| Konu: | AÇIKLAMALAR |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 10 |
| Tarih: | 22.10.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkanım çok teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mehmet Uçum diye bir isim var, herhâlde tanıyorsunuzdur bu ismi. Bu isim Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ve zaman zaman Anayasa değişikliği hakkında konuşuyor kendisi, zaman zaman seçimler hakkında konuşuyor. En son da dedi ki "Seçimler Nisan 2028'de yapılacak." Ve bu şahıs Parlamentonun önüne kendisini koyuyor. Aynı zamanda şöyle bir ifade kullandı: Anayasa değişikliği için de 1 Ekim 2028 tarihine işaret etti, bu süreçle ilgili olarak da çerçeve yasayla ilgili olarak da Millî Güvenlik Kurulu kararlarına atıfta bulundu. Kendisi seçim tarihini belirleyerek; bir, Parlamentonun üstüne çıkıyor; iki, Yüksek Seçim Kurulunun yerine kendisini koyuyor; Anayasa için tarih vererek Parlamentonun yerine kendisini koyuyor; Millî Güvenlik Kurulu kararına işaret ederek hem sivil hem de askerî bürokrasinin işlerinin üzerinde olduğunu söylüyor. Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, siz parti Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçerken bu Parlamentonun çok güçlü olacağını söylemiştiniz; yok, Mehmet Uçum güçlüymüş yani bir Başdanışman güçlüymüş demek ki. Mehmet Uçum haddini çok aştı, aşırı derecede aşıyor ama şuradan bir Grup Başkan Vekili "Ya, Mehmet Uçum da kim oluyor? O bir bürokrattır, o bir atanmış bürokrattır, Parlamentonun işine karışmaz." diyemiyor veyahut da Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü "Ya, bir dakika Beyefendi, Cumhurbaşkanı adına ben konuşurum." Ömer Çelik bunu söyleyemiyor veya öbür taraftan, AK PARTİ'nin Genel Başkan Vekilleri bunu söyleyemiyor veyahut da Sayın Cumhurbaşkanı "Bir dakika... Parlamentonun üzerinde hiç kimse yoktur. Ben bunu 15 Temmuz akşamı da söyledim, seçilmiş iradenin üzerinde, millet iradesinin üzerinde irade yoktur. Millet iradesinin tecelligâhı da Türkiye Büyük Millet Meclisidir." ifadesini kullanmıyor. Ben buradan milletime diyorum ki bunlar Parlamento falan tanımıyorlar. Tanıdıkları bir kişi var, o da Mehmet Uçum. Anladım ki Mehmet Uçum bunları yönetiyor.
Değerli milletvekilleri, diğer bir konuya gelince Halk TV'ye kayyum atandı. Ya, siz bu kayyumları niye atıyorsunuz, neden atıyorsunuz? Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Türkiye'nin en büyük holdingi hâline geldi. Yani, özgür medyadan niye çekiniyorsunuz? Bu medyanın özgür olmamasından geçmişte şekvacı değil miydiniz, şikâyetçi değil miydiniz? Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken veya Sayın Erbakan'la beraber çalışırken milletvekili olduktan sonra, partiyi kurduktan sonra bu medyadaki oligarşik medyaya karşı veyahut da patronlara karşı çok ciddi mücadele vermediniz mi? Bırakın, medya konuşsun, eğer sizin açık bir yaranız yoksa açık yarıya kurt düşmez arkadaşlar. Medya yazarsa yazsın, siz bunları tekzip edersiniz, siz bunlar hakkında manevi tazminat davası açarsınız. Bu gazetecileri tutuklamak, Halk TV'yi kapatmak, aynı zamanda kayyum atamak, bunların hiçbiri hukukla bağdaşmamakta, şeffaflıkla bağdaşmamakta. Neyle bağdaşmaktadır? Korkuyla bağdaşmaktadır. Yani ben bunları kapatırım, seslerini kısarım, televizyonları, radyoları, gazeteleri, kişileri sustururum, susturduktan sonra istediğim şekilde bir algı propagandasıyla da iktidarda kalmanın yolunu araştırırım. İktidarda kalsanız ne olur Allah aşkına ya? Millet fakirleşmişse, yoksullaşmışsa, yolsuzluk artmışsa, hukuk devleti olmaktan çıkıp da üstünlerin hukuku tekrar, yeniden Türkiye'de neşet etmişse ne olur, iktidarda yirmi yıl daha kalsanız ne olur? Bu şekilde mi tarihe not düşeceksiniz? Bu şekil mi baki kalan bu kubbede hoş bir seda bırakıp... Ahirete böyle mi gideceksiniz arkadaşlar? O nedenle, bu Halk TV veya diğer gazetecileri tutuklamayı falan da takbih ediyorum.
