GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:6
Tarih:10.10.2018

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın üyeler; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün üzerinde görüşmelerimizin devam ettiği Türkiye Kalkınma Bankası hakkındaki kanun teklifi, bu kriz ortamında Meclisimize konuyla ilgili olarak getirilen ilk yasal düzenlemedir.

Hepimizin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır. Bu gerçek, ülkede derin, ağır bir krizin varlığıdır. Bütün sektörler bu krizden etkilenmişlerdir ve ayakta kalabilme mücadelesi vermektedirler. Bu kriz ortamında bazı sorunların giderilmesi amacına yönelik olarak getirilen bu kanun teklifi maalesef krizin genel olarak önlenmesini veya etkisinin hafifletilmesini sağlayabilecek bir özelliğe sahip değildir. Açıkçası bu yasa metnini incelediğimde, bu metnin olsa olsa bu krizi bir fırsata çevirme niteliği taşıyabileceğini gördüğümü ifade edebilirim. Neden? Çünkü önce yaşadığımız ekonomik tablonun ağırlığına ve derinliğine bakmamız lazım. Bu ağırlık ve derinlikle bu yasal düzenlemeyi yan yana getirdiğimizde ikisi arasında ciddi bir irtibatı, bir bağı göremeyiz. Bildiğiniz gibi, dolar kuru fırladı ama Türkiye'de ekonomiyi yıllardır dolarkolik hâline getiren bu Hükûmet ve iktidar nedeniyle pek çok iş adamı batma noktasına geldi. İş yerleri kapanmaktadır, iş adamları intihar etmektedir, fabrika yangınları Türkiye'nin dört bir tarafını sarmıştır ve iflasların ötesinde, iş yerlerinin kapanmasının ötesinde, bugün piyasada bütün sektörlerde işçi çıkarmaları vardır; herkes küçülmektedir, istihdam hacmini daraltmaktadır çünkü gerçekten, bu krizin ağırlığı ve derinliği, daha önceki krizlerle kıyaslanmayacak derecede büyüktür.

2001 krizinde bankaların verdiği döviz kredisi yoktu değerli arkadaşlar ama şu anda, Türk bankacılık sistemi içerisinde toplam kredilerin yüzde 35'i döviz kredisidir. 2001 krizine göre ne kadar derin ve ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzun en açık göstergesi budur ancak piyasanın borçluluğu sadece ülke içerisindeki bankalara karşı değil, yabancı finans kuruluşlarına, bankalara karşı da iş adamları borçlanmış olduğundan, iç ve dış piyasaya, finans kuruluşlarına piyasaların toplam 360 milyar dolar civarında borcu vardır. Böylesine derin bir borçluluk nedeniyle, kur birden fırlayınca doları 2 liradan kredi olarak alan veya 3 lirayken, bilemediniz, 4 lirayken kredi kullanan bütün iş adamları, girişimciler hatta küçük esnaf zora girmiştir ve ekonomiyi dolarkolik hâle getiren bu Hükûmet nedeniyle ekonomi bir girdabın içerisine girmiştir. İflaslar, işsizlikler, artan enflasyon, fiyat artışları ülkeyi bir yangın yerine çevirmiştir. Böylesine derin bir yangın bu ülkedeki bütün sektörleri etkilemektedir. Sorun sadece iş adamlarının sorunu değildir, sorun aynı zamanda çiftçinin sorunudur. Bu yüksek fiyat artışları nedeniyle sorun aynı zamanda tüm tüketicilerin sorunudur, işsizlerin sorunudur, asgari ücretlilerin sorunudur; emeklilerin, memurların sorunudur ve aynı zamanda esnafın sorunudur. Böylesine derin, bütün sektörleri, bütün gelir gruplarını derinden yaralayan ve yok etmeye yönelmiş olan bu ağır krizin Hükûmetin açıklamış olduğu birtakım palyatif önlemlerle, tedbirlerle atlatılması da mümkün değildir.

Önce, Hükûmet krizin olduğunu kabul etmedi; daha sonra, bu krizin dış kaynaklı olduğunu söyledi. Ama dış kaynaklı olduğunu söylediği ülkeden bir şirketle anlaşma yapmak suretiyle kriz danışmanlığına bu şirketi görevlendirdi. Çelişki üstüne çelişki. Her gün bir paket açıklanıyor, her gün bir beyanda bulunuluyor ama açıklanan bu paketlerin ve beyanların hiçbirinin Türkiye'deki bu ağır sorunu çözmesi mümkün değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız en ağır ekonomik kriz şu içine girdiğimiz krizdir. Bunu kabul etmeden alınacak hiçbir tedbirin sorunu çözmesi mümkün değildir. Hükûmetin öncelikle "Kriz vardır." demesi lazım.

