GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: AÇIKLAMALAR
Yasama Yılı:5
Birleşim:13
Tarih:04.11.2026

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün Çanakkale'de ilk şehitlerimizin yani Seddülbahir Kalesi'nde Kale Komutanı Şevki Efendi dâhil 5 subay ve 81 erimizin şehit düşüşünün yıl dönümüydü. Çanakkale'mizin ilk şehitlerini, bütün şehitlerimizi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını bir kere daha rahmet ve minnetle anıyoruz.

Yine, bugün, Diyarbakır'da 4 Kasım 2016'da Bağlar ilçesinde Emniyet Müdürlüğü Ek Binası yakınlarına yapılan terör saldırısıyla, bomba yüklü aracın patlatılmasıyla 2 polis memuru ve 10 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Burada hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor, terör saldırısını lanetliyorken bu ve benzeri olayların bir daha ülkemizde yaşanmamasını diliyorum.

Bugün Mersinli hemşehrimiz Şair Ümit Yaşar Oğuzcan'ın aramızdan ayrılışının da 42'nci yıl dönümü. Ümit Yaşar Oğuzcan insanlık tarihiyle neredeyse yaşıt Tarsus'umuzda doğmuş, oranın kültürel havasını solumuş, hayatının önemli bir kısmını Mersin'de yaşamış bir şair idi. Aşkı, ayrılığı, özlemi ve ölümü yazan bu Türk şairini bu vesileyle rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkanım, birçok vesileyle burada AK PARTİ sıralarına hep şunu hatırlattık: Yargının ayarlarıyla oynamayın. 28 Şubat yargı brifingleri gibi yok "yemin töreni" yok "kura töreni" yok "resmî bayram" diye yargı mensuplarını, yargı mahkeme başkanlarını Külliye'de toplayarak onları siyasi gündeme hapsetmeyin. Yargı işlerini bir silaha, bir mücadele aracına dönüştürürseniz bu silah bir bumerang gibi döner sizi vurur dedik ama dinletemedik. Şu ana kadar, özellikle, son iki yıldır oluşturulmuş yargı düzeninin yarattığı tahribatı ifade edecek kelime yok. Yakın zamanda AK PARTİ'li arkadaşlar da bunu defalarca kez görecektir. Ama dün aynı anda haber bültenlerine düşen 3 haberi sizinle paylaşmak istiyorum. Ağrı'da Allah adına yemin etmek isteyen bir tanık hakkında üç ay disiplin hapsi öngörüldü. Antalya'da sonradan kaldırıldığı anlaşıldığı şekliyle Seyyid Kutub'un kitabı hakkında toplatma kararı verildi. İstanbul'da AK PARTİ ve MHP ilçe başkanlığına İsrail'le ticareti kınadığı için, kınamak amacıyla mektup bırakan bir vatandaşımız bir yıl on beş gün hapse hükmedildi. Allah aşkına soruyorum: Bu 3 haber aynı gün önünüze düşüyor olsaydı ve AK PARTİ sıralarında oturmuyor olsaydınız bu konuda ne yorumladınız, ne derdiniz ve sizi tutan şey nedir? Karşıda Sayın Bakanımız var, burada Leyla Hanım var, şu kitabı 80'lerde ve 90'larda görmeyen, okumayan, incelemeyen kaç kişi var aranızda?

