| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 10 |
| Tarih: | 22.10.2026 |
CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu fona "asrın soygunu" deniyor ama bu ne ilk olacak ne son olacak çünkü sistem bunu yaratıyor, öncelikle sistemi de sorgulamak gerekiyor.
Ekonominin içinde bulunduğu durumda önemli bir kesim geçim yapabilme riskiyle karşı karşıya. 7 trilyon 340 milyar lira kredi kartı borcu olan geniş bir kesim var. Bunun yanında bir kesim de parasını değerlendirebilmek için bir fon aracılığıyla kendine gelir sağlamayı düşünüyor ama bu fonu kendilerinin çıkarı için kullananlar var. Burada olması gereken, doğal olarak, devletin kurumlarının devreye girmesi ve bu sürecin doğru yönetilmesi. Süreç bilerek, göz yumularak, birilerinin de fayda sağlaması adına bugüne kadar ertelenerek getirilmiş ama benim sorgulamak istediğim başka bir konu var: Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin sıralarında oturanların çoğu millî görüş hareketinden geliyor; manevi kalkınma, bağımsız sanayileşme, antiemperyalizmi merkeze alan, siyasi ve İslami bir akım olarak ortaya çıkan bu harekettekiler, sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisinde görev aldılar ve getirdikleri ülke paradan para kazanan, üretmeyen ve yurt dışından ithalata bağlı bir duruma eren noktaya erdi. Fon dolandırıcılığının ortaya dökülmesi, kamu otoritesinin denetimsizliğiyle bir kez daha sistemin sorgulanmasını gerektiğini gösteriyor. Üretmeden, kendi kendine yeterliliğini sağlamadan ülkenin sorunlarının bundan sonra da devam edeceği bir gerçek.
Bakınız, arkadaşlar, 2027 yılının bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Komisyonda dikkatimi çeken birkaç rakamı sizinle paylaşayım. 2027 yılı bütçesinde şans oyunları vergisi 104 milyar 313 milyon 7 bin lira, tütün mamullerinden sağlanan vergi 795 milyar 979 milyon 342 bin lira, alkollü içeceklerden sağlanan vergi 259 milyar 670 milyon 299 bin lira yani "Kumara karşıyım, şans oyununa karşıyım, alkole karşıyım." diyen bir siyasi iktidar 1 trilyonun üzerinde buradan vergi alıyor ve bunu da kamuya maaş olarak veriyor. Düzenin içeriğine baktığınız zaman üretmeden para kazanan, kolay yoldan para kazanan, açıkları bulduğu zaman oradan vurgun vuran, tosuncukların, çiftlik bankların olgusunun doğallaştığı bir yapı ve bunun yanında bir de sorumluluk duygusunun olmadığı bir siyasi iklim. Otelde canlar yanıyor, sorumlu siyasetçi yok; tren kazası oluyor, sorumlu siyasetçi yok; sel geliyor, sorumlu siyasetçi yok; deprem oluyor, sorumlu siyasetçi yok ve herkes kılıfına uydurarak kendi varlığını sürdürüyor. Böylesi bir düzende olanların ve olacakların bundan sonra da arkası kesilmez. Öncelikle sistemi sorgulamak lazım. Bu düzen düzen değil, bozuk düzen, adına "kara düzen" de diyebilirsiniz "bozuk düzen" de. Onun için, içinde bulunulan koşulda ciddi anlamda mağdur olanların sorunu çözülsün diye muhalefet çırpınıyor. İktidar sayısal olarak çözüm getirecek kesimin de sayısını azaltarak hem kendini işten sıyırıyor, hem de sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor. Eğer ortada bir sorun varsa bunun sorumlusu siyasi iktidar. Neden yeterli denetimler yapılmadı? Bir yıl önce Hazine ve Maliye Bakanı bu konuya vurgu yaptığını söylüyor. Neden bir yıldır göz yumuldu? Bir yurttaş gönderdiği -çok sayıda örneği olan- mailde diyor ki: "Bu 1 milyon liraya kadar olan ödemeler de yatırımcının koşulsuz olarak alacağı tutar değil. Burada bile belirsizlik var. 1 milyon sınırına veya net yatırım tutarına ulaşamadan çok daha