslında "olağanüstü olanın olağan hâle gelmesi" demektir. "Olağanüstü hâl ilanı" demek "bir ülkede hukuksuzluğun hukuk hâline gelmesi" demektir. Biz bu anlayışla, o gün OHAL ilan edilirken 20 Temmuz 2016'da, olağanüstü hâl ilan edilmesine karşı çıkıyorduk ve haklı çıktık gerçekten; yaşanmış olan sürece baktığımızda, bu iki yıl boyunca yaşanmış olanlara baktığımızda bütün hukuksuzluklar, insan hakları ihlalleri, bütün alınmış olan kararlar, bunların hepsi ama hepsi Türkiye'de demokrasinin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün ayaklar altına alındığının en bariz örnekleri oldular.
Darbeden, darbe girişiminden hemen sonra siyasi partilerin hepsi darbeye karşı ortak bir mutabakat geliştirdi hatırlarsanız, ortak açıklamalar, bildiriler yayınlandı. Darbeciler OHAL ilan edilmeden de aslında devlet içinden tasfiye edilirdi, bilinmiyor muydu bunlar? Bunların isimleri vardı, aile albümlerinizde yerleri vardı, baktığınızda bunların kimler olduğunu sizler biliyordunuz aslında. Bütün siyasi partiler darbe karşıtlığı noktasında hemfikirdi 15 Temmuz sonrasında ve darbecilerin tasfiyesi büyük bir demokrasi hamlesiyle gerçekleşebilirdi ama Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı maalesef bu girişimi kendi istikbali için fırsat bildi ve on binlerce insanın ihracı, demokrasi isteyenlerin tasfiyesi, hak ihlalleri, cezaevlerinde işkenceler; bunların hepsi askerî darbeler döneminde Türkiye'de yaşanmış olanların aşağı yukarı aynılarıydı. 12 Eylüle kimi konularda rahmet okutan bir dönem yaşandı.
Şimdi, her darbe döneminin bir sözü vardır biliyorsunuz. 12 Martın sözü "demokrasinin üzerine şal örtülmesi" sözüydü, talihsizlikti. 12 Eylülün sözü "Asmayalım da besleyelim mi?" sözüydü. 15 Temmuzun sözüyse "Bu bize Allah'ın lütfu oldu." sözüydü. Bütün dönemi belirleyen söz "Bu bize Allah'ın lütfu oldu." sözüdür esas itibarıyla. 12 Eylül darbesinin ardından 82 Anayasası ceberut ve baskıcı bir rejime yol açtı, 15 Temmuz sonrasındaysa OHAL altında yapılan başkanlık sistemi referandumuyla Anayasa değiştirildi. Yargı, yasama, yürütme tek kişide birleştirildi. Denge, denetleme, fren mekanizmaları ortadan kaldırıldı ve otokratik bir tek kişi yönetimi kurumsallaştırıldı. İşte OHAL döneminin Allah'ın lütfu olarak nitelendirilen kısmı burasıydı.
Şimdi, değerli vekiller, bu OHAL döneminde bu uygulamalara baktığımızda siyasi iktidar, hukuku askıya alarak, hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırarak rejimine, kendi düşüncesine ve uygulamalarına karşı çıkan bütün muhaliflere karşı çeşitli baskı ve zor koşullarını kullandı. Her şey istismar edildi, her şey. OHAL kararnameleri yayınlandı, hiç darbe girişimiyle alakası olmayan maddeler içinde yer aldı. Mesela kış lastiği kullanımının darbe meselesiyle ne alakası vardı kimse bilmiyor. Arkadaşlık siteleri ya da meslek ve oda birliklerinin seçimlerinin darbe meselesiyle ne alakası vardı kimse bilmiyor ama bunların hepsi kanun hükmünde kararnamelerin içinde yer alan çeşitli hükümler oldu, hukuksuzluk en açık biçimde yaşandı. Her şey bulundu, her şey yapıldı, bir tek siyasi sorumlular, bu darbe girişiminin siyasi sorumluları ortaya çıkarılamadı. Onlar buharlaşıp uçtular sanki, yok oldular sanki. Herkes var siyasi sorumlular yok ve ilk defa Türkiye'de belki 1960'lardan bugüne kadar ilk defa bir darbe süreci yaşandı, bir darbe girişimi yaşandı ortada siyasi sorumlu olmadan. Tabii, bunun gerçek olmadığını hepimiz biliyoruz, siyasi sorumluların kimler olduğunu da herkes biliyor.
