GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:13
Tarih:04.11.2026

AK PARTİ GRUBU ADINA HULUSİ AKAR (Kayseri) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önceki konuşmacı sayın milletvekilleri konuyla alakalı birçok konuya değindiler, ben de konuyla alakalı düşüncelerimizi, fikirlerimizi sizlere takdim edeceğim.

Hepinizin yakından takip ettiği gibi, bölgemizde ve dünyada ciddi gelişmeler olmakta, önemli gelişmeler olmakta, ciddi gerilimler var; bu gerilimler herhangi bir şekilde, herhangi bir zamanda çatışmaya dönüşmekte. Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre şu anda dünyada 60 civarında çatışma söz konusu. Bu çatışmaların getirdiği, bu çatışmalardan doğan risk, tehlike ve tehditlerle karşı karşıyayız; bunlara ilaveten ciddi belirsizlikler söz konusu bu gelişmeler çerçevesinde. Ortama hibrit ve vekâlet savaşları hâkim olmakta; enerji, gıda dâhil ciddi bir mücadele söz konusu, bütün alanlarda bu mücadele yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bunlara ilaveten ciddi bir şekilde ortamda, hem bölgemizde hem dünyada bir dezenformasyon, misenformasyon ve manipülasyonlar söz konusu. Burada epistemolojik kaos dedikleri yani bilgi ve belgelerin ortaya çıkarılıp karışık bir fikir ortaya koyduklarına, yolumuzu bulmakta zorlandığımıza dair bazı bilgiler de var, bunun da en güzel örneği -hepinizin hatırlayacağı üzere- kitle imha silahından bahisle Irak'a girildi, Irak tarumar oldu ve sonra da "Yanlış bilgiymiş." dediler, düzelttiler. Ve dolayısıyla, eskilerin tabiriyle "Bade harabül Basra." diyoruz.

Az çok bütün ülkelerde ciddi bir huzursuzluk var, ciddi bir endişe var, ciddi bir arayış var ne olacağı konusunda, gelecekleri konusunda. Bu arayışlar ve incelemeler arasında sadece dışarıdan gelen risk, tehdit ve tehlikeler değil; aynı zamanda iç düzenlemelerinde de sosyal yapıda da sıkıntı var. Örneğin, bir Avrupa ülkesinde yapılan bir araştırmada gençlerin, özellikle gençlerin yüzde 59'u, yüzde 60'ı silah almayacaklarını, bir savaş çıksa dahi savaşa girmek istemediklerini, ülkelerini korumak dahi söz konusu olsa istemediklerini ifade ediyorlar. Dolayısıyla, ülkelerin ciddi problemleri söz konusu. Ayrıca, yine Avrupa'da yapılan bir araştırmada, yüzde 25 civarındaki nüfusta, önümüzdeki beş yılda bir sabah çıkacağının kesin olduğuna dair düşünceler var, fikirler var, yaklaşımlar var. Bunun doğal sonucu olarak bütün ülkeler şu veya bu şekilde temaslar, görüşmeler, efendim, karşılıklı toplantılar, iş birliği için, koordinasyon için çalışmalar yapmakta, bunların da birçoğu birtakım ittifaklarla sonuçlanmakta. Tabii, burada şunu da söylemek lazım; bütün bu faaliyetler, bölgemizdeki ve çevremizdeki gelişmelerin hepsi de şu veya bu şekilde Çin'in gölgesinde gerçekleşmekte, Çin artık olaylarda etkin bir aktör olarak kendini tam göstermekte. Burada şunu görmemiz lazım: Bütün ülkeler herhangi bir şekilde dost-düşman ayrımı yapmaksızın bir şekilde birbirleriyle flört etmekte, konuşmakta, görüşmekte. Bu kuantum teorisinin siyasete uygulanmasıyla şunu görüyoruz: Artık eskiden olduğu gibi bir taraf kırmızı, düşman; bir taraf mavi, dost değil; burada artık herkes dost da olabiliyor, düşman da olabiliyor, tarafsız da olabiliyor; dolayısıyla çok kaygan bir ortam var. Bu ortamda Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği, Şanghay İşbirliği, BRICS, G20, G7 gibi bütün topluluklar sorunlara cevap aramakta. Orada tabii çok farklı gelişmeler de ifadeler de olmakta. Teyide muhtaç olmak üzere Rusya Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov tarafından "Belki NATO'ya karşı da bir örgüt kurmamız gereklidir." şeklinde bir açıklama söz konusu.