düşük bir ödeme alabilme durumu var." Fonla ilgili buraya getirilen kanun teklifindeki amaç burada yaşanan sorunları hakkı olduğu hâlde alamayanlara ve bir mağduriyetin ortaya çıkmasıyla gelişen duruma çare üretmekti. Görünen o ki burada yapılan düzenleme işin çözümcül noktası değil. Genelde Plan ve Bütçe Komisyonuna gittiğim zaman etki analizlerini alırım, onlara da bakarım, parasal değer nedir, ne değildir; burada yaşanan sorun neyi kapsıyor? E gittik, bu fonla, Türkiye'de şu an otuz beş gündür konuşulagelen fonla ilgili etki analizinin tanımlamasının içinde bir şey yok; parasal değer yok, buradaki faydalanacak kişilerin dahi bundan ne kadar faydalanacağına dair bir netlik yok, dün gece gelen önergeyle ortaya çıkan durumun nereye evrileceği konusunda somut bir açıklama yok. Yalnızca iktidara yakın isimlerden oluştuğu görülen önemli bir kesimin -olumsuzluğu bertaraf edip- parayı iade ederek cezaevine girmesi ya da sorgulanması ya da yargılanmasının önünü kesecek bir düzenlemeyle buradayız. Diyor ki "Sen buradaki vurgun vurduğun parayı iade et, sen oradan paçayı kurtar." Amaç, mağduriyeti çözmek olsa, mağdurun yaşadığı problemleri ortadan kaldırmak olsa bakış ve yaklaşım muhalefetten gelen öneriler doğrultusunda gerçekleşir. Burada amaç, tanınan, bilinen, adı ortaya çıkan ve iktidara yakın olanların yargı önünde "Parayı iade ettim, kurtuldum." noktasında bir düzenlemeyi gerçekleştiriyor.
350 bin fon pay sahibinin net yatırım tutarının ödenebileceği ifadesinde bu sayının tekil yatırımcıyı mı yoksa farklı bir değerlendirmeyi mi içerdiği dahi somut değil. Bunun gibi, getirilmiş olan kanun teklifi, yine içerik olarak ortaya çıkan, dökülen bu kirliliği temizleyen bir bakış açısını içermiyor. Tasfiye sürecinde enflasyona karşı mağdurlar korunacak mı? Böyle bir tanımlamanın da buradaki kanun teklifinde yer almadığını görüyoruz. Hisse mağdurlarının sahipsiz olması ve bunlara yönelik çözümlerin de üretilmeyişi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. Söylediğim gibi bütünüyle bir mağduriyet var, bu mağdurların sorunu çözülmeli ama artık sistem de sorgulanmalı, paradan para kazanmak yerine toplumsal olarak var olan, kendi dokumuzu sahiplenip üretimi geliştirecek bir yaklaşımı bu ülkenin temeline almalıyız. Bir taraftan yüksek faiz, bir taraftan enflasyon, bir taraftan fon vurgunları, bir tarafta haksız kazanç, öbür tarafta "Akşam evde ne yemek olacak?" ya da "Ne götüreyim?" diye düşünen, önemli, 50 milyona erişmiş, yoksul bir kesim; sürdürülebilir bir anlayış ve süreç değil. Yoksulun yoksullaştığı, zenginin zenginleştiği, parasını korumayı düşünenin dahi mağduriyet yaşar olduğu yerde bu olayların kaynağı bütünüyle doğru bir yönetim tarzının olmaması, bürokrasinin sorumluluğu kadar siyasilerin de sorumluluğu olduğu unutulmamalı. Görevden alınmalar oldu ama bürokratlardan oldu. "İsimler açıklansın, vurguncular kim?" diyorsunuz, oraya geldi mi ses yok. "Ucu kime dokunursa dokunsun." deyip de niye açıklamıyorsunuz? AK PARTİ'nin Grup Başkan Vekilleri de "Açıklansın." diyor, o zaman genel bir mutabakat var. O isimler de açıklansın, kamuoyu da herkesin ne olduğunu bilsin. "İnançlıyım." demek o inancı yaşayan kimlikle olur. "İnançlıyım." demek görünürde kendini tanımladığın noktanın dışında erdiğin olanaklarla daha iyi yaşama kendini transfer etmek değildir. Lüks yaşamın içinde olmak ve her türlü olanağı kendin için yaratmak için başkasının hakkını gasbetmeyeceksin. Gasbediyorsan da iyi insan olamazsın diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)