GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:14
Tarih:05.11.2026

YENİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; türküyü hepimiz unuttuk, niye yakıldığını da unuttuk. Bir ağıt olarak söylüyoruz: "Havada bulut yok, bu ne dumandır/Mahlede ölüm yok, bu ne figandır/Şu Yemen elleri ne de yamandır/Ah o Yemen'dir, gülü çemendir/Giden gelmiyor, acep nedendir/ Burası Huş'tur, yolu yokuştur" (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Huş neresi, biliyor muyuz? Yemen'de Türk kalesinin ve köyünün olduğu yerin adıdır; Huş'a giden dönmez. Sultan Abdülaziz döneminde askerlik on yıldır, bugünkü sürenin de on yıl diye konulmasını oradan bu tarafa bir getiriş olarak algıladım. On yıl askerlik... Sahipsizlik, çaresizlik Anadolu'yu yakmış, yıkmış. On yıl askerlikten sonra köyüne dönecek, dönmüyor ne yazık ki; bekleyen bekliyor saçında aklarla, gözünde yaşlarla ama dönen kimse yok. Hepimizin dedeleri onlar, hepimizin babaları. Ne çabuk unuttuk oraları? Nasıl geldik bugüne? Yemen türküsünden bir dörtlük daha okumak istiyorum: "Merhametsiz padişahlar askeri/On sene bekletiyorlar Hicaz'da/Genç iken kocadım yitirdim yâri/Soyka Yemen yiğit koymadı bizde." Soyka ne demek biliyor musunuz arkadaşlar? Ölürken üstümüzdeki elbise demek, hayırsız demek, soyka kötü bir şey demek. Yemen'e niye soyka demiş Anadolu insanı? Çünkü gideni gelmemiş, herkes çaresiz, eli böğründe kalakalmış. Şimdi biz ne yapıyoruz? Bu yasaya çeşitli kulplar takmaya çalışıyoruz. Biraz önce Gürsel bir kulp taktı, Sayın Bakan Yardımcısı çok beğendi kulpu, "Adam ne güzel konuşuyor ya." dedi, "Ne kadar şey. Bak, devlet projesiymiş." falan dedi. Vah vah vah vah vah vah vah vah vah vah vah, yazık! Atatürk'ten, Nutuk'tan atıflar yapıldı, söyleyeyim: "Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan insanlar." diyor. Yemen çöllerinde kahrolup...

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Bakan Yardımcısı ne zaman söyledi?

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Yok, yok, ben bakarken gördüm kendisini "Çok iyi konuşuyor." dedi.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Siz bakarken anladınız yani.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Ben anlarım. Aman efendim, müsaade buyurun, o kadar anlayışımız olsun, sizin kadar kıt değil, bizimki biraz geniş. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Dudak okumasını mı öğrendiniz?

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Yok, dudak okumuyorum, davranıştan çıkarıyorum.

Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz? Biliyor musunuz efendim?

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Hayır, Bakan Yardımcısını nasıl tahmin ediyorsunuz?

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Yemen'de, o çöllerde kaç askerimizin kavrulup yandığını biliyor musunuz?

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Yemen'de, benim öz dayım orada kaldı.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - O zaman dayınıza hürmeten...

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Dolayısıyla, sizin gibi türkülerden sadece okuyan birisi değilim, öz dayısı Yemen'de kalan birisi olarak...

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Ne kadar güzel. Siz de niyet okumayı çok iyi biliyorsunuz, bende olmadığını nereden biliyorsunuz?

MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Genel Kurula hitap et.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY (Ankara) - Bende olmadığını nereden biliyorsunuz? Var mı bu konuda bir bilginiz? Yazık, yazık! (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY - Dolayısıyla, konuştuğunuzun farkında olarak konuşun.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Ben konuştuğumun farkındayım, siz merak etmeyin.

BAŞKAN - Genel Kurula hitap edelim.