Burada özellikle kuantumdan yapay zekâya kadar teknolojik gelişmelerin bütün bu arz etmeye çalıştığım konularda, alanlarda da ciddi bir etkisi var, kökten temelden buradaki faaliyetleri etkilemektedir. Siber tehdit artık başlı başına bir tehdit olmak şeklinde ortaya çıktı. Sizin de hatırlayacağız üzere, çağrı cihazlarında, sıcak soğuk konusunda, evlere, iş yerlerine, buzdolaplarına müdahale edecek şekilde, elektrik ve suların kesilmesi veya açılması şeklinde ve hava ve kara trafiğini etkilemesi şeklinde, birçok şekilde siber saldırılara maruz kaldığımızı görüyoruz.

Geldiğimiz noktada şunu görüyoruz: İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya konulan birtakım kurallar var ve ortaya çıkan, yapılan kurum ve kuruluşlar var. Bunların hepsinin Birleşmiş Milletler dâhil, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere ciddi bir şekilde "antropo" dedikleri dağılma ve bozulmaya maruz kaldıklarını görüyoruz ve işlevlerini ciddi şekilde kaybettiklerini görüyoruz ve dolayısıyla dünya çok kutuplu olmaya doğru ilerlemekte. İşte, bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda olmak üzere -başta orada başladı- her yerde, her zaman söylediği şey gerçekten dünya 5'ten büyük, bunu görmemiz lazım, bunu anlamamız lazım, buna göre de millî ve genel tedbirlerimizi almamız lazım. Yeni bir dünya düzeni mümkün mü? Evet,mümkün.

Şimdi, bu konuda biraz önce sayın konuşmacıların da ifade ettikleri gibi, evet, bir üçüncü dünya savaşından bahsediliyor, üçüncü dünya savaşının ayak seslerinden bahsediliyor. Bu gerçek çünkü bunu tahmin etmek veya kestirmek mümkün değil, başlangıçtan itibaren bu konuda bir şey söylememiz gerçekten mümkün değil.

Biz meseleye biraz daha yakından baktığımızda buradaki gördüklerimizi, bazı somut adımları da şu şekilde özetleyebiliriz: Ekonomik, siyasi, savunma, güvenlik ve diğer alanlarda gerçekten bütün ülkelerde bir iş birliği arayışı var. Herkes bir ve beraber olmak istiyor, bir şekilde birbirlerine yaklaşıyorlar.

Bu manada bunu özetlemek gerekirse, Mekke Anlaşması'na gelinceye kadar Cumhuriyet Dönemi'nde, Atatürk zamanında, 1934'te Balkan, 1937'de Sadabat Paktı şeklinde -bu daha sonra 1941'de kapatıldı- bir şekilde Doğu'ya karşı, Batı'ya karşı gelecek tehdit ve tehlikelere karşı tedbir alma gayretiyle bu kuruluşlar gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, bizim yaptığımız şu kısa araştırmada, 2020'den bugüne kadar gerçekten onlarca anlaşma, sözleşme ve girişim var. Bunları kısaca dikkatlerinize sunmak istiyorum, bunları zaman nedeniyle fazla uzatmadan. Filipinler'den, Japonya'dan, Avustralya'dan başlayıp Amerika'ya kadar, Avusturya'dan İngiltere'ye kadar Avrupa ülkeleri dâhil, Güney Kıbrıs dâhil, İsrail dâhil, Yunanistan dâhil, bütün ülkeler bir şekilde anlaşma ve sözleşmeler yapmaktalar. 2013'te Çinlilerin başlattığı Kuşak ve Yol çalışması, 2023'te buna karşılık Hindistan'dan başlayan bir IMEC projesi var, bu gerçekleşti ve buna benzer İbrahim Anlaşmaları söz konusu; Avusturya, İngiltere ve Amerika'yla beraber güvenlik paktı; bizim Romanya, Bulgaristan'la beraber yaptığımız bir Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu anlaşması, sözleşmesi; diğer taraftan da Almanya, Fransa, İngiltere, Kore, Japonya sık sık anlaşmalar yapmaya çalıştılar, yaptılar, başarılı olamadılar; tank yapmak için, uçak yapmak için birleştiler dağıldılar, birleştiler dağıldılar. En son Lüksemburg dahi Kanada'yla görüşmek suretiyle birtakım uluslararası girişimlere başladılar ve bu çalışmaları sürdürüyorlar, birlik ve beraberlik sağlamak için "Savunma Güvenlik Bankası" adı altında takriben 134-135 milyar dolarlık bir banka kurdular, kurmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla herkes bir şey yapmaya çalışıyor. Bu konuda en son söyleyebileceğimiz şey biliyorsunuz, bilmiyorsunuz; biliniyor, bilinmiyor: Bu Vatikan ile Anglikan Kilisesi, Londra ile Vatikan beş yüz senedir konuşmuyor. En son Kral Charles iktidara geldikten itibaren bu barış da sağlandı. Dolayısıyla, ülkeler arasında, taraflar arasında ciddi bir ittifaklaşma, bir anlaşma, sözleşme söz konusu. Bunun için bizim de kendi kendimizi korumak bakımından, kendi hak ve menfaatlerimizi, egemenliğimizi, bağımsızlığımızı tahkim etmek bakımından bu tür anlaşmaların artık mecburiyet olduğunu görüyoruz.

