| Konu: | Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 8 |
| Tarih: | 17.10.2018 |
HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Torba teklife baktığımız zaman, hazırlamış olan vekiller burada kendi yaptıkları çalışmayı -elbette ki bir emek sarf etmişlerdir, onu göz ardı etmiyoruz- bir alan çalışmasının sonucu olarak aktardılar ama yani alana baktığımız zaman sahil güvenlikten trafik cezalarına, muhbirlikten güvenlik politikalarına kadar geniş bir alanı kapsayan bu çalışmayı aslında vekillerin kendi başlarına yapmış olmaları pek söz konusu değil, çok belli ki yürütmenin ve bürokrasinin taleplerinin hâkim kılındığı bir torba teklifle karşı karşıyayız. Bu demek değil ki yürütme ve bürokrasi her zaman yanlış şeyler söyler, elbette ki doğru maddeler de vardır bu teklifin içinde ve onlara ilişkin bir itirazımız yoktur. Ama -lütfen- buradaki bütün çalışmaları da göz önünde bulundurarak bu dönem açısından baktığımızda, yasamanın yürütme üzerindeki ya da yürütme karşısındaki güçler ayrılığını nasıl da kıskançça koruduğunu ve geliştirdiğini iddia etmek çok mümkün değildir sanıyorum. Hani bunu bir kez daha söylemiş olalım, kayıtlara geçsin: Yürütmenin ve bürokrasinin hâkimiyeti çok açık olarak yasama üzerinde sürmektedir.
Şimdi, trafik meselesi çok önemli. Burada konuşan çeşitli hatipler gerçekten verileri de ortaya koydular, Türkiye'nin ağır bir sorunu, TÜİK verileri de bunu gösteriyor, bugün de o söylendi. 2017'de 1 milyon 20 bin civarında trafik kazası olmuş, ölen yurttaş sayımız 7.427 kişi olmuş, 300 binin üzerinde yaralı var; bunlar çok ağır sonuçlar, gerçekten çok ağır sonuçlar. Üstelik de kaza sayılarına ve ölüm sayılarına baktığımız zaman, son beş yılın sayılarına baktığımız zaman bir dalgalanma görüyoruz ama bir azalma değil, eğride yukarıya doğru bir gidiş görünüyor.
Şimdi, bu trafik kazaları meselesi elbette ki önemli bir sorun fakat yani şunu konuşmak gerekiyor: Bakın, bütün uluslararası anlaşmalar, bütün uluslararası veriler, belgeler, araştırmalar gösterir ki trafik meselesi ile eğitim meselesinin ve demokrasi meselesinin bir korelasyonu, bir ilişkisi vardır. Bütün araştırmalarda -yazılara da bakın, akademik çalışmalara da bakın- bunu görürsünüz. Şimdi, bakıyorsunuz OECD ülkeleri arasında Türkiye, trafik kazaları ve ölüm açısından hepsinden çok daha yüksek yani oransal olarak da sayısal olarak da hatta Japonya ve Kore'den de daha yüksek bir orana ve sayıya sahip. Peki yani OECD ülkelerinde trafik cezaları çok yüksek de onun için mi bu kazalar olmuyor? Bizdeki trafik cezaları çok düşük de o yüzden mi bu kadar çok kaza oluyor? Böyle değil tabii.
Şimdi, mutlaka ama mutlaka işin eğitim yanıyla ilgili çok ciddi önlemler almaya ihtiyaç var. Şimdi eğer bir toplumda demokrasi kültürü yeterince gelişmemişse, bireylerin diğer bireylere karşı saygılı davranması, topluma karşı sorumlu ve saygılı davranması gelişmemişse, o zaman eğitim de bu alanda bu gelişmeyi sağlayamıyorsa -ki Türkiye'nin durumu budur- o zaman trafik kazalarıyla bu eğitim ve demokrasi korelasyonunu doğru kuramamış olursunuz. Şimdi, dolayısıyla buraya bakmak lazım.
Yani bakın, hani biraz esprili olsun diye söyleyeyim size: "Spin" atma ve bu gaza basarak sonra el frenini çekme yoluyla arabayı döndürme meselesi var biliyorsunuz bir seferlik yapılan, bunun cezası artırılıyor. Bunu yapanlar var ama bu "spin" atma meselesinde iktidarın en son attığı "spin" bütün topluma iyi bir örnek mi oldu sizce? Yani rahip Brunson "spin"i yani öyle bir el frenini çektiniz ve araba etrafında döndü ki herkes şaşırdı kaldı. Peki makas atma? Makas atmada da bir örneğiniz var, son dönemde yine olmuş olan, iktidar açısından baktığımızda McKinsey meselesi. Makas atma biliyorsunuz daha uzun süreli bir şey, bir seferde yapmıyorsunuz onu, böyle giderken makas atarak gidiyorsunuz. Niye McKinsey örneğini veriyorum? Ortada dolaşan bazı belgeler var, McKinsey'le ilişkinin Şubat 2017'den beri olduğunu gösteriyor. Yani makas ata ata bugüne kadar iktidar gelmiş. McKinsey yeni çıktı ortaya, değil mi? Şimdi, eğer bu ülkede iktidar demokratik kültürü geliştirecek adımları atmıyorsa, toplumdaki gerginliği, kutuplaşmayı, çatışmayı azaltıcı adımlar atmıyorsa, hep beraber, iktidarıyla muhalefetiyle bu adımları atmıyorsak o zaman -trafikteki terörden söz ediyor çeşitli konuşmacılar- o trafikteki terörün azalmasını bekleyemezsiniz. Siz toplumda ne kadar büyük çatışma, gerginlik, kutuplaşma yaratıyorsanız onun gündelik yansımasını trafikte görürsünüz. Hepiniz yaşıyorsunuz, araba kullananlar da var aranızda, herkes her gün bunları yaşıyor. Demek ki cezaların artırılması sorunun çözümü değildir. Sorunun çözümü açısından demokrasiyi, eğitimi ön plana çıkarmanız gerekir. Yani üzülerek söyleyeyim bunu: İnşallah bu attığımız adım iyi bir sonuç doğurur, hakikaten gelecek yıl kazalar ve ölüm oranlarında ciddi bir düşüş yaşanır ama bir sene sonra eğer bunun sonuç doğurmadığını görürsek o zaman tekrardan bu kürsüye geleceğiz, hep birlikte bu konuyu tartışacağız.