İkinci adım olarak "Evet, bu kriz vardır. Bu krizin sorumlusu biziz ve bu krizi çözeceğiz." demesi lazım. Ne varlığını kabul ediyor ne de sorumluluğu kabul ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde, her şeye yetkili olduğu hâlde, ülkedeki olumsuzluklar nedeniyle kendisini sorumlu tutmayan bir hükûmeti ne Türkiye görmüştür ne de dünyanın diğer ülkeleri görmüştür. Siz Hükûmetsiniz. Her geçen gün yetkinizi artırmayı talep ettiniz. Ne istediyseniz bu halk verdi ve ülke böylesine cayır cayır yanarken, bütün gelir grupları yanarken halkın duygularına, düşüncelerine, sorunlarına sahip çıkmak gerekmektedir ve sorumluluğu da üstlenmek gerekmektedir. Ama maalesef, sorumluluğunu kabul eden, "Ben sorumluyum." diyen bir Hükûmetle karşı karşıya değiliz.

Ve işte, bakıyoruz, aradan iki ay gibi bir süre geçti. Maalesef, ekonomiyi krize sokan bu iktidar, kriz ortamında uyguladığı politikalarla da sürekli yanlış yapmaktadır yani ekonomiyi yönetememiştir, şu içinde bulunduğumuz krizi de yönetememektedir. Her gün bir hata, her gün bir yanlış. Daha dün "enflasyonla mücadele" diye bir paket açıkladılar. Önce krizin sorumluluğunu dış güçlere yıkan iktidar, Hükûmet dünkü açıkladığı paketle de esnafa ve piyasaya yıktı krizin sorumluluğunu. Hayır, bu krizin sorumlusu doğrudan doğruya Hükûmetin kendisidir, esnaf değildir. Siz ekonomiyi doğru yapılandırmış olsanız dış rüzgârlar burada kriz çıkarmaz. O bakımdan, sorumluluğu kabul etmeniz lazım. Sorumluluk kabul edilmediği takdirde, sürekli kendi sefasını, lüksünü, ihtişamını artırmakla meşgul bir iktidarı seyretmekten başka bu Meclis hiçbir şey yapamaz. Meclisin el birliği yapması lazım, birlikte oturması, konuşması, tartışması lazım -partiler arası bir farklılığı bu arada dile getirmeye de gerek yok- tüm partilerin, Hükûmetin bu işin sorumlusu olduğunu Hükûmete kabul ettirmesi lazım. Bunu kabul ettirmediğimiz takdirde iktidar milletvekilleri de burada rahat oturamaz, tüm diğer partilerin milletvekilleri de rahat oturamaz çünkü caddeye çıktıklarında, sokağa çıktıklarında, kentlere, kasabalara, köylere gittiklerinde, hepsi yaşadıkları ıstırap, sıkıntı içerisinde, milletvekillerini hesaba çekerler. Milletvekillerinin de Hükûmeti hesaba çekmesi lazım.

Şimdi, şu paket değerli arkadaşlar... Değişik teknik laflar edildi, bunların hiçbirine bakmayın, olay basit; sadece Kalkınma Bankası yeniden yapılandırılıyor, bir fon kuruluyor, alt fonlar kuruluyor. Bu fonların birtakım şirketlerle ortaklık kurmasına imkân sağlanıyor, bütün fonlar ve Kalkınma Bankası işlemleri hemen hemen tüm vergilerden muaf hâle getiriliyor, teminatlardan muaf hâle getiriliyor, bazı küçük istisnalar dışında devletin bütün denetim mekanizmalarının dışına çıkarılıyor ve de personelin...

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayıştay denetimi var.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Alt fonların yaptığı işlemlerde Sayıştay denetimi de yoktur.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Var.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Onun dışında, Kalkınma Bankasındaki personelin hepsinin ya emekli olarak çekip gitmesini veya başka kurumlara gitmesini sağlamaya yönelik maddelerle dolu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şener, toparlamanız için bir dakika söz veriyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Yani yeniden kuracaklar, çok güvendikleri, emin bildikleri, sır sahibi insanları yeniden personel olarak istihdam edecekler, vergiden muaf tutacaklar, denetimden muaf tutacaklar, teminatlardan muaf tutacaklar ve sonra değirmenin suyu nereden gelecek? Buraya konulacak para hiç kimsenin derdine deva olmaz, hiçbir sektörü kurtarmaya yetmez. Koyacakları para 1-2 milyar Türk lirasıdır, bilemediniz 3-5 milyar Türk lirasıdır ve bununla krize yönelik olarak, genele yönelik olarak en küçük tedbir alınmaz. Bu para, doğrudan doğruya denetimsiz, kontrolsüz, vergisiz, maliyetleri sıfır, birkaç kişiye aktarılacak, birkaç kişinin cebine hazine emme basma tulumba gibi aktarılacak. Bu teklifin başka bir amacı yoktur, yapabileceği de başka bir şey yoktur ve abartılı teknik lafların hiçbir gerçekliği yoktur. O bakımdan, her krizde kazananlar olur, kaybedenler olur; kriz zenginleri olur, krizden batanlar olur; bu, kriz zenginlerini desteklemek için çıkarılmış bir metindir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)