GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:6
Tarih:10.10.2018

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle cumhuriyet tarihinin en vahşi katliamı olan 10 Ekim katliamını unutursak yüreğimiz kurusun diyorum, ölenlere rahmet diliyorum.

Şunu da unutmadığımı cümle âleme duyurmak isterim: 10 Ekim katliamından sonra "Oylarımız artıyor." diyen anlayışı da huzurlarınızda kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Emek en yüce değerdir, evet, emek en yüce değerdir. Getirilen bu kanun tasarısında emekle ilgili hiçbir şey yoktur.

Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı boyunca işçi ve emekçilere yönelik getirdiği tüm yasalar, mevcut kazanımların gerilemesine ve hak kayıplarına neden olmuştur. Getirdikleri tüm ekonomik paketler öncelikle emekçilerin haklarına saldırı olarak algılanmıştır.

En son 20 Eylülde açıkladıkları ve adına da "Yeni Ekonomik Program" dedikleri programda: Bir, kıdem tazminatının reforma tabi tutulacağı; iki, Bireysel Emeklilik Fonu'nun zorunlu olacağı, esnek çalışmanın yaygınlaştırılacağı, vergi gelirlerinin artırılacağı ve sosyal harcamaların da kısılacağı dile getirilmiştir.

Buradan bir maden işçisi olarak ve bir emekçi olarak tüm emekçi kardeşlerime ve tüm emekçi halkımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Kendilerine lütfen şu soruyu sorsunlar: Bir anne baba olarak torunlarımın geleceğinden, çocuklarımın geleceğinden kaygı duyuyor muyum, duymuyor muyum? Bu soruyu önce kendilerine sorsunlar. Eğer bu ülkede anne ve babalar torunlarının geleceğinden kaygı duymuyorlarsa buyursunlar AKP'nin politikalarına destek versinler.

Ben izninizle buradaki arkadaşlarıma sormak istiyorum, samimiyetle sormak istiyorum: Bu ülkede torunlarının geleceğinden kaygı duymayan var mıdır?

NEVZAT CEYLAN (Ankara) - Var.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Demek ki çok azınlıkta. Parlamentoda bile bu ülkede torunlarının geleceğinden kaygı duyanlar çoğunlukta.

Sevgili yurttaşlarımız, sevgili milletvekillerimiz, emekçiler olarak şunu vurgulamak istiyoruz. Bu ülkede...

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Gençler var, torun yok.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Evet, ben bir maden işçisiyim, bununla gurur duyuyorum.

SALİH CORA (Trabzon) - İtirazımız yok.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Bu ülkede ekonomik krizin faturasını her zaman emekçiler çekmektedir. Ekonomik krizin sorumlusu emekçiler değildir, faturasını onlar ödemeyecektir. Diğer yandan, ekonomik krizin faturasını halka ödetmeye çalışanlar "Hepimiz aynı gemideyiz." teraneleriyle vatandaşın önüne gelmektedirler. Kusura bakmasınlar, biz Türkiye'nin gemisindeyiz ama siz Amerikan gemisindesiniz. Sizin geminiz emperyalizmin denizlerinde yüzer. Bunu da böyle bilin. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) - Dünya, 5'ten büyüktür.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, değerli milletvekillerimiz; şimdi gelelim Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılan ve şu anda görüşmekte olduğumuz yasa tasarısına.

Kanunun genel gerekçe bölümünde, birçok yatırım konusu yanında altyapı ve konut yatırımlarına da finansman sağlanmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Oysaki yatırım bankacılığında altyapı ve konut yatırımları bir gerekçe olamaz. Bu nedenle, kanun maddelerinde Kalkınma Bankasının hangi yatırım konularında finansman desteği sağlayacağının açıkça belirtilmesi daha yararlı olacakken bu yapılmamıştır.