İkinci konu: Şimdi, bugün çıkın, siz de mutlaka rast gelmişsinizdir, herkes rast gelmiştir; üç dört gündür halk arasında dolaştığınızda, taksiye bindiğinizde, şoförlerle konuştuğunuzda herkes ne diyor: "Niye bu trafik cezaları meselesi var?" Türkiye'de -biliyorsunuz- ilk defa değildir bu, hep böyle konuşulur, "İktidarın bütçede açığı vardır, trafik cezaları kapatmanın en kolay yoludur." derler. Şimdi ona başvuruyoruz çünkü Türkiye'de bir kriz var, siz "Kriz yok." diyorsunuz ama Türkiye'de bir kriz var ve bu krizin sonuçları enflasyon rakamlarıyla, işsizlik rakamlarıyla, kur artışıyla, faiz oranlarıyla, bunların hepsiyle çok açık olarak görünüyor bu krizin sonuçları. Parayı bulmak için ve bu krizin sonuçlarını azaltmak için her türlü yola başvuruyorsunuz iktidar olarak, işte geçen haftalarda çıktı ortaya İşsizlik Fonu'na yönelik müdahaleniz. İşsizlik Fonu'nun yasasında ve yönetmeliğinde olmamasına rağmen İşsizlik Fonu'nun kaynaklarını 11 milyar Türk lirasından fazla Halkbank, Vakıfbank ve Eximbanka aktardığınız biliniyor, tahvil satışları... En son Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Sayın Kalın da bunu teyit etti "Evet, yaptık." dedi. Bunu da konuşacağız daha önümüzdeki günlerde. Nasıl oluyor da İşsizlik Fonu yasasına ve yönetmeliğine aykırı olarak bu tür işler yapılıyor? Çünkü kamu bankalarını peşkeş çektiniz krediler yoluyla. Şimdi o çekilen peşkeşleri nasıl karşılayacaksınız? Bunlarla karşılayacaksınız. Hani, bunların hepsi bittiğinde İş Bankası kalacak.
Şimdi, dolayısıyla, bakın, bütün bu ufak, palyatif önlemlerle bu krizi atlatmak mümkün değildir. Dolayısıyla, bütün bu meseleleri enine boyuna tartışmak gerekir ama henüz o düzeye ne yazık ki gelinemedi, sanıyorum önümüzdeki aylarda gelinecek.
Şimdi, bu yapılmış olan alan çalışmasında -daha sonra tekrar bu konuya döneceğim ama bir noktaya da tekrardan değinmek istiyorum, belki günün ilerleyen saatlerinde burada herkes bulunmamış olacak- bir madde de muhbirlikle ilgili olan madde. Muhbirlik maddesi... Değerli arkadaşlar, gerçekten bir toplumun muhbirleştirilmesi, o toplumun içindeki demokratik kültürün son nüvelerinin de ortadan kaldırılması demektir.
Burada çeşitli konuşmacılar bu muhbirlik sonucunda nelere yol açıldığını söylediler çeşitli dönemlerde, onları tekrar etmeyeceğim. Bir tek konuya döneceğim, bu muhbirlik meselesini ve gizli tanıklık meselesini mutlaka ama mutlaka bir kez daha gözden geçirmeniz gerekiyor.
Bakın, gizli tanık meselesi sadece bu rahip Brunson davasında patlamadı. Ben şimdi size çok kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum: Burada yıllarca sizinle birlikte, buradaki birçok arkadaşımızla birlikte çalışmış olan, burada emek sarf etmiş olan bir kişiden söz edeceğim. Bizim önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş şu anda cezaevinde, Edirne Cezaevinde, biliyorsunuz, hukuksuz yere orada tutuluyor. Sayın Selahattin Demirtaş'ın ana davasında bir gizli tanık var "Mercek" kod adlı. Bu "Mercek" kod adlı gizli tanık daha evvelden de başka davalarda görülmüş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum.
Son duruşmada mahkeme heyeti -çünkü avukatlar bu "Mercek" kod adlı gizli tanığın çıkıp bulunmasını ve getirilmesini istiyorlardı- "'Mercek' kod adlı bir gizli tanığa ait evrakın bulunmadığını tespit ettik." dedi. Ya, o "Mercek" kod adlı gizli tanık nedeniyle Selahattin Demirtaş'ın davası açıldı, oradaki yalan, iftiralar yüzünden o dava açıldı. Selahattin Demirtaş neredeyse iki senedir cezaevinde duruyor, rehin tutuluyor ve bu gizli tanık anlayışı, bu muhbir vatandaş anlayışı Türkiye'yi her geçen gün demokratik siyasetten biraz daha uzaklaştırıyor.
Şimdi, bu teklifte muhbirlere ve gizli tanıklara özel teşvik veriliyor. Bu, büyük bir yanlıştır ve bunun vebali çok ağır olacaktır. Bunu da bir kez daha vurgulamış olalım.
Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)