| Konu: | ŞIRNAK İLİNİN ULUDERE İLÇESİNİN SINIR KESİMİNDE YAPILAN HAVA OPERASYONUNDA 35 VATANDAŞIMIZIN HAYATINI KAYBETMESİ VE AÇILAN SORUŞTURMA İLE BU VATANDAŞLARIMIZIN GERİDE KALAN YAKINLARINA YAPILACAK YARDIMLARA İLİŞKİN |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 46 |
| Tarih: | 03.01.2012 |
BDP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Siirt) - Ben, bugün, bu kürsüden vicdanı olanlara seslenmek istiyorum, vicdanı olmayanlara söyleyecek fazla bir söz kalmadı zaten. Hükûmetiyle, devletiyle, medyasıyla, bu Parlamentonun büyük çoğunluğuyla bu vicdan muhasebesinde zaten sınıfta kalındı ama ben, vicdanı olan, insanlığa saygısı olan, kendisine "İnsanım" diyenlere seslenmek istiyorum. O köyde ne yaşandı? Bunu anlamak, bunu hissetmek isteyenlere sesleniyorum.
Göz göre göre, açık, planlı bir katliamla karşı karşıyayız. Bu gerçeği gizlemeye hiç kimsenin yalanı yetmeyecektir. Oradaki binlerce insan bu gerçeği biliyor. Olsa olsa, bu gerçeği oraya ulaşma imkânı olmayan batıdaki Türk yurttaşlarımızdan gizleyebilirsiniz. Ben onların vicdanına sesleneceğim buradan. Ben, buradan vicdanlı Türklere sesleneceğim, Türkiye'nin batısında yaşayan, oraya eli kulağı yetişmeyen insanlara sesleneceğim. Orada neler yaşandığını anlamak için de küçücük, birkaç tane orada yaşananların, tanıklıkların yaptığı değerlendirmeleri anlatacağım. Savaş uçakları on üç, on dört, on beş yaşındaki çocukları bombaladığında, çocuklar saklanmak için katırların karnının altına saklandılar. Çocuk aklıyla, kendilerini böylece bombalardan koruyabileceklerini zannettiler ve o çocukların bedenleriyle parçalanmış katırların bedenleri, kanları birbirine karıştı. Bu tablo karşısında tüyleri ürpermeyenin insanlığından şüphe ederim ben. (BDP sıralarından alkışlar)
O çocuklar tir tir titrediler savaş uçaklarının gürültüsü, bombaların altında. Korkudan saklanacak kayalıklar aradılar kendilerine, el ele tutuştular. Parçalanmış cesetlerini kayalıkların altından çıkarttığımızda, korucu çocuğuyla diğer ailenin çocuğu el ele tutuşmuştu. Belki el ele tutuşursak ölümden kurtuluruz zannettiler, bu kadar çocuklardı onlar. Bunu anlamayanın, bu tablo karşısında tüyleri ürpermeyenin, bu tablo karşısında özür dilemeyi aklından geçirmeyenin, bu tablo karşısında vicdan muhasebesi yapmayanın insanlığından şüphe ediyorum ben.
Yine o çocuklardan birisi, kelimeişehadet getirerek kendisini belki bombalardan, belki ölümlerden koruyabileceğini zannetmiş. Cesedini bulduğumuzda işaret parmağı havadaydı. Kelimeişehadet getirerek -oradan kurtulanların ifadesiyle- o bombaların altında can vermişti. Bu tablo karşısında kendisine "Müslüman'ım" deyip de utanmayanın, bundan hicap duymayanın, bunun hesabını sorma gereği duymayanın insanlığından da İslamiyetinden de inancından da şüphe ederim ben.
Ne yaşadık orada, herkes biliyor. Ne kaçakçılığı, neyin kaçakçılığı? Bir paket sigaranın kaçakçılığı mı olur. Buralarda trilyonları götürürken, devletin cebindeki şeyleri çarçur ederken, yağmalarken, vergi kaçakçılığı yaparken kaçakçılıktan bahsetmiyorsunuz. Bu memleketin ekonomisinin yarısı kayıt dışıdır, budur kaçakçılık işte. Bankaları hortumlayanlar nerede? Büyük kaçakçılık, vurgun yapanlar nerede?