Buyurun.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FUAT OKTAY - Dudak okumasıyla konuşma yapmayın.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Nutuk vesika 264, 1 Kasım 1922, hani "O Türkiye'nin dış politikası yok." diyorlar ya, Atatürk Orta Doğu'yu tarifliyor: "Aynı ırktan olmakla beraber, Irak başka bir şey, Yemen başka bir şey, Suriye başka bir şey hatta Hicaz bambaşka bir şey." diyor. O yüzden de diyor ki: "Kendi aralarındaki meselelere dâhil olmayın." Peki, şimdi, aradan geçen bunca zaman sonra bu Orta Doğu'nun yeniden Türkiye'ye teslim meselesi nereden çıktı? Biz bunu ilk önce 2005 yılında Henry Kissinger'dan duyduk. Henry Kissinger 2005 yılında The Week dergisince düzenlenen bir öğle yemeği toplantısında konuşma yapıyor. O konuşma sırasında sevgili arkadaşı Ahmet Ertegün de orada, ona sarılıyor ve diyor ki: "Ben Orta Doğu'nun çözümünü buldum ama sır, söylemeyeceğim." Ahmet Ertegün "Ya, söyle." deyince, bu sefer "Ahmet, Orta Doğu'nun tamamını Türklere verelim." diyor. Bu, daha sonra ABD dış çevrelerinde ve o toplantıya katılan Hollywood yıldızları arasında gülüşmelere, kahkahalara yol açıyor. Hatta o zaman New York Post "Bu Henry Kissinger Amerikan Dışişleri Bakanları arasında en esprili adam; bak, ne müthiş bir espri yaptı." diyor. Sonra, Henry Kissinger bu düşüncesini... Ben burada üç rahmetliyi anacağım. Rahmetli Başbakanımız, Genel Başkanımız Bülent Bey'i; rahmetli Başbakanımız, 100'üncü doğum yılını geçen cumartesi günü kutladığımız Sayın Necmettin Erbakan'ı ve burada çok önemli şeylere imza atan diğer siyasetçileri rahmetle yâd edeceğim.

Şimdi, efendim, Sayın Süleyman Demirel'le sohbet ederken bir gün bana... Henry Kissinger bir konferans sırasında hatta "Sen İngilizceyi bu kadar konuşabiliyor muydun ya?" falan diye böyle bir nidayla söylediği bir konferans sırasında "Orta Doğu'yu, Balkanları, Kafkaslardan bazı yerleri size verelim, büyük Türkiye'yi oluşturalım." diyor. Bunun üzerine Süleyman Bey "Şaşkınlıkla baktım yüzüne ve bir soru yönelttim." diyor, o sevinçle söylerken "İyi de gelmesine geliyorlar, çok güzel de giderken ne olacak, giderken götüreceklerini nasıl belirleyeceğiz?" diyor. Çünkü biz Osmanlı İmparatorluğu'nun bakiyesini, Lozan'da bize kalanı hesap ederken korkunç şeyler yaşadık arkadaşlar. Balkanlarda 4 milyon -şimdi Atatürk'ten alıntıyla söyleyeceğim- 1,5 milyon Yemen'de, Hicaz'da, Mekke'de Anadolu çocuğu şehit oldu ve onlardan bize kalan ne var? Hiçbir şey. Şimdi durduk yerde Henry Kissinger'ın aklına böyle bir şey gelmiş. "Henry Kissinger'ın aklına bu nereden gelmiş?" diye ben düşünürken Zülfü Livaneli, Zülfü ağabeyle sohbet izledim internette. Henry Kissinger'ı öğlen yemeğine çağırmış, Kissinger "Düşündük, üç yüz yıl boyunca nasıl oldu da Osmanlı İmparatorluğu burayı çatışma olmadan yönetti, bulduk." demiş. "Nasıl buldunuz?" "Gittiği her yeri 3'e bölmüş, gittiği her yeri Osmanlı 3'e bölmüş; şimdi biz de böleceğiz." diyor. Son harekât var ya, işte o harekât, Henry Kissinger projesinin devamıdır. Kim bu Henry Kissinger? Hani Şili'de Allende'yi falan, demokratik yollarla seçilmiş insanları deviren diktatör var ya, o. Henry Kissinger için "Amerikan Dışişleri Bakanı" diyorlar, diğerleri için "diktatör" diyorlar; tam tersi, tam tersi.