2013'te başlayan, 2013'te başladıktan sonra Libya'daki krizden dolayı kesintiye uğrayan bir süreçte daha sonra 2019'da imzalanan bir deniz yetki alanı anlaşmamız var. Bu, daha sonra "Olur mu olmaz mı, geçerli mi geçersiz mi?" derken Tripoli-Bingazi meselesi. Bunun sonunda Libya Temsilciler Meclisi bunu da onaylamış bulunuyor ve dolayısıyla bu Türkiye için ciddi bir kazanım Yunanistan'a karşı Ege'de aldığımız bir pozisyon itibarıyla.

Şimdi, Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Bu anlaşma yapıldığından -işte biraz önce teferruatlı bir şekilde konuşuldu, görüşüldü- bu, gerçekten bir dayanışma ve caydırıcılık meselesi. Bu anlaşmada, askerî iş birliği anlaşmaları zaten mevcut. Bizim hem Pakistan'la hem Suudi Arabistan'la askerî iş birliği anlaşmalarımız var. Bu anlaşmayla bu ilişkiler biraz daha geliştiriliyor. Geçmişten aldığımız tecrübeler ışığında, ihtiyaçlar ışığında bu anlaşma gündeme geldi. Bu anlaşma -yine sayın konuşmacının ifade ettiği gibi- hiçbir şekilde NATO'ya alternatif vesaire değil; bu, tamamlayıcı bir birliktelik ve hiçbir ülkeye de karşı değil, bunu taraflar tekrar tekrar ifade ettiler, ifade etmeye devam ediyorlar. Burada şu anda herhangi bir askerimiz yurt dışında olmadığı gibi bundan sonra da herhangi bir şekilde olması gerekirse bu da mutlaka Meclisin iznine tabi olacak, burada herhangi bir sorun yok. Biz bu ilişkilerin kurumsallaşmasına gayret gösteriyoruz ve ayrıca, bu anlaşmada ortaya çıkan birliktelikte diğer ülkelerden de taraflardan da herhangi bir istek, arzu olursa bunların da buraya katılabileceğini fakat onların katılımının da yine Meclisin iznine tabi olduğunu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bununla alakalı olmamakla beraber bir diğer faaliyetimiz de Bedir Anlaşması gerçekleşti. Bu da Türkiye-Katar-Endonezya-Pakistan arasında yapılan savunma sanayisi konusunda ortak üretimi, teknik eğitimi, araştırma ve geliştirmeyi hedefleyen bir anlaşma. Burada Türkiye bunları yapmakla sanayisini ve kapasitesini geliştirme gayreti içinde; iş birliğini, koordinasyonunu geliştirme çabası içinde. Dolayısıyla buradaki mesele, biraz önce anlattığım çerçeve içinde, uluslararası ortam içinde bizim bir yere varmaya çalıştığımız, kendimizi güçlendirmeye çalıştığımız; Birinci Dünya Savaşı öncesindeki, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki herhangi bir şekilde yalnızlık olmaması bakımından yapılan gayretlerin bir sonucu bu. Burada, biz bu yapılan çalışmalarda, inşallah, ülkemizin hak ve menfaatlerini korumak ve kollamak için adım atıyoruz. Şimdi, dünyada ve bölgemizde bunlar olurken Türkiye ne yapıyor? Biz Türkiye'de büyük, terörsüz, güçlü Türkiye'nin inşa ve ihyasını amaç edindik. Bizim iki bin beş yüz yıllık büyük Türk hakanlığı tarihimiz var. Bizim kültürümüz, tarihimiz, nüfusumuz, ordumuz, gençliğimiz ve her şeyiyle büyük bir Türkiye'den bahsediyoruz. Ülkemizin bekası için; ülkemizin, halkımızın refahı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla ilgili de yapılması gereken en önemli şey, iç cephe dediğimiz hadise. Burada millî ve manevi değerlerimizle beraber yapılacak bir eğitimle millî birlik ve beraberliğimizi sağlamak ve gençliğimize olabildiğince