GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: AÇIKLAMALAR
Yasama Yılı:5
Birleşim:10
Tarih:22.10.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, fon kriziyle bugün Meclisi -eğer yasa tamamlanırsa- kapatacağız. Bu haftaki mesaimizde de oldukça önemli bir yer edindi. Çok konuştuk, çok söz söyledik ama hâlihazırda, aslında çok bir mesafe alabilmiş değiliz Sayın Başkan. Özellikle, ısrarlı "Mecliste bir araştırma komisyonu kurulsun." taleplerimize hâlihazırda iktidarın olumlu bir yanıtı yok. Özellikle, süreci Meclisten kaçırmaya çalışan, milletvekillerinden ve kamuoyundan kaçırmaya çalışan bir anlayış olduğunu görüyoruz. Bu iş sadece Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'ın koordinatörlüğünde kurulan bir üst kurul ya da koordinasyon kuruluyla çözülecek bir mesele değildir; bizzat halkın temsilcilerinin bu süreci denetlemesi, bu süreci araştırması ve bütün şeffaflığıyla da ortaya koyması gerekiyor.

İkincisi, önümüzde bir yasa teklifi var, bu teklifi konuşuyoruz fakat burada mesele sadece mevcut olan bu fonların tasfiye edilmesi, fon sahiplerine bir miktar ödeme yapılması meselesi değil. Burada çok derin, çok yapısal bir sorundan bahsediyoruz; sistemin açıkları var ve bu sistem açıklarını konuşmadan, bu sistem açıklarına gerçekten önlem almadan, bu yapısal sorunu gidermeden de yeni fon vurgunlarının önüne geçemeyeceğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

Şimdi, Sayın Mehmet Şimşek, Hazine ve Maliye Bakanı... 17 Ekimde bu fon vurgunu oldu, kendisi uzun bir süre sustuktan sonra ancak ekim ayında konuşabildi. Şimdi, burada da temel bir sorun olduğunu görüyoruz yani sürecin başında olması gereken, ilk elden kamuoyunu bilgilendirmesi gereken Maliye Bakanı çok uzun bir süre sessizliğe gömüldü, çok uzun bir süre kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Yine, yaptığı açıklamalara baktığımız zaman, bir defa sistemin açıklarını itiraf ediyor Sayın Maliye Bakanı -bence bu önemli bir itiraf- diyor ki: "Evet, denetim sorunumuz var, denetim açığımız var." O zaman, "Bunu gidermek için ne yapıyorsunuz?" sorusunu hep beraber sormamız gerekiyor.

Diğeri; burada "gönüllü iade sistemi" diye bir şeyden bahsediyor "Biz hesaplar, IBAN'lar oluşturduk, burada hesaplar var. Tabii ki öncelikle gönüllü iadeyi esas alıyoruz. Gönüllü iade olmazsa o zaman Adalet Bakanlığı eliyle de harekete geçeceğiz." diyor. Şimdi, bunun da kabul edilebilir olmadığını ifade edelim. Yani, işte, daha önce vardı; bir markette 1 kilo baklava çalan çocuğa yıllarca hapis cezası veren sistemin kendisi şimdi fon vurgunuyla halkın parasını çalmış insanlara "Ya, parayı gönüllü getir, iade et; biz de sana bir şey demeyelim ve helalleşelim." diyor. Bunun da doğru olmadığını ifade etmemiz gerekiyor.

Yine, bu fonların içerisinde belirli firmaların aslında kazançlarının çekildiğini biliyoruz yani bunda bir sorun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla burada özellikle TEFAS üzerinden aslında fonların piyasaya, geniş halk kesimlerine açılmasının ciddi bir risk yarattığını Sayın Maliye Bakanı söylüyor fakat bu riski neden öngörmediklerine ve neden engellemediklerine dair de bir öz eleştiri, önleyici bir şey yine duyamıyoruz; bunun da sorun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla burada çok ciddi bir sorun var. Evet, manipülasyondan kazanç sağlayanlar ne olacak? Bunlar adli süreçte yargılanacaklar mı? Yapısal olan bu sorun giderilecek mi? Gerçek anlamda şeffaf bir süreç yürütülecek mi? Bu listede kim var? Bu fon vurgununu kim yaptı? Neden liste hâlâ açıklanmıyor? Ve asıl, bu vurgunu organize edenleri tekil kişiler olmaktan çıkarıp gerçekten bir organizasyonun parçası, bir suç örgütünün parçası olarak değerlendirecek mi Hükûmetin kendisi ve adli birimler? Bu soruları da sormamız gerekiyor.