Şimdi, biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisinden bir hatip dedi ki, grup başkan vekiliydi: "OHAL döneminin nasıl işleyeceğini Anayasa belirliyor." Evet, Anayasa'nın 15'inci maddesi belirliyor ve o 15'inci maddede der ki: "Milletlerarası anlaşmalara bağlı olan yükümlülükler ihlal edilemez. Hak ve özgürlüklerin kullanımı geçici olarak durdurulabilse de alınan önlemler durumun gerekliliğiyle orantılı ve ölçülü olmak zorundadır."
Şimdi bu, Anayasa'nın 15'inci maddesi ve Anayasa'nın başka maddeleri -biraz sonra geleceğim- çiğnendi. Bunu biz söylemiyoruz ama, sadece biz söylemiyoruz. Bakın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi 25 Nisan 2017 oturumunda Türkiye'yi yeniden izleme sürecine alma kararı verdi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi yani Türkiye'nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyinden söz ediyorum; Türkiye'nin bağlı olduğu, içinde kendi parlamenterlerinin de olduğu, bu Parlamentodan temsilcilerin de olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinden söz ediyorum. Orası 25 Nisan 2017'de Türkiye'yi izlemeye aldı. İlk defa böyle bir şey oldu. Nasıl bir şey oldu biliyor musunuz? 1996 ile 2004 arası dönemde siyasi denetime tabi tutulmuştu Türkiye. Sonra, 2004 yılında hayata geçirdiği reformlar sonucunda izleme sürecinden çıkarılmıştı, diyalog süreci devam ediyordu. İlk defa bir ülke izleme sonrası diyalog sürecinden sonra tekrar izlemeye alındı. Neden alındı? Bu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin kararında neler vardı? 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ve KHK rejiminin insan hakları ihlalleri vardı, kamu görevlileri ve bilim insanlarına yönelik tasfiyeler vardı, eş genel başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve milletvekillerimizin ve belediye başkanlarımızın tutuklanmaları vardı, medya kuruluşlarına yönelik yasaklar vardı, tutuklu gazeteciler vardı, 16 Nisan referandumu sürecinde işlenmiş olan vahim insan hakları ihlalleri ve usulsüzlükler vardı, siyasi hak ihlalleri vardı. Şimdi, bunların hepsini Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi raporunda okuyabilirsiniz. Ben size bazı maddelerden hatırlatmalar yapmak istiyorum. Bu rapor uluslararası alandaki bir kurumun belgeleri arasında, arşivi arasına girdi. Yani burada yaşanan her şey uluslararası alanda da konuşulur, tartışılır oldu.
Bakın, şimdi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi raporunun -ki bu raporu hazırlayan komisyonda sanıyorum Adalet ve Kalkınma Partisinden de raportörler vardır orada milletvekillerimiz olduğuna göre- 7'nci maddesinde der ki: "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa'nın 83'üncü maddesini geçici olarak askıya alan bir düzenlemeyle 20 Mayıs 2016 tarihinde birçok parlamenterin dokunulmazlığının kaldırılmasından kaygılıyız." der. "Bu kararın daha çok muhalefet partilerini, özellikle de HDP'yi etkilediğine dikkat çekiyoruz." der AKPM raporunun 7'nci maddesi.
8'inci maddesi der ki: "AKPM, dokunulmazlığın her şeyden önce seçilmiş temsilcilerin yürütme, yargı veya siyasi muhalifler karşısında korku duymaksızın kendilerini ifade edebilmelerini sağlaması gerektiğini hatırlatır." der. "Bu nedenle, Kürt sorununun siyasi ve barışçıl yollarla çözülmesine zarar vermek gibi bu kararın yol açabileceği siyasi sonuçlardan kaygı duyuyoruz." der. "Yargı bağımsızlığının olmadığına yönelik iddialar varken Türk yetkililerden parlamenterlerin Avrupa Konseyi standartlarına uygun bir şekilde yargılanmalarının sağlanmasını istiyoruz." der. Yapıldı mı? Yapılmadı.