Şimdi, efendim, Sayın Necmettin Erbakan, rahmetli Bülent Bey ve rahmetli Yıldırım Akbulut Türkiye'yi Amerika'nın Orta Doğu'da yaratmak istediği savaşa sokmamak için, bölgenin parçalanmaması için, toprak bütünlüğünün devam etmesi için çok büyük çabalar gösterdiler, müthiş. Rahmetli Bülent Bey iktidarda değildi, siyasetçi bile değildi, gazeteci kimliğiyle gitti, Saddam'la konuştu, bölgenin parçalanmamasını istedi, bölgedeki yapının devam etmesini istedi. Rahmetli Sayın Necmettin Erbakan iktidardayken D-8'i kurdu, iktidardan düştükten sonra çok hasta olmasına rağmen İran'a gitti, orada Millî Güvenlik toplantısına katıldı ve dedi ki: "Aman, bölgenin başına bir şey gelmesin, bölgeyi koruyalım."

Şimdi, size bir tanıklığımı anlatacağım: Rahmetli Sayın Başbakan Yıldırım Akbulut'un odasında oturuyorum, röportaj yapıyoruz Başbakanlık Konutu'nda, o Konut'ta direkt hat çaldı, Sayın Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın direkt hattı çaldı. Beyefendi, Sayın Yıldırım Akbulut kaldırdı telefonu, konuşmadan anladığım Amerika kırk sekiz saat içerisinde bir saldırı gerçekleştirecek Irak'a ve Türkiye'nin de buna dâhil olmasını istiyor, Türkiye'de bu saldırıya katılsın istiyor. Bakanlar Kurulu toplantısını Çankaya köşkünde yapacaklar, bütün Bakanların Çankaya Köşküne gelmesini Başbakandan talep ediyor ve "Genelkurmayla da konuş." dedi. Ben, bunun üzerine, bu devlet olayına daha fazla tanık olmamak için Sayın Yıldırım Akbulut'tan müsaade istedim. "Otur." dedi, benim yanımda Genelkurmay Başkanını aradı "Sen de benim tanığımsın." dedi. Benim yanımda Sayın Genelkurmay Başkanını aradı ve dedi ki: "Sayın Cumhurbaşkanı bana böyle bir talimat verdi, siz, bu operasyonla ilgili ne düşünüyorsunuz?" Sayın Toruntay, Genelkurmay Başkanı geniş bir izahatla Türkiye'nin niçin böyle bir operasyonda yer almaması gerektiğini anlattı, bunun üzerine "Size çok hak veriyorum." dedi. "Sayın Cumhurbaşkanıyla konuşacağım." dedi Başbakan, telefonu kapattı, Sayın Cumhurbaşkanını aradı, görüşmeyi aktardı. "Ben de Genelkurmay Başkanına katılıyorum, bu, bölge için ve bizim için kötü olur. Biz, bu harekâta katılmayalım." dedi. Sayın Yıldırım Akbulut Başbakan. Döndü bana "Bu aramızda sır, yazılmayacak ve söylenmeyecek." dedi. Peki, şimdi o sırrı sen nasıl -insanlar ölür, saygı devam eder- açık ediyorsun? Sayın Yıldırım Akbulut daha sonra bunu Kanal 6 televizyonunda bir programda anlattı, o anlattığı için ben de şimdi size kendi tanıklığımla beraber anlatıyorum. Bunun üzerine ortalık çok karıştı. Türkiye'nin bu tutumu üzerine savaş gecikti ama ne oldu? Askerlerimiz biliyor, Sayın Genelkurmay Başkanı bu saldırıya katılmamak için, Amerika'nın bu taarruzuna Türkiye'nin dâhil olmaması, katılmaması için istifa etti. Ne için istifa etti? Türkiye'nin geleceği için istifa etti. Ne dedi? "Bu yanlıştır. Türk ordusunun kapasitesi buna yetmez. Bu yanlış olduğu için istifa ediyorum." dedi. Amerika'nın saldırısı gerçekleşti, Irak bombardıman altında kaldı, orada milyonlarca insan öldü. Film izler gibi izledik. İyi mi oldu arkadaşlar? O günkü Türkiye'yi yönetenlerin direnci, bu işe katılmama isteği Türkiye için çok olumlu ve güzel bir sonuç verdi. Daha sonra bunu 1 Mart tezkeresi sırasında da yaşadık. Şimdi "Efendim, sizi içeri aldılar, altı yıl..." Efendim, bizden intikam aldılar, biz 1 Mart tezkeresine karşı çıktık, karşı durduk ve Amerika ile FETÖ birlikte bizler intikam aldı, içeri attılar. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Altı yıl boyunca kaldık. Bu emperyalist projedir. -"Efendim, yok değildir. Efendim, öyle oldu, böyle oldu." Hayır efendim, hayır, hayır; Parlamentoda direnen insanlar ve dışarıda direnen bizler, bu işle ilgili olarak organizasyonda kim yer aldıysa cezalandırıldı. Bugün oradan kim var burada, kim kaldı? Nasıl var olduğunuzu biliyoruz.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Karşı tarafa sorun ama aynı soruyu.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tutanaklarda açıklasınlar.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Nasıl var olduğunuzu biliyoruz. Ama bakın, tekrar etmek istiyorum: Bu korkunç bir şeydir; Türkiye'yi bir operasyon ülkesi olarak kullanmak istiyorlar. Peki, geçmişte istemediler mi? Tabii ki istediler, İngiliz muhipleri, Amerikan muhipleri, Fransız muhipleri, Sevr'e kadar gelinen noktada Türkiye'ye bunu yaptırabilirler mi? Hayır. O zaman ne oldu? Size bir konuşmayı okumak istiyorum. Konuşmanın tarihi 16 Mart 1923. Mustafa Kemal Atatürk Adana'da köylüyle sohbet ediyor. Anlattığı şeye bakar mısınız lütfen; 16 Mart 1923, Adana, çiftçiyle sohbet... "Arkadaşlar, bir hükûmet iyi midir, fena mıdır? Hangi hükûmetin iyi veya fena olduğunu anlamak için hükûmetten gaye nedir, bunu düşünmek lazımdır. Hükûmetin iki hedefi vardır: Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükûmet iyi, edemeyen fenadır. Eski Osmanlı Hükûmeti bu iki gayeyi temin etmiş midir? Bu soruya kesinlikle verilecek cevap olumsuzdur. O Hükûmet bir defa milleti muhafaza edemediği gibi daima ve daima milleti kırdırmıştır. Bilir misiniz; yalnız son kırk beş seneden beri Yemen'de mahvolan askerlerimiz ve dönmeyen evlatlarımızın adedi 1,5 milyona yakındır. Balkanları, Suriye'yi, şurayı burayı düşününüz. Birçok yerlerde bekçilik yapmak için öldürülen hadsiz, hesapsız evlatlarımızı düşününüz, o Hükûmetin bu milleti nasıl doğrattığını anlarsınız. O Hükûmet birinci gayesini yapamadı yani milleti koruyamadı. Bari ikinciyi yaptı mı, bari kalanlar mesut ve zengin midir? Bunu hiç düşünmeye mahal yok. Müteessifim, ne yazık ki memleket baştan nihayete kadar harabeliktir. Her yerde baykuşlar ötüyor. Serveti yok, hiçbir şeyi yok; bütün millet acınacak bir fakruzaruret içindedir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