Kalkınma Bankasının özellikle inşaat sektörünün kalkındırılması çalışmalarında kullanılacağı açık, aşikârdır. Bu kisve altında hangi firmalara ya da hangi müteahhitlere finansal destek sağlanacak, bu bir muammadır, hangi kaynaktan da sağlanacağı ayrı bir muammadır. Yaşanan krizin nedeni, ülke kaynaklarının üretim yerine sadece beton ekonomisine yönelik yatırımlara aktarılmış olmasıdır. Krizden kurtulmak için hâlen konut yatırımlarını teşvik etmek ise hastalığı ölümcül seviyeye taşımaktır, hastalığın ilacının hastalığın mikrobu olmayacağı da aşikârdır.

Değerli hemşehrilerim, değerli milletvekillerim, değerli yurttaşlarım; kanunun 7'nci maddesinde bankanın, Bankacılık Kanunu'nun karşılıklar yönetmeliği esasları dışında tutulacak olması, verilen yatırım kredilerinin vadelerinde ödenmemesi hâlinde banka yönetimine keyfî davranma serbestisi sağlamaktadır. Bu çok sakıncalı olup bankacılık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Böyle bir durumda bankanın kullandırdığı kredilerde firmaya göre keyfî davranış uygulamasının önü açılacaktır.

Kanunun 6'ncı maddesinde Türkiye Kalkınma Fonu tarafından iştirak edilen şirketler ve fonlar kısıtlamalara tabi değildir. Sayıştay denetimine tabi değildir diyor. Anlaşılan, bu kurulacak olan banka da "kaçıştay" kapsamına alınacaktır. Altını çizerek söylüyorum, "kaçıştay" kapsamına alınmıştır. Sayıştay denetiminden kaçırılan kurumların övünülecek faaliyetleri olmadığı aşikârdır. Ayrıca kaç kaç nereye kadar? Ülkeyi 100 milyarlarca borca sokan bir iktidarın denetimden kaçması boşunadır. McKinsey örneğinde olduğu gibi, yurt içi denetimden kaçsa bile er geç emperyalizmin denetimine takılıp emrine girmesi de kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi sakınca içermektedir. Erdoğan'ın, Kalkınma Bankasına kaynak temin etmek için İşsizlik Fonu'ndan buraya para aktarmayacağının ve bunu herhangi bir yandaş müteahhide finansman olarak kullandırtmayacağının bir garantisi yoktur. Zira, itibardan tasarruf etmesini sevmeyen, keyfî davranmayı da pek seven bir Cumhurbaşkanımız var. İtibardan tasarruf etmeyen bir ülke, öğrencilerin formalarından tasarruf etmekte, çocuğuna pantolon alamayan babalar intihar etmektedir.

Buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum, özellikle işçi arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum: İşsizlik Fonu'ndan GAP'a aktarılan 11,5 milyar liralık para yerine konmamıştır henüz. 2010, 2011, 2012 yıllarında fondan alınan paraların hangi projeler için kullanıldığına dair bir bilgi yoktur. Geçen dönem de Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz bu şekilde bir soruya cevap vermiştir. Halkbank, Vakıfbank, Eximbanka İşsizlik Fonu'ndan 11 milyar TL aktarıldığını daha geçenlerde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü açıklamıştır. O zaman şu soruyu sormak lazım: Madem bu üç bankaya 11 milyar para aktarıldı, bu bankaların şimdiye kadar açıklamış oldukları kârlar yalan mıydı? Ve yahut da eğer bu açıklanan kârlar doğru ise neden işsiz milyonların ekmeğine göz dikilmekte ve onların fonundan bu bankalara para aktarılmaktadır?