Bir ekmek parası için kendi toprağında kendi köyünün 2 kilometre ötesine gitmiş diye buna mı kaçakçılık diyorsunuz? Bu mu sizin vicdanınız? O köylüleri gidin görün, anlamak istiyorsanız görün; köylülerin evi Türkiye sınırında, tarlaları Irak sınırı sayılan yerdedir. O köylüler her gün -sizin deyiminizle- kaçak olarak sınırı geçip tarlalarında ekin biçiyorlar, hayvan otlatıyorlar. Ne sınırı? Neyin kaçakçılığı? Yok mu vicdanınız sizin, yok mu insanlığınız?
Ve senelerdir orada karakolun gözü önünde, devletin bütün yetkililerinin bilgisi dâhilinde, gün ortasında, açıkça yapılan bir faaliyeti "Bilmedik, görmedik, terörist zannettik, operasyon kazası oldu." demek için? Vicdanlarınız bu kadar mı köreldi? Bu kadar mı insanlığınızdan çıktınız? İnsanın 35 canın, 19'u çocuk olan 35 canın öldüğü bir ortamda, bir trafik kazasıysa bile dili varmaz "Ne yapalım, bir kaza olmuş." demeye. Önce bir vicdan muhasebesi yapar, önce kendi insanlığını sorgular, önce yaşanan acıyı paylaşmayı bilir, önce üzüntü duyar ama biz bu Hükûmetten yirmi saat sonra "operasyon kazası" duyduk. Kimsiniz be! Kimsiniz siz! (BDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından "Siz kimsiniz!" sesleri) Nasıl 35 kişinin katliamı karşısında, ölümü karşısında bu kadar umursamaz, bu kadar haddini bilmez, bu kadar insanlıktan çıkmış olabiliyorsunuz? Önce çıkacaksınız özür dileyeceksiniz, af dileyeceksiniz, üzüntü duyacaksınız insansanız eğer, vicdanınız varsa eğer. Ama bunu yapmadan, sanki sinek ölmüş, sanki 2 tane tavuk ölmüş gibi "operasyon kazası" diyorsunuz. Utanın, utanın! Hicap edin! Kendinizden utanın!
Ne terörü? Ne terörle mücadelesi? Doksan yıldır bu memlekette "terörle mücadele" diye diye yapmadığınız katliam mı kaldı? Doksan yıldır "eşkıyayla mücadele", "şakiyle mücadele", "isyancıyla mücadele", "teröristle mücadele" adı altında bir halkla mücadele ediyorsunuz, bir halkı katlediyorsunuz, Kürt halkını ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz.
AHMET AYDIN (Adıyaman) - Çok ağır oldu.
GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - Ortada terör merör sorunu yok, herkes bunu çok iyi biliyor, herkes bunu çok iyi biliyor.
AHMET AYDIN (Adıyaman) - Alakası yok.
HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) - Hiç alakası yok.
GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - Nasıl alakası yok? Otuz yıldır bu memlekette ne yaşanıyor? Orada ölenler kimin çocukları, nereden geliyorlar, nereye gidiyorlar, sordunuz mu vicdanınıza? Bu ülkenin Genelkurmayı bile, bu ülkenin Genelkurmay Başkanı bile çıkıp dedi ki: "40 bin kişiyi öldürdük, 5 kere boşalttık dağları ama bu sorun bitmiyor." Siz hâlâ bu gerçeği anlamadınız mı? Orada bir halk var, bir halk! Bir halkın hakları var, bir halkın inkâr edilen kimlik sorunu var; Kürt sorunu var, terör sorunu yok ve bir de insanlık sorunu var, bir de vicdansızlık sorunu var. Sorun budur işte, bunu göreceksiniz.
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Önce kendi vicdanına söyle.
GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - Bunun hesabını soracağız! Bunun hesabını soracağız! Bu katliamı, göz göre göre, gündüz vakti katırlarıyla karakolun gözü önünde gitmiş 35 canı dönüşte katlederek Kürt halkına gözdağı vermeyi düşünenler görecekler ki bu katliamın altında kendileri kalacaktır! Kimsenin ölümden korkusu yok. Ölümden öte köy mü var? Önemli olan vicdanını yitirmemektir, önemli olan insanlığını yitirmemektir, önemli olan "Bu ülkede barış içerisinde, kardeşçe ama eşit olarak yaşayabiliriz." demektir, bu eşitlik duygusunu kabul edebilmektir.