10'uncu maddesinde der ki AKPM raporu: "Sur, Silvan, Nusaybin, Dargeçit, Şırnak, Cizre, Silopi, İdil ve Yüksekova dâhil olmak üzere 22 ilçede uygulanan yirmi dört saatlik ve aylarca süren sokağa çıkma yasaklarının yol açtığı insani sonuçlardan kaygı duyuyoruz. Bu sokağa çıkma yasakları 1,6 milyon insanı etkilemektedir ve 355 bin insan yerinden edilmiştir." der AKPM Raporu.
11'inci maddesinde der ki: "Venedik Komisyonu -ki Venedik Komisyonu da Türkiye'nin tanıdığı bir komisyondur, Meclisin tanıdığı, bildiği bir komisyondur- sokağa çıkma yasaklarının Anayasa ve yasalara uygun bir şekilde uygulanmadığını, bu doğrultuda da yasakların Anayasa maddelerinin ilgili maddeleri -bizim Anayasa'mızın 119 ve 122'nci maddeleri- gereğince uygulanması gerektiğini belirtir. AKPM, Türkiye'den kendi anayasasının bu maddelerine ve Venedik Komisyonunun 13 Haziran 2016 tarihli görüşlerine uymasını bekler." der AKPM Raporu.
12'nci maddesinde, "AKPM Türkiye'yi bağımsız ve Türkiye'nin güven duyduğu kişilerden oluşan bir hakikatleri araştırma ekibinin kurulmasını dikkate almaya davet eder." der.
14'üncü maddesi der ki: "Türk yetkililerin operasyonlar sırasında görevi kötüye kullanan güvenlik görevlileri hakkında da etkili bir soruşturma yürütmesini bekliyoruz. Bununla birlikte, AKPM Millî Savunma Komisyonunda kabul edilen askerî operasyonlarda görevi kötüye kullanan güvenlik güçlerinin yargılanmasının önüne geçen yeni yasa değişikliğine ilişkin hazırlıklar karşısında dehşete düşmüştür." der. AKPM dehşete düşmüş, biz düşmedik dehşete çünkü çok olağan bir şey.
Hatırlatma yapmak istiyorum: Yine bu Meclis 15 Temmuzdan bir gün önce bölgede çalışma yapan asker, polis ve güvenlik güçlerinin ve korucuların korunmasını, yargılanmamasını esas alan bir madde çıkarmıştı, hatırlarsanız. Biz, o zaman "Yanlış yapıyorsunuz." demiştik. 15 Temmuz darbe girişiminde Şırnak'ta, Diyarbakır'da ve bölgenin diğer illerinde olan komutanların komutasında havalanmış olan jetler gelip bu Meclisi bombaladılar hatırlarsanız. Biz, o zaman darbe dinamiğinden bahsederken buna işaret ediyorduk. İşte, onları koruma altına almaktan dolayı biz o zaman herkesi eleştiriyorduk. Dolayısıyla, biz dehşete düşmedik bir kez daha bu yapıldığı zaman ama AKPM tabii dehşete düşüyor.
AKPM raporunun 18'inci maddesi der ki: "21 Kürt belediye başkanının tutuklanmasını ve 31 belediye başkanının -o tarihler itibarıyla- görevlerinden alınmasını yerel yönetimlere ve seçilmişlere dönük bir baskı ve yerel yönetimlerin zayıflatılması olarak görüyoruz."
19'uncu maddesi "Görevden alınan belediye başkanlarının yerine Hükûmetin kayyum atamasıyla ilgili olarak Türkiye'nin de 1992'de taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Sözleşmesi'nin öngördüğü kararlar dikkate alınmalıdır. Toplumlararası güven ve dostluğun pekişmesi için önemli olan Bölgesel ve Azınlık Dillerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi ile Ulusal Azınlıkların Korunmasına Dair Avrupa Çerçeve Sözleşmesi çerçevesinde yerinden yönetim ilkelerinin benimsenmesinin gerektiğine dair Türkiye'yi izleme sonrası diyalog sürecinin gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz." der. Bütün bunların hepsi, 20'nci madde, bugün hâlâ sorunumuz olan çok önemli bir madde daha "Türkiye'de uygulanan antiterör yasası ifade özgürlüğünü kısıtlamaktadır." der AKPM raporu. "Şubat 2014'te Türkiye'nin Reform Eylem Planı çerçevesinde ifade özgürlüğünün sınırlarını genişletecek düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesi ve terör kavramının Avrupa Konseyi standartlarına göre düzenlenmesi AKPM'nin Türkiye hükûmetinden beklentisidir." der. Sonraki maddelere devam etmeyeyim, zamanım azaldı, esas itibarıyla basın ve ifade özgürlüğüne dönük kısıtlamaları ve hukukun üstünlüğüne dönük saldırıları içeren maddelerdir. 36 madde, bu maddelerle AKPM Türkiye'yi izlemeye aldı. O günden bugüne bu izlemenin gereklerini Türkiye yerine getirdi mi? Getirmedi, sizler bunu biliyorsunuz.