yatırım yapmak. Gençliğe eğitim yatırımı yapmak suretiyle... Biraz önceki bahsettiğim yüzde 59 falanca ülkedeki gençler savaş istemiyorlar, ülkesini korumak istemiyorlar. O durumlara düşmemek için bugünlerden tedbir almak mecburiyetimiz var. Bizim önümüzdeki engellerden biri terördü. Bu konuda, çok şükür, terörle mücadele konusunda, terörsüz Türkiye konusunda 1 Ekimde Sayın Devlet Bahçeli'nin burada attığı adımla ciddi gelişmeler oldu. Bu gelişmelere bağlı olarak örgütün feshi ve silahların bırakılması konusunda mutabakat sağlandı. Bunun çok önemli olduğunu değerlendiriyoruz ve biz zaten esasen şunu söylüyoruz: Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar, Çerkezler biz biriz, beraberiz; 86 milyonda bir ayrım gayrım yok diyoruz, bunu inanarak söylüyoruz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, bunun gelişmesi bakımından Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonun raporu doğrultusunda 10 Ağustosta çerçeve kanun çıktı. Bizim temennimiz, dileğimiz, gayretimiz ve çalışmamız da bu yasanın pratiğinin gerçekleşmesi için çalışmaların yapılması; bunun da yoğun bir şekilde yapıldığını büyük bir memnuniyetle gördük, görüyoruz. Bizim burada söyleyeceğimiz şey şu: Terörsüz Türkiye'yi gerçekleştirmek gerçekten bizim için çok kolay çünkü biz yüzyıllarca kimsenin etnik, dinî, mezhepsel kimliğine bakmadan yan yana yaşamayı becermiş ve bu şekilde ilimle, akılla 7 iklim 3 kıtada at koşturmuş, adaleti, birliği, beraberliği, huzuru, istikrarı sağlamış bir milletten bahsediyoruz. Dolayısıyla, biz sömürgeci değiliz, biz emperyalist değiliz. Bizim, efendim, sarayımızın kapısında "yâ vâliyete külli mazlûmîn" yazıyor, bütün mazlumların sığınağı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, bizim insani değerlerimiz çok ileri, çok yüksek. Osmanlı'dan sonra 30 devlet çıkmış, hiçbiri Türkçe konuşmuyor. Bununla alakalı küçük bir anekdot var, vakit biraz sınırlı, hemen onu da ifade edeyim ben. Sayın Cumhurbaşkanımız Tunus'ta gazetecilerle bir basın toplantısı yaparken bir Tunuslu gazeteci Cumhurbaşkanımızı ve Türkiye'yi suçlayıcı bir soru sordular. "Siz bizi sömürdünüz, bize bunu yaptınız." vesaire dedi. Cumhurbaşkanımız çok basit bir cevap verdi: "Eğer biz sizi sömürseydik siz bu soruyu bana Fransızca değil Türkçe sorardınız." dedi. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Dolayısıyla, Türkiye'nin durumu bu.

Savunma sanayisinde gerçekten düne kadar paramız oldu, alamadığımız silah, araç gereç, malzeme vardı; Mehmetçik'e veremiyorduk, piyade tüfeğinin dahi patenti yabancılara aitti. Şu anda, Allah'a çok şükür, Kara Kuvvetlerimizin, Deniz Kuvvetlerimizin, Hava Kuvvetlerimizin ihtiyaçları neyse bunlarla ilgili araç gereç, silah, mühimmat, bunların hepsini sağlayabiliyor ve bağımsızlığımızı tahkim ediyoruz, egemenliğimizi tahkim ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tabii, bu geldiğimiz noktada tank yapılıyor artık, seri üretiliyor tank. Hani, "Olur, olmaz." diye diye tartışılıyordu eskiden, yapılıyor şimdi. Efendim, HÜRKUŞ uçuyor, ve KAAN da geliyor, yolda, geliyor.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - O yüzden mi bebek katilini villaya çıkarıyorsunuz, savaş mı kaybettik?

