GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:14
Tarih:05.11.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mekke isimli anlaşmanın NATO toplantısını müteakiben apar topar devreye girdiğini gördük. Birkaç ay süren gizli kapaklı toplantılar, liderler zirvesi, genelkurmay başkanları, dışişleri bakanları toplantısından sonra da nihayet lütfedip Meclise geldiğine şahit oluyoruz. Bir işin niyeti, kötü niyeti tartışılacak değil ama şunu net biliyoruz ki eğer bu anlaşma bu milletin, İslam dünyasının hayrına bir anlaşma olsaydı AK PARTİ meydan meydan, miting miting dolaşır, bunu pazarlardı. Utandığı için gecikti, sakladı, fon krizinin, bütçenin arasında bir günde apar topar bu yasayı çıkarmaya uğraşıyor, ki niyeti de her şeyiyle ortada. Ne yazık ki bu süre içerisinde bu anlaşmayı, içeriğini Trump'ın açıklamalarından ya da Batılı medyada yayınlanan haberlerden bilgi sahibi olduk. Ne yazık ki bize, şimdiye kadar ülkemize bilgi verilmedi.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki kimi Nobel'e aday göstererek kimisi "Dostum Trump!" naraları atarak yere göğe sığdıramasa da Amerikan halkı bizimkilerden daha bilinçli bir tercih yaparak Trump'ı çöpe çevirdi. Amerikan halkı bile Trump'ın politikalarının yanlış olduğunu ortaya koydu ama bugün "Mekke Anlaşması" diyerek İslam ülkeleri âdeta Trump'a hizmet için yarış içinde. Artık uyanın, artık sabah oldu, tüm dünya, Amerika halkı bile Trump'ın politikalarına geçit vermiyorken Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu Trump'ın Orta Doğu politikalarına alet olmasına asla izin verilmemeli. Çünkü Türkiye olarak tarihimizde, misyonumuzda, geçmişimizde başkalarının ajandasına hizmet etmek, inancımıza da kültürümüze de yakışmaz.

Değerli milletvekilleri, bu anlaşmayla ilgili Amerika Başkanının, Amerika Dışişleri Bakanının, senatörlerin övgüsü ve yönlendirmesi zaten neye hizmet ettiğini açıkça gösteriyor. Biliyoruz ki bölgemizde atılacak herhangi bir adım Amerika ve İsrail'den, Avrupa'dan bağımsız olmamıştır, olmaz da. Zaten sizin 1 Mart tezkeresindeki tutumunuzu da biliyoruz, bugün de ne yazık ki aynı durumla karşı karşıyayız. Gerçekten bu anlaşma samimi, bölge ülkeleri arasında yapılan bir anlaşma olsaydı Mısır davet edilirdi, İran sürecin içine alınırdı. Sırf tepkileri dindirmek için son günlerde bir İran görüşmesi yapıldı ki insanlar İran da bunun içinde olduğunu zannetsin. En basit soru şu: Bir askerî, bir savunma anlaşmasının mutlak surette bir düşmanı vardır, hedefi vardır. Kim bu anlaşmanın hedefi; bu, ortaya konulamıyor. Bilelim ki, yarın bir gün, Allah korusun, İsrail Türkiye'ye saldırsa diğer komşuları bilemeyiz ama İran da Yemen de Türkiye'nin yanında olur.

Ve yine şunu belirtmemiz gerekir ki, biz gerçek anlamda şu realiteyi görmeliyiz ki kırk yılı aşkın bir süredir İran'a ambargo uygulanıyor, uzun yıllardır Yemen'e ambargo uygulanıyor ama hâlen her ikisi de Amerika'ya karşı, İsrail'e karşı dimdik ayaktalar. Oysa iki ay Hürmüz Boğazı kapatıldı, Babülmendep kapatıldı. Bütün dünyada, Amerika'da, Avrupa'da sosyal olaylar meydana gelmeye başladı. Rejimlerin değişmesine sebep oldu. Kapitalist emperyalistlere diz çöktürdü. İşte bu açıdan İslam ülkeleri eldeki imkânlarını, kaynaklarını kendi arasında kullanırsa bir anlamı olur. Aksi takdirde, bugün, bu anlaşmayla ilgili gördüğümüz durum şu: İçerikte "terörist" tanımı var. Teröre karşı... Müslüman Kardeşler, Hamas ülkemize karşı terörist midir, değil midir? Ama başka ülkelerin tanımı farklı olabilir.

Aynı şekilde, bugün geldiğimiz noktada, Suudi Arabistan on yılı aşkın bir süredir Yemen'le savaş hâlinde. Pakistan Afganistan'la sorun yaşıyor, ikisi savaş hâlinde. Biz üçüncü bir ortak olarak devreye giriyoruz. Kaldı ki kurucu aktör filan değiliz, biz yancıyız. Önce Suudi Arabistan ile Pakistan oturdu, anlaştı, biz sonradan lütfen dâhil edildik.