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Toplatma kararı yok. Düşmüşsünüz bir yalanın peşine.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Oturup düşünmeniz gereken şey yargının ayarlarıyla bu kadar oynadıktan sonra bu kararları nasıl veriliyor diye düşünmenizdir. Ağrı'da vatandaş Cevdet Aydemir'in disiplin hapsine bu kadar kolayca çaptırılmasıdır. Öğretmen Yasemin Sürücü'nün sadece mektup bırakması nedeniyle, İsrail'le ticareti kınamasından dolayı bir yıl on beş gün hapis cezasına nasıl çarptırıldığıdır. Bu ve benzeri örnekler artırılabilir. Sayın Celal Fırat dün paylaşım yaptı, Alpaslan Kuytul ailesi ve sevenlerinin apaçık bir zulme nasıl maruz bırakıldığıdır. Dinî konularda sizin gibi, bizim gibi düşünmek zorunda mıdır herkes? Sizin gibi düşünmüyor oluşu onun yargı eliyle tecziyesine, tutuklandığı yetmiyormuş gibi Türkiye'nin dört bir yanına gönderilmek suretiyle ailesinin, avukatlarının, severlerinin ayrıca bir zulme maruz kalmasını nasıl anlayabiliriz? Tabii, bu zulüm bugünün de meselesi değil. İki tane örneği evvela konuşacağız: Sayın Selahattin Demirtaş on yıl önce tutuklandığında kendisine değil, ailesine de zulmetmek için Edirne'ye gönderildi, on yıldır Edirne'de. Ailesi kaza geçirdi, kaç kez önemli sorunlar yaşadılar ve on yıldır "Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini engelleyen şey nedir?" diye sorduğunuzda tek bir cümleyle cevap verilebilir: "Boyun eğmemiştir." Eğer o da bu siyasi iktidara boyun eğse, kendini elverişli bir araca dönüştürmenin ipuçlarını verecek olsa şüphesiz çoktan tahliye edilmiş olabilirdi. Peki, bugün biz bugün itibarıyla dağda elinde silah tutan örgüt üyelerine "Gel, Türkiye'de siyaset yapabilirsin." derken Selahattin Demirtaş'ı ve bu kadar belediye başkanını, bu kadar gazeteciyi içeriye tıkarak Türkiye'de nasıl bir siyasi, demokratik meşru zemin olduğunu savunabiliriz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, geçen hafta burada bir konuşma yaptım, milletvekilinin 3 görevinden bahsettim: Seçim bölgesi, Meclis çalışmaları, parti genel merkezinin görevleri. Son üç yıldır ağırlıklı olarak buna, AK PARTİ yargı pratiği, AK PARTİ iktidarı yeni bir şey ekledi; cezaevi ziyaretleri. Şöyle bir bakıyorum, son bir ay içerisinde Silivri'de Şerafettin Can Atalay ile Osman Kavala'yı ziyaret etmişim, Resul Emrah Şahan'ı ziyaret etmişim. Türkiye'de fiyat manipülasyonu yapılıyor diye "ihracatçılar ve çürükçüler" diye bilinen meyve suyu firmasına yok pahasına meyve satan 40 tane tüccarımız tutuklanmış; onlardan 10 kişiyi ziyaret etmişim. Gazeteci İsmail Arı ve Ali Tarakçı'yı ziyaret etmişim. Yine, Sincan Cezaevinde eski Van Milletvekili Nazmi Gür'ü ziyaret etmişim. Tarsus Cezaevinde Abdullah Özdemir'i bir kez -onu da Adana'ya gönderdiler ailesine eziyet olsun diye- Sayın Vahap Seçer'i 2 kez ziyaret etmişim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Böyle bir siyasi istatistik olabilir mi? Bir milletvekilinin çalışma başlıkları arasında cezaevi ziyaretleri ama bu ülkeyi siz yarattınız, bu yargı düzenini siz yarattınız. Şimdi, Sayın Bakan çıkmış, kırk beşinci gününde diyor ki: "Burada kapsamlı bir suç yapılanması var." Allah aşkına, bunun böyle olduğunu ilk gün, ilk saatten itibaren biz burada defalarca ifade etmedik mi? Dün en son Sayın Çömez bir şemayla gösterdi. Bunun keşfi ve tespiti bu kadar zor bir şey miydi? Peki, bir örgüt var, bir yapılanma var, bürokrasiden alınanlar var, iş dünyasından alınanlar var. Yahu, bir siyasetçi yok mu; bir siyasetçi yok mu bunlar arasında? İfade veren birinin ifade verdiğini ama ne zaman, nerede, nasıl girip çıktığını da bilmiyoruz, Sayın Fatma Betül Sayan Kaya. Bir milletvekili var, önce salıverildi, sonra tutuklandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bunun dışında hiçbir valinin ismi geçmiyor mu arkadaşlar? Mesela size bir örnek vereyim: Oğlunun bu konulara çokça alakası olduğu ifade edilen Sayın İdris Akbıyık. AK PARTİ'lilere söylüyorum: AK PARTİ teşkilatına gidin sorun, Hakkâri'de nasıl bir valilik yapmış? Hakkâri'de nasıl bir kayyımlık yapmış? Vatandaşla ilişkisi neymiş, siyasetçiyle ilişkisi neymiş? O gün bunun hesabını sorsaydınız belki bugün bu olay olmazdı. Eğer BDDK Başkan Yardımcısı denetlemekle yükümlü olduğu onlarca banka yöneticisini düğün törenine davet edip onlardan yüzlerce gram ya da blok hâlinde para ya da altını örtülü bir rüşvet olarak aldığında bir işlem yapmış olsaydınız belki bugün bu olay olmazdı. Maalesef bugün de bu olaya da cerrah titizliğiyle yaklaştığınızı ifade ediyorsunuz ama hasta kanamadan ölmek üzere. Bizim cerrah titizliğiyle ince işçiliğe gerek yok. Bir an önce buna... Sayın Çömez daha güzel ifadelere...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)