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Dinle, dinle; dinlemesini öğren!

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sana mı söylüyorum? Sen dinle!

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Dinlemesini öğren!

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Konuşma!

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Dinle, dinle!

HULUSİ AKAR (Devamla) - Bunların devamı var, ötesi var, bunlar yeterli demiyoruz.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Villaya çıkardın mı, sen onu söyle.

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Dinle, konuşma lan, dinle!

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sana mı söyleyeceğiz bir de! Terbiyesizlik etme!

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Adam gibi dinle!

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Dinlemiyorum, ne yapacaksın?

HULUSİ AKAR (Devamla) - Bunların devamı da yüksek teknolojiye dayalı, ileri teknolojiye dayalı...

BAŞKAN - Müsaade edin, müsaade edin... Hatibi dinleyelim.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ne yapacaksın?

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ne yapacaksın? Villaya çıkardın mı diyorum.

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Hadi, bağır, bağır, bağır; dinleme, bağır hadi!

BAŞKAN - Yahu, niye bağırıyorsunuz arkadaş!

CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, burası bağırıyor.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akar.

HULUSİ AKAR (Devamla) - Önümüzde çetin bir yol var, inşallah, bunu da hep beraber çalışmak suretiyle başaracağız; bundan da kimsenin şüphesi olmasın.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Cevap verecek!

HULUSİ AKAR (Devamla) - Evet, Ege'de, Doğu Akdeniz'de hakkımızı hukukumuzu koruduk, koruyoruz.

Kıbrıs'ta geldiğimiz nokta -efendim, biraz hızlanıyoruz- egemen, eşit ve uluslararası eşit statüde 2 devletten bahsediyoruz. Bu arada, bir konuyu daha dikkatlerinize sunmak istiyorum, bir malumat olarak: 74'te yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı 1960 Anlaşmaları çerçevesinde, Garanti ve İttifak Anlaşmaları çerçevesinde, Zürih, Londra Anlaşmaları çerçevesinde Atina İstinaf Mahkemesi tarafından uluslararası hukuka uygun bulundu; bunun da kullanılmasını dikkatlerinize sunuyorum, sene 1979.

Azerbaycan bizim kardeşimiz, ebedî kardeşimiz; biz iki devlet tek milletiz. Efendim, bunun da gerçekleşmesi kırk dört günlük harekâtta oldu; birliğimizi, beraberliğimizi orada gösterdik. Azerbaycan'ın lideri Cenap Prezident İlham Aliyev "Yeter artık." dedi otuz yıllık işgalden sonra. Sayın Cumhurbaşkanımız da "Azerbaycan yalnız değil." dedi. Allah'a çok şükür kırk dört günde, şu anda yapılan operasyon sonucunda Azerbaycan'ın 3 renkli şanlı bayrağı Karabağ'da özgürce dalgalanmakta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla da Haydar Aliyev'in, rahmetli Haydar Aliyev'in de "2 devlet, tek millet." dediği somut olarak ortaya çıktı.

Bizim sadece bu ülkelerle değil, aynı zamanda, Libya başta olmak üzere Kosova, Bosna Hersek, Somali, Sudan, bunlarla iş birliğimiz var, bunlarla beraber çalışıyoruz. Biz, gerçekten, artık, uluslararası ortamda özne hâline gelmiş bir devletiz. Efendim, 3 kıta bizim için etki alanı, bütün dünyada ilgi alanı hâline dönüşmüş durumda. Bunlar için çalışıyoruz. Dostumuz, kardeşimiz, müttefikimiz her kim varsa onlarla ilgili yapılması gerekenlerin hepsini yaptık, yapmayı sürdürüyoruz.

