GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:8
Tarih:17.10.2018

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; saygıyla selamlıyorum.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Devam etme hâlâ. Niye devam ediyorsun?

BAŞKAN - Sayın Enginyurt... Sayın Enginyurt...

FATMA KURTULAN (Mersin) - Siz her zaman yapıyorsunuz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Tamam devam etme hâlâ.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Ne dediğimizden haberin yok.

MENSUR IŞIK (Muş) - Bir defa dinle, ne dediğimizi bir dinle.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bu grubun da bozucusu sizsiniz. Her zaman yapıyorsunuz.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Siz yanlış anladınız ama.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Ama sussun artık, biz de sustuk. Yeter artık ya!

BAŞKAN - Lütfen...

FATMA KURTULAN (Mersin) - Kimse kimsenin vatanseverliğini teraziye koyup tartmasın. Hep siz yapıyorsunuz bunu.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli vekiller; saygıyla selamlıyorum.

Bu 28'inci madde bu teklifin en vahim maddelerinden bir tanesidir, gerçekten üzerinde düşünülmeden hazırlanmış bir maddedir. Teklifi hazırlamış olan vekil arkadaşlarımız hani dediler ya: "Alan çalışması yaptık." filan. Mesela, gidip muhbirlik yapanlarla, gizli tanıklık yapanlarla konuşup, onlar da vekil arkadaşlarımıza: "Ya, biz muhbirlik, gizli tanıklık yapıyoruz ama yani bu aldığımız ücret, para, bize verilen ödüller yetmiyor, bunu biraz artırın." mı demişlerdir de bu teklif gelmiştir? Öyle değil, tabii ki biliyoruz. İçişleri Bakanlığı bu teklifi bizim önümüze getirmiştir. Bakın, çok vahim dememin nedeni nedir? İhbar meselesini, muhbirliği bir toplumsal kültür hâline getiriyorsunuz. Bu, gerçekten gelecek açısından baktığımızda, bugün açısından da baktığımızda çok vahim bir gelişmedir ve bu uyarıların hiçbirini ciddiye almıyorsunuz.

Ödüllü muhbirlik, hukuk dışı. Siz bunu yasa hâline getiriyorsunuz ama evrensel, demokratik hukuk ilkeleriyle hiçbir alakası yok, Türkiye'nin imzalamış olduğu demokratik, uluslararası sözleşmelerle, Anayasa'nın 90'ıncı maddesiyle hiçbir alakası yok, etik de değil. Yani bizim toplumumuzda kimi kişisel husumetten kimi siyasi husumetten etrafındakini, konusunu komşusunu, iş yerindeki arkadaşını, mahallesindeki kişiyi, şunu bunu ihbar ediyor; ihbar edecek, ödül alacak karşılığında. Bu bir organizasyon, bu bir organizasyon hâline gelecek. Bu organizasyonun patronajı İçişleri Bakanlığında; çok net, açık, durum bu. Şimdi, bu ihbar kültürünü toplumda yerleşik hâle getirdiğiniz zaman sağlıklı bir toplum yapısı mı geliştirmiş olacağız?

Şimdi, 12 Mart günlerini hatırlayanlar vardır aranızda, o zaman bir kavram vardı kullanılan "sayın muhbir vatandaş" diye. 12 Mart günlerinde, askerî darbe, askerî muhtıra sonrasında "sayın muhbir vatandaşlar" çıkmıştı ortalığa; rejim o zaman askerî cunta, bunu kullanırdı. Şimdi, döndünüz dolaştınız, yıl 2018, "sayın muhbir vatandaş" geldi, yetmedi; "sayın gizli tanıklar" da geldi. Bununla ne yapmak istenebilir?

Şimdi, bakıyoruz OHAL sürecine, OHAL sürecindeki ihraçların birçoğunda, önemli bir kısmında bu muhbir vatandaşların rolü var. E, bir de sizin yanınızda yer alan iktidar medyası var, onlar da muhbir vatandaşlara yardım ve yataklık yapıyorlar hepsi; televizyonuyla, gazetesiyle, radyosuyla. E, ne oluyor şimdi? Okulunda, üniversitesinde dersini anlatan hocasını ihbar eden öğrenciler. Yani böyle bir toplum mu, böyle bir gençlik mi yetiştirmek istiyorsunuz?

Şimdi bu, gerçekten çok vahim bir durumdur ve tekrar edeyim, bu muhbir ve gizli tanık organizasyonunun patronajı İçişleri Bakanlığındadır. Bu muhbir vatandaşlar, bu gizli tanıklar nedeniyle insanlar hapislerde yatıyor. Bakın, bizim geçmiş dönem milletvekillerimiz, eş genel başkanlarımız, bugün burada söyledim, sevgili Selahattin Demirtaş, bütün milletvekillerimiz, yöneticilerimiz, hep bu gizli tanıkların verdikleri yalan ifadeler nedeniyle hapiste yatıyorlar, yazık günah değil mi?

Şimdi bakın, bu gizli tanığın en berbat hâli rahip Brunson davasında ortaya çıktı. Ya, adam gizli tanık, bir de utanmaz, sıkılmaz, dönmüş mahkeme heyetine diyor ki: "Ya, siz benim söylediğim her şeyi yanlış anlamışsınız." Mahkeme heyetinin de hatasına bakın, ben söylesem mahkeme heyetine bunu bir tane daha dava açar ama o gizli tanık söylediği için mahkeme heyeti onun önünde de cübbesini ilikliyor. Yargı bugün gizli tanıklar üzerinde yükselen kararlar alıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu muhbir vatandaşlık ve gizli tanıklık yüzünden yargı da felaket bir duruma gelmiştir. Felaket bir duruma gelmiştir. Mahkeme heyetlerinde yer alan hâkimlerin önemli bir kısmı siyasi baskılar nedeniyle, korkular nedeniyle, sürülme korkusu nedeniyle, görevinden alınma korkusu nedeniyle cübbelerine ilik açtılar, düğmelerini iliklediler. Böyle bir yargı olur mu? Türkiye 2018 yılında böyle bir yargıya mahkûm olabilir mi? Ama şimdi bunların hepsini, işte siz, çıkardığınız bu yasayla teşvik ediyorsunuz. Bu yasa yarın öbür gün hepimizin başına çok daha ciddi çoraplar örecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Dolayısıyla, bakın, tekrar bu konuda hani demokratik yollarla uyarımızı yapıyoruz. Bu tür çıkardığınız yasalar yarın öbür gün sizin önünüze, sizin karşınıza başka şekillerde gelecektir. Tarihte çok örnek vardır böyle. Bizim kendi tarihimizde de vardır, dünya tarihinde de vardır. Bakın, 1920'ler, 1930'lar, 1940'lar Avrupası'na bakın. Almanya'da "Geheime Staatspolizei" adı Gestapo. İşte bu "gönüllü üyeler" adı verilen muhbir vatandaşlık üzerine şekillendirilmiş koca bir muhbirler ordusu yaratılmıştır Himmler tarafından. İnşallah bugün bu muhbir vatandaşlığa ve gizli tanıklığa patronajlık yapan İçişleri Bakanlığı için de söylüyorum, inşallah sonu Heinrich Himmler'in sonu gibi olmaz.

Teşekkür ederim dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)