Ve yine, değerli milletvekilleri, burada, metnin içerisinde birbiriyle tezat oluşturan pek çok ifade var da... Bir taraftan diyeceksin ki "istişareyle" bir taraftan da "derhâl bir haber alındığı an hemen devreye girilecek." Onun için şu net ki: Bu tezkere 1 Martın yeni bir versiyonudur. AK PARTİ iktidara 3 Kasım 2002'de geldi, dört ay sonra önüne bir ev ödevi olarak 1 Mart tezkeresi konulmuştu. 1 Mart tezkeresini bu Meclis reddetmesine rağmen 20 Martta Adana İncirlik'ten kalkan uçaklarla Bağdat bombalandı. Bugün de tarih tekerrür ediyor. Ne hazin bir tevafuk ki yirmi beş yıllık iktidarınızda bu ülkeyi yüzde 90'a varan bir oranda açlıkla karşı karşıya bıraktığınız bir dönemde yine milletin karşısına yeni bir sözleşmeyle, Mekke Anlaşması'yla geliniyor olduğu da ne hazin bir tesadüftür.

Değerli milletvekilleri, hepimiz yaşayarak gördük. Amerika ve İsrail İran'a saldırdı, İran da iç muhalefeti harekete geçiremedi. İran elini kolunu daha fazla bağlamak için çevredeki güçleri yapılandırıyor. Lübnan'da Hizbullah'a müdahale etti, Suriye'de yönetimi değiştirdi, Suriye'deki ülkeyi âdeta tampon bölge gibi kullanıyor. Bugün de İran'ın bir uzantısı olarak düşünülebilecek Yemen'e karşı bir operasyon yapılıyor. Bizim burada iki ana vazifemiz var. Suudi Arabistan topraklarında bulunan Amerikan üslerini korumak üzere âdeta konuşlandırılacağız. Sonra, Suudi Arabistan ve Yemen arasındaki savaşta taraf olmamız isteniyor. Oysa bize düşen görev, iki İslam ülkesinde yaşanan bir sorunda taraf olmak değil, olsa olsa ara bulucu olmaktır, barışçıl olarak müdahil olmaktır ama biz bugün bir tavır koyarak âdeta savaş tamtamcısı bir durumu ortaya koymuş oluyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu mesele basit bir "Bizim mali imkânlara ihtiyacımız var, 2028 seçimleri geliyor. Seçimden önce şu 100 milyar doları alabilir miyiz Arabistan'dan?" diyerek, lejyonerlik yapılarak "evet" denilecek bir anlaşma değil. Ne acı ki bu kadar önemli bir anlaşmada bir Sayın Bakan lütfedip Meclisi bile bilgilendirmedi, zaten Türkiye'nin anlaşma içeriğinden hiç ama hiç haberimiz olmadı ta geçen haftaya kadar. Bu zaten başlı başına problemli olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Burada acı bir taraf da şu, ne yazık ki AK PARTİ'nin "dış politika" diye bir derdi yok "iç politika" diye bir derdi olmadığı gibi. Evet, içeride tribünlere oynayarak bir şekilde halkı aldatabilirsiniz ama dışarıda her gün yeni bir... Bakın, daha yakın bir tarihte ne dedik? "Suudi Arabistan, Yemen'i bombalıyor." diye ne laflar söyledik, şimdi, bugün Arabistan'ın yanında yer almaya çalışıyoruz. Daha düne kadar Suudi Arabistan'ı Cemal Kaşıkçı olayı dolayısıyla karşımıza düşman gibi almıştık, bugün tersine döndü. Daha yakın bir zamanda Birleşik Arap Emirlikleri'ni 15 Temmuzu finanse etmekle, organize etmekle suçlamıştık; bugün hepsini unuttuk. Daha yakın bir tarihte Mısır'da Sisi'ye karşı efelenerek "Biz darbecilerle aynı sofrada oturmayız." dedik, sonra ne oldu? Bir tribünde selamlaştırdılar. Dolayısıyla da bugün de AK PARTİ bir şekilde belki gaza geldi, seçime gireceği için apar topar böyle tarihî bir hataya imza atmak için canhıraş bir mücadele içerisinde ama bilesiniz ki çok kısa bir süre sonra bunun karşılığında yeni bir alternatif ortaya çıkar, söylediği her şeyi unutur. Ve hepsinden de öte, bizim başka yükümlülüklerimizi ortadan kaldırmıyormuş; NATO'yla bir bağlantı kuruluyor, zaten az önce çıkarıldı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Evet, dün burada çok sayıda milletvekili tarafından anlaşma içeriğine dair sorular yöneltildi, büyük çoğunluğu görmezden gelindi. Zaten iktidar sözcülerinin de burada çıkıp anlaşma içeriğinden daha fazla konjonktürel gelişmeler, "Avrupa'da şu... NATO'da bu..." orta sahada top çevirerek meselenin içeriğine girmeyişleri de ne olduğunu açıkça gösteriyor. Evet, biz ülkemizin Müslüman ülkelerle iyi ilişkiler içerisinde olmasını isteriz ama bir savaşın tarafı olmasını asla kabul edemeyiz. Bugün bu anlaşmanın adı "Mekke" diye kondu ki sırf insanlar Mekke'nin kutsal ismine karşı bir teslimiyet göstersinler diye. Oysa Amerika ve İsrail'in onayladığı, sessiz kaldığı bu anlaşmaya bu Meclis asla "Evet." dememelidir; bu, savaşa ilk adımdır. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)