Şimdi, Venedik Komisyonu der ki: "Merkezî yönetimin seçilmemiş belediye başkanları, başkan yardımcıları ve belediye meclis üyeleri ataması, yargı denetiminden bağımsız olarak yerel belediyeleri doğrudan kontrol etmesi bilhassa endişe vericidir. Dahası, OHAL döneminde çıkarılan KHK'ler geçici OHAL sürecini kapsamanın ötesinde kalıcı yapısal değişiklikler getirmektedir, yerel yönetimler demokratik bir toplumun ana temellerinden biridir, bu yetkililerin yerel halk tarafından seçilmesi insanların siyasi süreçte söz sahibi olmasının anahtarıdır." Şimdi, Venedik Komisyonunun bu belirlemesini niye hatırlatıyorum tekrar? Çünkü yerel seçimlere gidiyoruz ve yerel seçimlere giderken sizin kullandığınız dil, esas itibarıyla halkın iradesinin bir kez daha çiğneneceğine dair bir dildir ve bunun yanlış olduğunu bir kez daha size hatırlatmış olalım.
OHAL bilançosu gerçekten vahimdir değerli vekiller, gerçekten vahimdir. Siz bunları duymak istemiyorsunuz, biliyoruz ama yani bakın 130 bin civarında kişi kamu görevinden ihraç edildi herhangi bir hüküm olmaksızın ve o kadar büyük insani mağduriyetler yaratıldı ki, insanların vicdanı o kadar sızladı ki. Ama bunların hiçbirini dikkate almadınız.
Bakın, 12 Eylülde 1402'likler vardı hatırlarsanız, çok tartışma konusu olmuştu. O 1402'liklerin sayısı aşağı yukarı 120 kişi civarındaydı, üniversiteden atılmış olan akademisyenler. Peki, bugün üniversiteden OHAL döneminde atılmış olan akademisyen sayısı kaçtır? 5.904. 34.393 de öğretmen atılmış. Durum bu.
Şimdi merak ediyor Cumhurbaşkanı Erdoğan, diyor ki: "Üniversiteler niye bu hâlde? Niye üniversitelerimiz uluslararası alanda başarılı olamıyor?" Çünkü, siz, üniversite eğitiminin biat edenler ve itaat edenler tarafından yapılabilecek bir eğitim olmadığını bilmiyorsunuz. Şu anda üniversitelerde biat eden ve itaat edenlerin dışında kimseyi bırakmadınız ki. Üniversite eğitimi demek, eleştirel olmak demektir, eleştirmek demektir, hoşa gitmeyen soruları sormak demektir, araştırmak demektir. Bunları yapanların hepsini OHAL kararnameleriyle üniversitelerden uzaklaştırdınız.
Sonra, işte, bir tanesi kalkıyor, 1909'da ölmüş olan İspanyol sosyalisti Francisco Ferrer'i, Alman Hitler Nazizminin Führer nitelemesiyle karıştırıyor, üstüne uzun bir tez yazıyor. Ferrer'i Führer zannediyor "O Führer sosyalizmi İspanya'da inşa etmiş." diye bir doktora tezi yazıyor üniversitede. Bu kişinin bir doçenti var danışmanı olarak, o doçent de bunu fark etmiyor. Ondan sonra o tez gidiyor 4 kişinin olduğu bir jürinin önüne, profesör 4'ü de, onlar da fark etmiyorlar, tez geçiyor, doktora kabul ediliyor. Biri Francisco Ferrer, öbürü Führer. Şimdi üniversiteler bu hâle gelmiş vaziyette. Neden? Çünkü, siz, düşünen, tartışan, eleştiren herkesi üniversitelerden atmışsınız.