Değerli milletvekillerimiz, İşsizlik Fonu'na giren para, Suudi Arabistan Konsolosluğuna giren gazeteci gibi kaybolmaktadır. Fonda yok olan milyarların suçunu da rahmetli İsmet İnönü'nün üzerine mi atacaksınız? Veya fonda yok olan milyarları da zabıtaya mı şikâyet edelim? Bunlar ortadayken ve İşsizlik Fonu alenen ve yasa dışı şekilde talan edilirken, getirdiğiniz yasayla... İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yani işsizler için kurulan fondan elinizi çekin; işçinin, emekçinin cebinden, sofrasından elinizi çekin. Vatandaşın vergi ödemekten beli bükülüyor, her geçen gün alım gücü giderek azalıyor, geçim sıkıntısı almış başını yürümüş, halk fakirleşirken siz zenginleşiyorsunuz, yetmiyor, İşsizlik Fonu'na göz dikiyorsunuz. Milletin parasını hem har vurup harman savuruyorsunuz hem de üstelik hesap vermekten bile Sayıştay denetiminden kaçarak kurtulmaya çalışıyorsunuz. Yazıktır, günahtır; biraz vicdan, biraz insaf.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP iktidarına bir önerim olacak şimdi, müsaadenizle. Ekonomi yönetimini beceremiyorsunuz, bu, artık iyice ortaya çıktı. Kayınpeder bir şekilde konuşuyor, damat başka bir şekilde konuşuyor ekonomiyle ilgili. Ekonomi yönetimini asgari ücretle ev geçindirenler ile emekli maaşıyla ev geçindiren ev hanımlarına lütfen teslim edin. Bir de McKinsey ve benzeri akıl aldığınız şirketler çok becerikliyse gelsin Türkiye'de asgari ücretle, emekli maaşıyla bir ay evi geçindirsin. İkinci önerim de şudur: Meşrebiniz el veriyor nasılsa, TELEKOM yolsuzluğunun araştırılmasını örtbas ettiğiniz gibi sarayın harcamalarını da örtbas edin, Sayıştay denetiminden çıkarın, böylece vicdanınızı daha rahat sağırlaştırırsınız.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay denetiminde sarayın günlük gideri 1 milyon 800 bin lira. Bu ülkede 1.600 TL asgari ücret var ve bununla milyonlar geçinmeye çalışıyor. 1 milyon 800 bin lirayla kaç tane çocuk okur, kaç aile bir ay geçinir, kaç işsize iş verilir, kaç hasta tedavi edilir? "Kamuda tasarruf" diyorsunuz, bu ülkeyi parselleyip satan ve bugünkü ekonomik krize neden olan, sizlersiniz.

Şimdi "kamuda tasarruf" deyince aklıma geldi, biliyorsunuz, Muğla Marmaris'te Okluk Koyu'nda bir saray yapılıyor. Ben özellikle Hazine ve Maliye Bakanına sormak istiyorum, acaba "kamuda tasarruf" derken, "Tasarruf dönemini başlattık." derken kayınpederinin Okluk Koyu'ndaki sarayını bu kapsamın dışında mı tutmaktadır, içinde mi tutmaktadır? Eğer dışında tutuyorsa yoksa yazlık sarayı kamu malı olarak görmemekte midir?

Değerli dostlar, değerli milletvekilleri; bugün laf ettiğiniz İsmet İnönü Cumhurbaşkanıyken, İkinci Dünya Savaşı yıllarında tasarruf olsun diye, o dönemlerde Çankaya Köşkü'nde elektrik kesintisi uygulaması başlatmıştır. "Ben Çankaya'da oturup keyif çatarım, halk bedelini öder." dememiştir. Siz bunların ellide 1'ini yapın, ondan sonra gelin, o dönemde İsmet İnönü'ye dil uzatın. Bunu da burada ayrıca belirtmek istiyorum.

Sevgili milletvekilleri, işsizlere belirli bir süre merhem olacak İşsizlik Fonu'na göz diktiniz arkadaşlar, AKP iktidarına söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Girgin, toparlayın, selam verin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Kamu bankalarına kaynak aktardınız; iş yerlerini sattınız, özelleştirme altında peşkeş çektiniz; tazyikli suyla, copla, gazla, hak arayanları ıslah etmeye çalıştınız; madenlerde ölüme terk ettiniz insanları; "Kaderdir." dediniz, vahşi kapitalizme köle ettiniz. Siz işçiye düşmansınız, siz çiftçiye düşmansınız, siz üreticiye düşmansınız, siz hak arayana düşmansınız, siz aslında maalesef bu ülkeye düşmansınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)