Arkadaşlar, yüzyıl sonra durumumuz budur. Bu iktidar, milleti korumamak için mevcut ettiğimiz ordumuzu başkalarını korumak başka yerlere göndermek istiyor. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Başka yere göndermek istiyor ve ülke fon krizi nedeniyle yangın yeridir, ekonomi bitiktir. Şimdi soruyorum size: Bu iki işi başaramayan Hükûmet başarılı hükûmet midir? (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) - Fenadır efendim, fenadır.

ŞEREF ARPACI (Denizli) - Fenadır, fenadır.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Sayın Başkanın bilgisi var değil mi o konuşmayla ilgili? Oturup mu geleceğim yoksa nasıl?

MURAT EMİR (Ankara) - Efendim, yeteri kadar uzun süre verdi Sayın Başkan.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Peki o zaman, tamamlıyorum efendim.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Ben teşekkür ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Son olarak bir Yemen türküsüyle bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Sesinizi duyarlar, açmıyorum çünkü.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Peki, estağfurullah.

"Padişaha söyleyin yârim göndersin,

Bu kanunu bozsun, okunu döndersin,

On seneyi bir seneye indirsin,

Ne olur karlı dağlar, ne olur

Asker yârim gelse yaralarım iyi olur." (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

On yıl Yemenlerde kalanlara!

Yüz yıl sonra çocuklarımızı göndermeyelim diyorum efendim. Gelin, hep beraber bu on yıl yasasına "Hayır." diyelim, bunun bizi ilgilendiren bir yeri yoktur, kendi başlarının çaresine baksınlar. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Amerika Birleşik Devletleri Başkanı bile "İran savaşı nedeniyle kaybettik." diyor, sizin kazanmanız mümkün değil. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)