GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:10
Tarih:22.10.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu fon rezaletini konuşurken sürekli böyle milyonlar, milyarlar, dolarlar havada uçuşuyor ama bütün bunların özünde aslında insanlar var yani bu fona parasını koyan insanlar; emeklinin ikramiyesi var, KOBİ'nin kasası var, orta direğin emeği var, ev almaya çalışan gencin peşinatı var. Meselenin bu kısmını ıskalamamamız gerektiğini düşünüyorum ve bu insanlarla konuştuğumuzda aslında meselenin bir finansal kriz değil bir güven krizi olduğunu görüyoruz. Mesela, geçen hafta konuştuğum kişilerden birisi diyor ki: "Ya, Allah yabancılardan razı olsun, bizimkilere kalsa bu balonu daha da büyüteceklerdi, daha büyük zarara uğrayacaktık." Bir başkası diyor ki: "Hükûmet benim üstüme kapıyı kilitledi, anahtarı attı, ben ne yapacağım?" Bir başkası diyor ki: "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türkiye Cumhuriyeti'nde hakkım hukukum kalmadı." Yani verilen hasar aslında maddi bir hasarın ötesinde büyük bir güven krizi, güven hasarı; bunu bir tespit etmemiz lazım.

Şimdi, biz buraya nasıl geldik, onu bir hatırlayalım Allah aşkına! Bilhassa hisse fonlarında bu işin ham maddesi hisseler, o yüzden de bu zincire oradan bir başlamamız lazım. Sorunlu şirketlerin halka arzıyla başlıyor bu iş. Burada şirket sahipleri var, aracı kurumlar var, buna göz yuman SPK var, Borsa İstanbul var. İşte, Kontrolmatik ve Turk İlaç, yere göğe sığdırılamayan şirketler halka arz edildi, değerleri şişti, bugün konkordato ilan eden hâldeler. İkincisi, bu fiyatları şişiren tahtacılar: İşte, Destek Faktoring. Bir faktoring şirketi İş Bankası, Yapı Kredi ve Garanti Bankalarının toplamından daha büyük değere ulaştı, göz göre göre ulaştı, kimse bir şey demedi. Ondan sonra "Aa, niye böyle oldu?" diye konuşuluyor. Üçüncüsü, bütün bu döngüyü sessizce izleyen hâkim ortaklar... Şimdi, sizin şirketinizin değeri durup dururken 50 katına, 100 katına çıkıyorsa siz ne yaparsınız? Ya dersiniz dersiniz ki "Arkadaş, bu işte bir yanlışlık var!" veyahut da hisselerinizi satmaya başlarsınız, yapmıyorsanız siz de bu işin içindesiniz. Dördüncüsü ve en önemlisi, bu şişirilmiş değerleri, fonlarını alan yani vatandaşa satan fon yöneticileri... Bunların pek çok sıkıntısı var tabii de bunların fon fiyatları böyle balon gibi şişerken aldıkları yönetim ücretleri de balon gibi şişti. Bunlara acilen el konması ve tazminat fonuna bu işlerin aktarılması lazım, burada buraya not olarak düşüyorum.

RIDVAN UZ (Çanakkale) - Bravo!