Neyin üstünlüğünü taslıyorsunuz bize? Neyiniz bizden fazla? Türklerin neyi Kürtlerden fazla? Hitler'in, Almanların Yahudilerden neyi fazlaydı? (BDP sıralarından alkışlar) Hepimiz insanız, insan! Ortak paydamız budur. İnsanların da hakları vardır, kimlik hakları da bunlardan birisidir. Bunu kabul edeceksiniz, bunu göreceksiniz. Bu ülkede, eşit yurttaş olarak, özgürce, herkes, kendi kimliğiyle, özgür yurttaşlık haklarına sahip olarak, yan yana, onurlu bir yaşamı paylaşabilir. Ama onursuzluğu asla kabul etmeyeceğiz, asla! Bin kere katliam yapsanız da kabul etmeyeceğiz! Kimliğimizden vazgeçmeyi, kültürümüzden vazgeçmeyi, insanlığımızdan vazgeçmeyi bin katliam yapsanız da tercih etmeyeceğiz.
Şunu çok iyi bilin? Bunu vicdanı olmayanlara söylüyorum, bunu insanlığı olmayanlara söylüyorum. Bu katliam karşısında suskun kalıp edebiyat yapanlara söylüyorum.
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) - Kendine söyle!
GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - Kes sesini! Kes sesini! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Katliamı lanetleme cüretini göstermemişsin sen. Kes sesini!
SONER AKSOY (Kütahya) - Sen kes sesini!
GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - Birileri bize diyor ki: "Kök salmanıza izin vermeyeceğiz." Neyin kök salması? Neyin kök salması? Biz bu topraklarda bin yıllardan beri varız. Köklerimiz o kayaların, o taşların, Cudi'nin, Gabbar'ın, Ağrı'nın, Munzur'un ta en derinliklerindedir. Buradayız, tarihten beri varız, bundan sonra da var olacağız. (BDP sıralarından alkışlar) Neyin kök salmasıdır? Köklerimiz burada zaten. Atalarımız burada, dedelerimiz burada, mezarımız burada, dilimiz burada, kültürümüz burada. Neyin kök salmasına izin vermiyorsunuz siz ya? Haddinize mi ya? Bu ne biçim cümleler ya? Bu cümleleri kuranlar utansınlar. Bu cümleleri kuranlar, bu ülkede bin yıllardan beri bu topraklarda yaşayan Kürt halkının varlığını inkâr eden zihniyetinin bugünkü göstergesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kışanak, süreniz tamam.
İki dakika içinde toparlayın lütfen.
GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - Bu öfkemi bir kadın olarak, bir insan olarak, bir anne olarak haklı görüyorum. Ben gittim, ben yaşadım, ben orada o kadınlara sarıldım. İki kardeşini, üç kardeşini yitirmiş kızlara, genç kızlara sarıldım. Ne yaşadıklarını çok iyi biliyorum. Yüreğiniz varsa, insanlığınız varsa özür dilersiniz, acılarını paylaşırsınız, siz de gidip onlarla kucaklaşırsınız. Ama "Operasyon kazasıdır, terörle mücadeledir, devam edecek, kök salmalarına izin vermeyeceğiz." gibi laflarla bu halkın yanına yaklaşamazsınız. Bu kadar açıktır, bu kadar açık.
Nerede durduğunuzu bileceksiniz. Her insan kendi yerini kendisi tayin eder. Duruşuyla, söylemiyle, politikasıyla, yaptıklarıyla, insanlığıyla kendi yerini kendisi tayin eder.
Bu, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Peşini bırakmayacağız. Sonuna kadar, uluslararası hukukun el verdiği bütün olanakları da kullanarak bunun hesabını soracağız. Buna emir verenler, talimat verenler, bombaları yağdıranlar, o çocukların, o gencecik fidanların bedenlerini paramparça edenler, bu halka hesap verecek.
Birileri çıkıp diyor ki: "Kasıt yok, özür de yok, tazminat var." Utanın be, utanın be! Bizim kültürümüzde buna ne diyorlar biliyor musun? Kan parası. "Param varsa cinayet işlerim, parasını öder üstünü kapatırım."
Şimdi, devletim, gücüm var, cinayet işlerim, parasını verir üstünü mü kapatırım diyorsunuz? Utanın be! Bu Orta Çağ'da bile kabul görmeyen, bugün bu toplumun reddettiği bu kan parası kültürüyle "Gücüm var, iktidarım var, param var, katlederim, sonra da parayı verir kapatırım." diyorsunuz. Utanın be, utanın! (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kışanak.