Orta Doğu'daki en büyük kritik sorun İsrail sorunu, bunu görüyoruz. İster "etnik temizlik" deyin ister "soykırım" deyin 27 binden, 37 binden, 70 binden fazla insanı, çoluğu çocuğu katlettiler. Efendim "etnik temizlik" ve "soykırım" oldu. Bu insanlarla alakalı senatörlerle, Fransız senatörlerle konuşurken "Bunlar kuru kuru rakamlar oluyor, bunlar anlaşılmıyor Sayın Senatör, sizin torununuz var mı?" dedim. "Var." dedi. "Gözlerinizi kapatın, o torundan 20 binini öldürdüler." dedim. Adamın gözünden yaş geldi, ağlamaya başladı Fransız Senatör buradaki komisyon toplantısı sırasında. Dolayısıyla biz de diyoruz ki: Bir an önce Filistin'de ve Lübnan'da tam ateşkesin gerçekleşmesi, acil insani yardım ve sağlık desteğinin sağlanması ve herkesin boykota katılması lazım ki İsrail biraz ders alsın. İsrail mutlaka hesap verecek adalet önünde, hukuk önünde; ister yerel mahkemelerinde, kendi mahkemelerinde isterse uluslararası mahkemelerde mutlaka hesap verecek.

Bu İran'a yapılan faaliyetler, Amerika'yla birlikte İsrail'in yaptığı faaliyetlerin de yine bu harplerin tasnifi konusunda baktığımızda, bu tam anlamıyla bir "Unjust War", haksız bir savaş, nedeni olmayan bir savaş. Dolayısıyla, bu savaşın da bir an önce bitmesi için, orada da bir ateşkes sağlanması için Türkiye olarak her türlü girişimde bulunuyoruz ve Türkiye olarak ister kolaylaştırıcı ister ara bulucu rolünde, çalışmalarda bize ne düşerse bunları yapmaya hazır olduğumuzu belirtiyoruz.

Bunun dışında Montrö'yü çiğnetmedik. Bu Montrö konusunda olabildiğince yapılması gereken ne varsa, savaş ilk çıktığı andan itibaren ne Rusya'yı soktuk ne de diğer ülkelerin Karadeniz'e girmesini önledik ve dolayısıyla Karadeniz'in stratejik bir rekabet alanına dönüşmesini de engellemiş olduk. Şimdi, oradan 34 milyon tahılın da naklini, malum, biliyorsunuz, şimdi, daha dün, evvelki gün de yapılan çalışmalarla iki Dışişleri, Türkiye ve Amerika'nın Bakanı görüşmek suretiyle yeniden orada bir tahıl nakli olabilecek mi, ona çalışılıyor.

Biz şunu söylüyoruz son söz olarak, diyoruz ki: Binlerce yıllık tarihimizden süzülen olaya dar olarak bakmayalım, geniş bakalım diyorum. Binlerce yıllık tarihimizden süzülüp gelen millî, manevi değerlerimiz çerçevesinde, asil milletimizin sevgisi, güveni ve duasını aldığımız ilhamla, seçkin ve saygın kültür ve medeniyete sahip olduğumuzun bilinciyle, aklın ve bilimin ışığında modern bir Anayasa'yla, yasalar çerçevesinde ülkemizin, 86 milyon hiçbir ayrım yapmaksızın bekası ve refahı için terörsüz, büyük ve güçlü Türkiye için çalışmaya devam ediyoruz Türkiye Yüzyılı'nda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Durmak yok, koşmaya devam! Bizim, 86 milyon birlik ve beraber olduğu zaman bizim aşamayacağımız engel, yapamayacağımız görev yok, buna inanmamız lazım. Tarih buna tanık, diyoruz ki: Bir zamanlar bizden millet, hem nasıl bir milletmişiz, gelmişiz dünyaya, millet nedir öğretmişiz. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

HULUSİ AKAR (Devamla) - Cin şişeden çıktı, artık durmak yok, geri adım yok. Başaracağız, Allah'ın izniyle, milletimizin sevgisi, güveni ve duasıyla inşallah başaracağız, koşmaya devam ediyoruz. Ecdadımızı, şanlı geçmişimizi hürmetle ve rahmetle selamlıyoruz. Sultan Alparslan'dan Atatürk'e ve bugüne kadar bin yıldır bize vatan olan bu topraklarda bugünlere gelmemizde emeği geçen her kim varsa herkesi saygı ve şükranla yad ediyorum. Ebediyete irtihal eden aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yad ediyor, hayatta olan gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

Ve son söz bizim sloganımız: Bu memleket bizim, bu millet bizim, bu tarih bizim, bu bayrak bizim, onu yükseltmek hepimizin görevi.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)