BURAK DALGIN (Devamla) - Beşincisi, bunu vatandaşa ittiren yatırım danışmanları, bankacılar, işin artışını söyleyip riskini söylemeyenler... "Abi, boş ver ya, mevduatta kalma, bak, bu fon çok iyi kazandırıyor." deyip bunu riskini anlatmayanlar, bunlar da bu işin içinde, bunlar da hesap verecekler. Altıncısı, tabii, direksiyonda uyuyup arabayı duvara vuran denetçiler. SPK, Borsa İstanbul, MKK, bakın, bunlar aynı ekranı görüyorlar, aynı ekranda ne olup ne bittiğini görüyorlar. MKK daha detaylısını görüyor, SPK daha detaylısını görüyor ama Borsa İstanbul da görüyor. Bunlar böyle yok gibi davranıyorlar. Tabii, en önemlisi, bütün bunlar olurken bu işe kol kanat geren siyaset. O yüzden bu işin başından beri ne diyoruz? Bu iş bir kamu gözetiminde organize suçtur diyoruz, bunu bir tespit edelim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu balon nasıl şişti? Dünyada hiçbir balon sonsuza kadar uçmaz, göğe belli bir yere kadar yükselir, sonra patlar. Burada da olan öyle oldu ama bu balon çok fazla yükseldi. Şimdi, tarihleriyle ve yerleriyle bu balonu ifşa edeceğim. Bu balon 50 katına nasıl çıktı, onu size anlatacağım ve bunun sorumlularını burada tarihe not düşeceğim. Bir sene kadar önceye gidelim. Eylül 2025, aracı kurumlar dernekleri SPK Başkanına gidiyorlar, diyorlar ki Ankara'da: "Burada bir manipülasyon var, burada bir sıkıntı var, bununla ilgili bir şey yapmanız lazım Başkanım." Başkan ne diyor? "İşte, bakacağız, edeceğiz, bilmem ne yapacağız." diyor. O sırada TERA'nın toplam fon büyüklüğü 11 milyar lira yani patladığının ellide 1'i seviyede yani ilk ikaz geldiğinde iğne batırılsa ellide 1 maliyetle bu iş olacaktı. Vatandaşlarım, lütfen dinleyin, zararınız ellide 1 olabilirdi bu işe bir sene önce ikaz edildiğinde iğne batırılsaydı, bir şey yapmıyorlar. Devam ediyorum, Ekim 2025, bir ay sonra, Sapanca'da özel sektörle düzenleyici kurumlar bir araya geliyorlar, MKK orada, Borsa İstanbul orada, SPK orada. Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi Başkanı bir sunum yapıyor ve ne diyor biliyor musunuz? "Üzülüyoruz." diyor. Kardeşim, sizin işiniz üzülmek değil, sizin işiniz iş yapmak. Hani meşhur bir görsel var; 2 kişi yan yana, araba kullanıyor birisi, araba kullanan diğerine bağırıyor "Durdur arabayı." diyor. O da "Ya, sen kullanıyorsun, sen durdur." diyor. Siz arabayı kullanıyorsunuz arkadaşlar, sizin üzülmeye, şikâyet etmeye hakkınız falan yok.

Devam ediyorum... Kasım 2025, Sermaye Piyasaları Kongresi, Hazine ve Maliye Bakanı, hani buralarda hiç görmediğimiz Hazine ve Maliye Bakanı var ya, o, unutmuş olabilirsiniz yani Mehmet Şimşek diyor ki: "Bazı fonlarda manipülasyon var." Bakanın görevi bakmak değil yani Bakanın görevi iş yapmak. Ne oluyor? Hiçbir şey olmuyor, balon şişmeye devam ediyor.

RIDVAN UZ (Çanakkale) - Göz göre göre soymuşlar.

BURAK DALGIN (Devamla) - Göz göre göre geliyor, çok doğru.

Geliyoruz Mart 2026'ya, Teranın fonlarının değeri 56 milyara çıkmış yani 11'de başlamıştık ya, altı ay geçmiş, 5'e katlamış ama hâlâ patlamanın onda 1'indeyiz. Bir daha gidiyorlar SPK Başkanına, özel sektör derneği, "Başkanım, bir şey var." diyorlar. "Ya, falan." diyor, zaten bir ay sonra da görevden ayrılıyor. Bakın, bu iş göz göre göre geldi, uyarıldığınız zaman adım atsaydınız bu milletin zararı bunun ellide 1'i olacaktı. Bunun hesabını kim verecek, ben buradan bunu soruyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Hükûmeti anlıyorum, iktidar partisinin beş aşamalı bir planı var, onu izliyoruz hep beraber. Birinci adım, alıştırma; büyük rakamlara, fon rezaletine alıştık, alışıyoruz yani alıştığımızı zannediyorlar, öyle bir şey yok, alışmıyoruz. İkinci aşama, münferitleştirme; işte, çürük elmalar, nefsine uyanlar, hırsına kapılanlar. Ya, böyle bir şey yok, bir tane eski Genel Başkan Yardımcısını otobüsün altına atarak bu işten kurtulmak diye bir şey yok çünkü ondan bir tane değil, 441 tane var en azından. O bakımdan onların hepsi ifşa olmadan, hepsi hesap vermeden, hem siyasi hem adli hem mali açıdan hesap vermeden bu iş kapanmayacak, onu da bir söyleyeyim. Üçüncü aşamayı zaten dün gece de canlı yayında burada hep beraber izledik, hedef küçültme; hedefi küçültelim, işte, 1 milyonun altını ödemeye çalışalım, bazı fonları tasfiye edelim, bağıran insan sayısı azalsın ki bu işi daha yönetilebilir bir hâle indirelim. O iş de öyle yürümeyecek, onu da söyleyeyim.

Dördüncü aşama: "Tencere dibin kara, seninki benden kara." siyaseti. Bilhassa belediyesi olan muhalefet partilerine bunu söylüyorlar, "Efendim, sizde de var." falan filan. Kardeşim, o ayrı bir konu, bu ayrı bir konu. Sen kendi sorumluluk alanını bir söyle de ondan sonra başka işlere bakarsın.