Fon soruşturmaları üzerine de Akın Gürlek bir açıklama yaptı, "Alo Adalet" diye bir müessese kurmuştu biliyorsunuz; Adalet Bakanı Akın Gürlek "Şu kadar kişi gözaltına alındı. Bu kadar kişi tutuklandı. Şu kadar şöyle gerçekleşti. Şu kadar tüzel kişi..." falan diyor. Esas sorumlusu kim biliyor musunuz? Hükûmet, Sayın Gürlek, Hükûmet ve sen de bunun içerisindesin. Burada "MASAK nerede?" diye sorduk; yok, ses çıkmıyor. "SPK nerede" dedik? Ses çıkmıyor. "BİST nerede?" dedik, Ses çıkmıyor. "MİT nerede?" dedik, ses çıkmıyor. "İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı nerede?" dedik, ses çıkmıyor. "Cumhurbaşkanı nerede?" dedik, ses çıkmıyor. Esasa müteallik işler yapacaksınız, o da bellidir; bu bürokratların tamamı istifa edecektir, Hükûmet istifa edecektir. O zaman Türkiye bir erken seçime gidecektir. Onun haricinde seçimler de 14 Mayıs 2028'de yapılacaktır.
Değerli arkadaşlar, İsmail Arı tutuklandı; "gazeteciler" dedim, söyledim. İsmail Arı niye tutuklandı? Neden gözaltına alındı ve tutuklandı? Bir haber yaptı. Neyle ilgili yaptı? RTÜK Başkanıyla ilgili yaptı. Ne dedi? "Burada istisnai kadrodan kızınız işe alınmış." dedi. Sonra da bunu teyit etmek için bu şahsı aradı, Ebubekir Şahin Bey'i aradı, RTÜK Başkanı; telefonlarına çıkmadı. Sonra gözaltı. Gerekçe ne? Efendim, kurumun huzurunu bozmuş İsmail Arı. Ya, kurumun huzurunu bozduysa, yanlış ve yalan bir beyanda bulunduysa bu şahıs hakkında bir tekzip gönderirsiniz, ardından da bu şahıs hakkında bir suç duyurusunda bulunursunuz, ardından da kızınızın orada çalışmadığına dair çok rahat bir açıklama yaparsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Daha dün konuştuk burada, daha dün konuştuk istisnai kadrolarla ilgili; gelin, kaldırın bunu, çok ayıplı bir iş bu. Her gelen kızını, oğlunu, damadını, amcasını, dayısını... Vallahi, bu Parlamentoda da var; milletvekilleri birbirleriyle beraber; o, onun çocuğunu alıyor, öteki de onun çocuğuyla çalışıyor. Ben başka birinin çocuğunu yanıma alıyorum, o da benim çocuğumu alıyor; birinci derece akrabalarla çalışmamış oluyoruz. Ardından da ne oluyor? O benim akrabalarımla çalışmaya devam ediyor, öteki de onunla çalışmaya. Önce milletvekilleri de bu konuda hassasiyet göstermeli, Numan Kurtulmuş'u da milletvekillerini de bu noktada hassasiyete davet ediyorum. Bu da doğru bir şey değil, olmadığını da söylüyorum. İsmail Arı'nın tutuklanması doğru değildir. Bu tür işlerle beraber bunları yapmak da doğru değildir. İyileri tenzih ediyorum arkadaşlar, bunları yapmayan milletvekillerini de tenzih ediyorum.
Netenyahu ne dedi? "Efendim, İran'daki bütün hedefimiz Amerika Birleşik Devletleri'yle beraber..." "Biz burada ne yapacağız?" dedi. "Rejimi değiştireceğiz." dedi. Ya, sen bırak rejimi değiştirmeyi falan da sen kendi ülkendeki hahamlar rejimini değiştir öncelikle. Sen Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evangelistler rejimini, papazlar rejimini değiştir, ondan sonra İran'a kalk, kon ve bu şahıs, bu demeçleri veren bir İsrail Başbakanına karşı bir Kudüs paktı kuramadık, biliyor musunuz? İslam ülkeleri kuramadı, "Dünya lideriyiz." diyenler kuramadılar veyahut da "Dünyada söz sahibiyiz." diyenler de kuramadılar. Netanyahu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük Führerlerinden bir tanesidir ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı da aynı şekilde Führer'in yolunda gitmekte olan bir -tırnak içinde söylüyorum- densizin kendisidir.
2 Nolu Baro Başkanı bununla ilgili 70 hâkim aldıklarını söyledi, sonra bu şahıs aday olmadı, bıraktı, başkası seçildi. Peki, Adalet Bakanı, biraz önce "Fonla ilgili şu kadar kişi gözaltına alındı." falan diyorsun da bu şahıs hakkında resen soruşturma niye yapmadı savcılarınız? Bu 70 hâkim kim? Bunlar torpille girdilerse eğer sizin tavassutunuzla beraber doğru kararlar verirler mi? Vermezler ki doğru kararlar. Ya, hâkimler şudur: Birisi, bir sanık veyahut da bir davalı hâkimin odasına girdiğinde "Selamünaleyküm." dediğinde "Aleykümselam." diyemez İslam kuralları gereğince ve dinini bile belli edemez. Bu kadar hassas bir dinin mensupları kalkmış, 70 hâkim almışsınız. Ayıp değil mi be, niye böyle bir şey yapıyorsun sen? O nedenle, ben buradan savcıları da Başsavcıyı da göreve davet ediyorum. FETÖ'yle ilgili geçmişte referanslı olanları bir gecede operasyonla aldınız değil mi? Şimdi bu şahısları da görevden alın, bu şahıslar hakkında işlem yapın. Bunlar kim, kaç puanla girdiler? Ciddi şekilde bizim adaletimiz de sıkıntılı vaziyettedir.