Sayın Başkan, bütün bunları konuşuyoruz; bu hengâmenin içerisinde bir de AKP Hükûmeti dış politikaya dair 86 milyon yurttaşın geleceğini bağlayacak imzalar atıyor ama Meclise getiriyor mu? Hayır, Meclise getirmiyor. Bakın, 7 Ağustosta Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandı Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında ve 20 Ekimde de Meclise sunuldu. Şimdi, 7 Ağustostan 20 Ekime kadar doğru dürüst metne ulaşan yok. Yani iki buçuk ay boyunca o metin sır perdesi gibi gizlendi, hâlihazırda tam olarak detayları bilinmiyor. Şimdi, önce bir metne imza atılıyor, sonra Meclise uygun bulunma talebi geliyor ve burada da aslında bir usulü işlem tamamlanmaya çalışılıyor. Sayın Başkan, Meclis herhangi bir hükûmetin burada usul işlemini yerine getirecek bir birim değildir; Meclis yasama faaliyetlerini yapan, halk adına yasamayı yapan organdır, denetleyen organdır. O anlamıyla burada, Meclise, usulü işlemlerin pas edileceği bir yan kuruluş, yan birim gibi yaklaşılmasını doğru bulmuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İkincisi, anlaşmanın içerisinde bağlayıcı hükümler var. Deniliyor ki: "Efendim, bir ülkeye yapılan bir saldırı olduğunda diğer ülkelere yapılmış sayılacak." İyi, güzel. Peki, Hindistan ile Pakistan sürekli -maşallah- savaşıyorlar, kavga ediyorlar, ikisinde de nükleer silah var; yarın öbür gün Hindistan Pakistan'a saldırdı, bize de saldırmış sayılacak mı? Biz bu durumda Pakistan'ın yanında savaşa girecek miyiz? Peki, gireceksek buna nasıl siz karar veriyorsunuz? Yani, Meclis bunun kararını vermemiş, halk bunun kararını vermemiş; biz birden bire Pakistan ile Hindistan savaşının bir tarafı neden oluyoruz?