Bakın, on binlerce insan gözaltında, on binlerce insan tutuklandı. 70 gazete, 18 televizyon kanalı, 6 haber ajansı kapatıldı, 20 dergi, 22 radyo kanalı kapatıldı. Alevi toplumunun sesi olan televizyonlar kapatıldı. Kürt halkının ana dilinde yayın yapan, onların sesi olan televizyonlar, radyolar, haber ajansları, gazeteler kapatıldı. Hani ana dilde yayın serbestti? Kapatıldı bunların hepsi.
Şimdi, belediyelere kayyumlar atandı, onların yaptıklarını biliyoruz. O belediyelerde atanan kayyumlar -esas itibarıyla ilk yaptıkları iş- Kürtçe tabelaları indirdiler, sonra Kürtçe kursları kapattılar.
OYA ERONAT (Diyarbakır) - Yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun!
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Bir dinle ya, birazcık saygılı ol. O ne biçim bir tanımlama! Ne demek "Yalan söylüyorsun."? Sen sus be!
OYA ERONAT (Diyarbakır) - Ne konuşuyorsun?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Ondan sonra Kürt halkının tarihsel ve kültürel değerlerine saldırdılar, cadde ve sokak isimlerini değiştirdiler, kadın dayanışma kurumlarını, kadın atölyelerini kapattılar, apaçık, çok açık bir şekilde orada Kürt halkının iradesine yönelik çok ağır bir saldırı gerçekleştirdiler.
OYA ERONAT (Diyarbakır) - Yalan söylüyor.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Ya biraz saygılı ol. Sen sus ya!
Ne biçim Grup Başkan Vekilisiniz siz? Kendi grubunuza biraz siz sahip olun. Ne kadar saygısız insansınız!
RECEP ÖZEL (Isparta) - Saygılı ol, saygılı! Sen saygılı ol, sen!
BAŞKAN - Arkadaşlar, kürsüde konuşmacı var, yerimizden konuşmayalım.
OYA ERONAT (Diyarbakır) - Yalan söylüyor! Yalan söylüyorsun.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Hayır, en büyük yalancı sensin!
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Yalan söylediğini herkes biliyor ama.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Ne biçim Grup Başkan Vekilisiniz siz de ya! Grubunuza bir sahip çıkın.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Şimdi, bakın, bugün Türkiye nüfusunun yüzde 40'ına yakını kendi seçtiği belediye başkanı tarafından yönetilemiyor. Bir de istifa ettirilmiş belediye başkanları var.
RECEP ÖZEL (Isparta) - "Ne biçim Grup Başkan Vekilisin!" ne demek ya? Sen ne biçim bayansın!
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Bayan değilim, kadınım. Sen benim ne olduğumu bana öğretme. Sus sen!
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Ankara, İstanbul, Bursa, Balıkesir, ağlaya ağlaya istifa ettirilmiş belediye başkanları hakkında bir tek soruşturma yok. Neden? Bunu konuşabiliyor muyuz? Nasıl siyasi ayağı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Ek süre vermiyorum Sayın Oluç. Bitirelim lütfen.
OYA ERONAT (Diyarbakır) - Yalan söylüyorsun.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Ya biraz saygılı ol, saygılı, saygılı!
ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Başkan, müdahale vardı ama. Kendisine müdahale olanlara söz hakkı veriyorsanız müdahale vardı, buraya da vermeniz lazım.
BAŞKAN - Benziyor muydu?
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Bir milletvekiline "Yalan söylüyorsun." denir mi? Bu ne demek, "Yalan söylüyor." demek?
EBRÜ GÜNAY (Mardin) - Hayır, sataşıyor.
BAŞKAN - E o kadar oluyordu. Onu takip ediyoruz.
EBRÜ GÜNAY (Mardin) - Takip ediyorsunuz ama müdahale etmiyorsunuz Başkan.
AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Bu ne zannediyor? Mecliste mi, başka programda mı!
ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Ee, biraz önce aynı gerekçeyle verdiniz söz hakkını.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oluç.
ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Orada da konuşmaya devam edilmişti.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Nasıl darbe girişiminin siyasi ayağı bulunamadıysa zorla ve baskıyla, tehdit ve şantajla istifa ettirilmiş olan büyükşehir belediye başkanlarının suçlarının ne olduğu da bugün herhangi bir soruşturma nedeniyle ortaya çıkarılamamıştır.
METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) - Terör sorunu var, terör.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İşte OHAL'in getirmiş olduğu durum budur değerli milletvekilleri. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar ya, lütfen...
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Dinlediğiniz için teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)