Azerbaycan'la ilgili, ben Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin, Türk dünyası-Türkiye ilişkilerinin, Arap dünyası-Türkiye ilişkilerinin, İslam dünyası ilişkilerinin, Balkan ülkeleri-Türkiye ilişkilerinin çok mükemmel olmasından yana olan bir Milletvekiliyim, bir vatandaşım, bir insanım ama Azerbaycan Hükûmetine de şuradan seslenmek istiyorum: Burada iki milletvekilimiz hakkında Azerbaycan'a girmeme gibi bir karar aldınız; birisi yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan, birisi de DEM PARTİ Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu. Azerbaycan'a, Meclis Başkanına diyoruz ki "Bizim hukukumuzu koru. Bakın, bu doğru değil, Kardeşlik hukukumuz var."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Son cümlem efendim.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Azerbaycan Hükûmetine karşı Meclis Başkanımız oranın Meclis Başkanını arar, bunlar doğru değil, ilişkilerimize zarar getirir. Geçmişte de Azerbaycan Hükûmetine, Meclisine ait milletvekilleri zaman zaman bazı olaylarda Türkiye'nin hoşlanmadığı cümleler sarf etmişti. Bunlar olabilir, uyarıcı sözlerdir, yapıcı sözlerdir veyahut da yol gösterici sözlerdir. Onlar da kendi düşüncelerini söylediler, katılırsınız, katılmazsınız ama "Azerbaycan'a girmeyecekler." demeyi ben kardeşlik hukukumuza, tarihdaşlık, hukukumuza, kültürdaşlık hukukumuza, soydaşlık hukukumuza ve de komşuluk ilişkilerimize, dünyanın bu kadar çok çetrefilli bir ortamında bunu yapmayı da doğru bulmadığımı söylerim.
Değerli arkadaşlar, bir diğer husus, biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanını bir vakıf eleştirdi; bu vakıf İstanbul'da bir vakıftı. Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı çıkıp demişti ki: "Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Cumhurbaşkanı da şöyle bir ifade kullandı: "Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var." Keşke Sayın Cumhurbaşkanımız şöyle deseydi: Bunlar olmuş, biz bir hukuk devletiyiz, demokratik bir hukuk devletiyiz, şeffafız, denetim mekanizmalarımız çalışıyor, yapanlar hakkında gereğini yapacağız, bu uyarıları aldık." Onu söylemiş olsaydı ama maalesef öyle değil; Türkiye bir hukuk devleti değil, demokratik devlet değil, çoktan rafa kaldırılmış vaziyette, inşallah tekrar yeniden hukuk devleti olur.
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfına teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Özdağ.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Niye açılmadı mikrofon ya!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Sayın Claude Wiseler ve beraberindeki heyet Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'la birlikte şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)
Sayın Özdağ, mikrofonu açacağım, son cümleleriniz mikrofona yansımadı.
Buyurun, devam edin.
Bir dakika daha süre veriyorum.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfına da çok teşekkür ediyorum bu duyarlılığı nedeniyle. Bu duyarlılığın, Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfının duyarlılığının bugünkü Hükûmetimizin tüm yetkilileri tarafından da gösterilmesini temenni ediyorum ve kendilerinin söylemiş olduğu denetim mekanizmalarının işlemesini... O denetim mekanizmalarının Türkiye'de işlevsiz olduğunu hep beraber görüyoruz, Sayıştay gibi, teftiş kurulları gibi, yargı gibi veya bağımsız medya gibi veyahut da milletvekilleri gibi, buradaki milletvekillerinin özgür iradeleriyle verdikleri soru önergeleri gibi. Denetim mekanizmalarının olmadığı bir yerde keyfîlikler olur. Bu keyfîlikler de işte iktidarınızı böyle sarsar. O nedenle, lütfen, bu denetim mekanizmalarına karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz ve onlar görevini yapsın diyerek de oraya liyakatli, ehliyetli, ahlaklı, zeki ve bilgili insanları atamak hepimizin görevi olmalı. Parlamentonun mehabetine uygun bir şekilde hareket edilmesi gerekiyor. Eğer bir sorumlu arayacaksak bütün bürokratların istifa etmesi gerekiyor ve aynı zamanda da Sayın Cumhurbaşkanının da istifa etmesi gerekiyor. Dünyanın neresinde böyle bir işlem oldu da orada insanlar istifa etmedi? Üçüncü dünya ülkelerinde oluyor.
Teşekkür eder, saygılar sunarım.