Diğeri, bu çevreleme hareketi eğer İran'a karşı yapıldıysa -ki böyle çokça yazılıp çiziliyor- ya bizim İran'la 500 kilometreye yakın sınırımız var, tarihsel bağlarımız var, İran'da bizim akrabalarımız var, açık ve net söyleyelim, Rojhilat Kürtleri bizim akrabamız. Şimdi, siz İran'a karşı yapıldığını söylüyorsanız -yani böyle yazıp çiziliyor- bunu neden yaptığınızı açıklayın; yok, İran'a karşı imzalanmadıysa bu anlaşma o zaman "Biz, bölge barışını savunduğumuz gibi komşularımızla da barışı savunuyoruz, böyle bir niyetimiz yoktur." diye çıkıp açıklamaları gerekiyor ama bunu da yapma gereği duymuyorlar. Şu anda on yıllık süreyle Türkiye halkının geleceğini ipotek altına almışlar, belirsiz bir anlaşmaya imza koymuşlar, şimdi herkes tartışıyor: "Türkiye, Yemen'e asker gönderecek mi? Allah, Allah; birden bire niye biz Yemen'e asker göndereceğiz? Ya, bu tartışmanın niye parçası olduk, niye? Size söyleyeyim: Suudilerin parası var, Pakistanlıların nükleer gücü var, Türkiye'nin de genç asker gücü var, ölüme gönderilecek insan sayısı var, ne güzel, değil mi? Türkiye halkına ve Türkiye'deki insanlara bakış açısı budur. Kusura bakmayın, vallahi, bu ülkede hiç kimse gidip Suudi Arabistan'ın çıkarları için Yemen'de ölmez, hiçbir Anadolu evladının da Yemen'e gönderilip Suudilerin çıkarları için öldürülmesini, parası için öldürülmesini de kabul etmiyoruz. Aynı zamanda, eğer böyle bir asker gönderme şeyi olursa tezkere gelmesi gerekir bu Meclise ve işte, o tezkere geldiğinde DEM PARTİ olarak o tezkerenin karşısında dimdik duracağız ve ülkemizin gençlerinin Yemen topraklarında ölmesine de asla izin vermeyeceğiz; açık ve net söylüyoruz. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu dış politika hep iç politikaya müzahir oldu. Bakın, S-400 krizini hatırlarsınız, Rusya'yla ilişkileri düzenlemek için gittiler S-400'leri aldılar, dünyanın parasını verdiler, hangarda çürütüyorlar. Şimdi, yeniden NATO ve ABD'yle ilişkileri düzenlemek için ya bu S -400'leri satacak bir ülke bulur muyuz, elimizde kelepir S-400 var, acaba kelepir S-400'leri kime satalım diye reklam yapıyorlar. Ya, böyle bir dış politika olur mu, böyle bir vizyonsuzluk olur mu? Bir zamanlar insanları "monşer" diye yargılıyordunuz, aşağılıyordunuz; ya, bu monşerler her şeye karar veriyor... Vallahi, açık ve net söyleyelim: Şu andaki AKP'nin dış politikası tam da monşer politikasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Halktan kopuk, hakikatten kopuk, toplumsal gerçekten kopuk, kendi ülkesinden kopuk, sadece ve sadece iktidarda kalmaya, oy almaya endeksli bir politika yürütüyor; bunu asla ve asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum ve buna bağlı olarak 2027 bütçesindeki güvenlik kaleminin bu kadar artırılmasını da eleştiriyoruz Sayın Başkan. Biz barış ve demokratik toplum sürecindeyiz ama bakın, 2027 bütçesinde savunma ve güvenliğe 3 trilyon 454 milyar lira ayrılır. Bunun 2 trilyon 206 milyarı savunmaya ayrılmış. Sayın Cevdet Yılmaz kendisi söylüyor, diyor ki: "Silah, mühimmat, silah sistemleri alımlarında yüzde 229 artış var. Hayırdır, hangi savaşa hazırlık yapıyoruz? Biz barışı konuşuyoruz. Biz Kürt sorunun demokratik çözümünü konuşuyoruz. Biz gelecek yüzyılda eşit, özgür bir yaşam inşa etmeyi konuşuyoruz. Siz bu kadar silaha, mühimmata para ayırarak neye hazırlık yapıyorsunuz diye buradan sormak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - En önemlisi, barış ve demokratik toplum sürecinin gereklerini yerine getirmek için Hükûmetin adım atması gerekiyor. Bakın, örgüt "Şu kamptan çekildim, şunu yaptım, bunu yaptım, bunu yaptım." diye açıklama yaptı. E, hani burada yaprak kımıldamıyor. Meclis 1 Ekimde açılmış yasada olan izleme kurulu için adım atan yok, cümle kuran yok, MGK hiç adım atmıyor; yasa nasıl yürürlüğe girecek, biz bu barışı nasıl ilerleteceğiz Sayın Başkan? Bizim ekmek kadar, su kadar, hava kadar barışa ihtiyacımız var ve bu barış hiç kimsenin güncel siyasetinin, hiç kimsenin iç politikasının eseri olamaz ya da ona ilişkin olamaz. "Bu siyasetüstüdür." derken şunu diyoruz: Güncel siyasetin üstündedir. Her şey siyasetin konusudur ama bunu benim iktidarım için, benim oyumun hesabıyla yapacağımız bir şey değil, tarihsel bir süreçten bahsediyoruz; herkesin bu ağırlıkla yaklaşması gerektiğini de ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Selamlayıp kapatacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Peki, buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi önümüzde dünya kadar mesele var ama bütçe konuşmuşken esnafın borcunu söylemeden geçemeyeceğim. Dünya kadar mail geliyor bize. Ya, diyorlar ki: "Biz hırsız değiliz, biz arsız değiliz, biz fon vurguncusu da değiliz. Biz esnafız; çalışıyoruz, paramızı kazanmaya çalışıyoruz. Ya, bazı günler siftah yapamıyoruz ama bize dünyanın borcu çıkmış, SGK primi, BAĞKUR primi, şu primi, bu primi, ödeyemiyoruz." Ne istiyorlar? "Borcumuzu yapılandırın, faizini silin, makul bir yere getirin, biz de borcumuzu ödeyelim, ayakta kalalım. Haneler, aileler ayakta kalsın, işimiz yürüsün." diyorlar ama maşallah, onu da duyan yok. Buradan bütün özellikle küçük esnaf ve orta esnafın sesini duyurmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)