Ve beşinci nokta: "Sayın Cumhurbaşkanı çözer bu işi. Çözerse zaten o çözer." diyerek topu ona atma. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı üç hafta önce, bugün benim bulunduğum kürsüdeydi, şu konuşmayı yaptı, hatırlayacaksınız, dedi ki: "Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz." Aradan üç hafta geçti, başarıyla üstesinden gelinen bir sorun falan yok. Millet ağlıyor, millet perişan. Sayın Cumhurbaşkanının ta Başbakanlık yıllarından beri çok atıf yaptığı, bizim de çok sevdiğimiz bir beyit var, Akif'in meşhur beyti yani "Dicle kenarında bir kurt kuzuyu kapsa onun da sorumlusu Hazreti Ömer'dir yahut da onun da sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir." diye. O lafı duyan var mı yakınlarda? Yok, değil mi? Eller yıkandı, konu münferitleştirildi, Türkiye'yi yönetenler bu işten aklandı paklandı. Sayın Cumhurbaşkanı dün diyor ki: "Bizim sorumluluğumuz yaptıklarımızdır." Hayır, yöneticilerin sorumlulukları sadece yaptıkları değildir, yapmadıkları da yöneticilerin sorumluluklarına dâhildir ve bu yaşadığımız rezalette yapılanlardan çok yapılmayanlar zaten problemi yapanlar. O bakımdan onu da bir hatırlayalım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu iş üç kanalla Türk ekonomisini kemiriyor. Birinci kanal güven krizidir. MSCI da bunun bir parçasıdır, insanların "Ya, hele bir görelim." diyerek siparişlerini, yatırımlarını, alışverişlerini ertelemesi de bir kanaldır, geçen gün Eskişehir'de yanıma yaklaşan bir ağabeyimizin İhlas Finans cüzdanını sallayarak "Ben yirmi beş senedir paramı alamadım. Bu fon mağdurları da bizim gibi mi olacak?" demesi de bir güven kaybıdır, güven kanalı budur. İkinci kanal varlık kanalıdır. Siz hissenizi satmasanız da orada ekstrenizdeki düşüşü görürseniz anında frene basarsınız. Demek ki Türk ekonomisindeki bu varlık kaybının bir etkisi var ve yaşayacağız bunu, durgunlukla ödeyeceğiz bunun bedelini. Üçüncüsü, buradan ikaz ediyorum bilhassa iktidardaki arkadaşlarımızı: Bunun nakit kanalına sıçramasını Allah aşkına engelleyin, milyar dolarlık özel sektör tahvili risk altındadır. Kasada -burayı kasa olarak kullanan- KOBİ'nin parasının orada kalması nakit döngüsünü zorlayıcı bir faktördür. İnsanların çekleri, senetleri beklemiyor ama paraları orada takılmış durumda, bunların dönmemesi büyük bir problemdir. Bakın, yılın ilk dokuz ayında bu memlekette karşılıksız çek miktarı yüzde 50 arttı, hâlbuki çek sayısı sadece yüzde 20 arttı. Yani orada reel sektör bas bas bağırıyor, bunun oraya sıçramasını Allah aşkına durdurun, bir kez daha sizi ikaz ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURAK DALGIN (Devamla) - Tamamlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun lütfen.

BURAK DALGIN (Devamla) - Dün Sayın Hazine ve Maliye Bakanı fonlarda 10 milyonun üstünde kazanç sağlayanlar için "Gönüllü iade ederlerse sorun olmayacak." diyor. Değerli arkadaşlar, kanun teklifinde böyle bir madde var mı? "İade edersen sorun yok." diye bir madde var mı? Yok. Gece yarısı önergesini mi vereceksiniz gene acaba bunu koymak için? Buradan da bunu iktidar grubuna sormuş olayım. Bu böyle, keyfe göre ödeme olayı da çok enteresan bir şey çünkü SGK prim borcu olan çiftçiye "Gönlünden ne koparsa öde." diyen yok. Bordrolu çalışana var mı "Sen bu ay ödemesen de olur vergiyi, bu ay sana "full" vergi ödemeyelim." diyen var mı? Benzin almaya giderken "Ya, aslında bu 90 lira da sen 60 lira versen yeter, vergisini bu defalık ödeme." diyen var mı? Yok. Böyle bir enteresan icatla karşı karşıyayız.

Son olarak Mehmet Şimşek'e buradan sesleniyorum: PBLK konusunda ne düşünüyorsunuz? PFF'de kayıp öngörüyor musunuz? 1 milyon üstü bütün zararı üstlenecek mi ve kamu zararı olmadan bunu nasıl rücu edeceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)