| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 9 |
| Tarih: | 21.10.2026 |
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Aslında bir örnek olay üzerinden piyasalardaki hisse manipülasyonunun hâlâ nasıl devam ettiğini anlatmaya niyetim var idi ama şu oylamadaki tablo üzerine birkaç cümle söylemeden geçmek istemiyorum. Hepimiz için Anadolu'da çokça ifade edilen bir cümleyi yeniden hatırlama vaktidir, o da maaşını helal etmek yani bir iş karşılığında bir ücret alıyorsunuz ve bu iş için ortaya koyduğunuz emek, çaba ve sürenin sonucunda kendi kendinize "Ben bu maaşı acaba helal ediyor muyum?" diye sormak durumundasınız. Milletvekilliğinin bence maaşını helal edebilmesinin en az üç ayrı yönü var. Birincisi, kendi seçim bölgesinde seçmeniyle kurduğu iletişim ve seçim bölgesinin sorunlarını Ankara, Hükûmet ve Meclis gündemine taşıma kapasitesidir. İkinci helallik yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurul ve komisyon çalışmalarına katılmak ve burada ortaya koyduğu performanstır. Üçüncüsü de seçildiği listelerden yani partisinin kendisine vermiş olduğu vazifeleri yerine getirmek yoluyla maaşını helal etmektir. Az önce Türkiye'de en az 7 milyon ailenin doğrudan etkilendiği, Türkiye piyasalarının 100 milyar dolar değer kaybettiği, binlerce vatandaşın ekranlardan izlediği bir kanuna dair önerge ve görüşmeler iktidar sıralarından sadece 55 kişinin oylamayı katılımıyla gerçekleştirildi. Dün tümü üzerinde görüşmeler yapılırken içeride 8 arkadaşımız vardı, bir ara bu 8 arkadaşımıza da referans vererek bir "tweet" atayım dedim ama sonradan vazgeçtim. Arkadaşlar, kimse kimseyi zorla milletvekili yapmıyor ve biz milletvekili olmak ve bu yemini etmekle birlikte seçim bölgemize Anayasa'da yer aldığı şekliyle Türk milletine ve partimize karşı sorumluluk sahibiyiz. Allah aşkına, bu kadar önemli bir konunun görüşmelerini dahi takip etmeye değer bulmuyorsanız üç ayda bir aldığınız maaşı helal edip etmediğinizi lütfen bir düşününüz. Sadece lider otoritesi, sadece grup yönetiminin size karşı ricaları değil ruzimahşerde manevi bir duygu olarak da bu maaşın karşılığını her aşamada ne kadar verdiğinizi düşünün diyorum.
Sürem de çok azaldı ama yine de kendi gündemime de değinmek istiyorum, özellikle SPK'yi temsilen gelen arkadaşların dikkatini çekmek istiyorum. İki gündür hem özel basın toplantısı hem de bugünkü söz almada Sayın Günaydın Gündoğdu şirketinden bahsetti. Ben Gündoğdunun sahipleri kimdir, politik bağlantıları nelerdir, buna girmeyeceğim ama bu örnek olay da o kadar vahim ve devam eden çarpıcı durumlar var ki kısaca bunlara dikkat çekmek istiyorum. 35 liradan halka arz ediliyor, 2.700 liraya kadar fiyatı çıkıyor ve Arçeliki geçiyor bir dönemde piyasa değeri. Gündoğdu firması peynir üretiyor ve bu, bir şekilde piyasa şartları nedeniyle 2026'nın şubat ayında 16 Şubatta KAP'a bildirimde bulunuyor. Diyor ki: "Ben peynir üretimini durdurdum, 169 olan personel sayımı da 2'ye düşürdüm." Bu bildirimi yaptığı gün, Gündoğdu kâğıdının piyasa değeri 294 lira. Devam eden süreç içerisinde 2.700 liraya kadar çıkıyor. Üretimini durdurmuş, eksi gelir beyan eden, finansal varlığı dahi 500 ya da 600 milyon lirayla tarif edilen, denetleyicinin uygun görüş bildirdiği bir kâğıt bir anda yüzde 2.700 diğer kazanıyor, geliyor 2.700 liraya. Bu tabii, Pusula Holdingin marifetiyle oluyor, daha sonra 15 Eylülde patlıyor. Patlayınca taban, taban, taban, taban bugüne kadar geliyor. Şimdi, bir yerde suçüstü bir hırsızlık vakası yaşandığında Emniyetin otoritesi ve gücü, devletin kamu otoritesi ve gücü orada en azından kısa vadede ikinci bir hırsızlık yapılmasının önünde engel olmalı değil mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ekmen, konuşmanızın başında bahsettiğiniz hususu çok önemsediğim için önergeyle ilgili konuşmanızı tamamlamak için size iki dakika ilave süre veriyorum.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Devlet otoritesi ya da Emniyet otoritesi neyi gerektirir? "Birileri suçüstünde yakalandı, şu mahallede bir süre tekin değil ortam, kendimize çeki düzen verelim." der değil mi? Arkadaş, Gündoğdunun fiyatı yüzde 97 değer kaybıyla 70'lere kadar düşüyor. İki kişinin çalıştığı, manipülasyondan dolayı ilgililerin tutuklu olduğu bu kâğıt son dört gündür tavan gidiyor, tekrardan 110 lira. Halka arz fiyatı 35 lira, dolandırıcılığın zirvesi 2.700 lira, düştüğü yer 70 lira, üç gündür-dört gündür 110 lira. Ben gerçekten fonla alakası olmayan masum bir vatandaş olarak SPK'lı arkadaşlara soruyorum, soru-cevap kısmında cevap rica ediyorum: Bunun bir denetimi yok mudur? Dört gündür bu kağıt nasıl tavan oluyor?
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yoktur, yoktur, denetimi yoktur. Denetleyecek kimse yok.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Aynı senaryoyu... Bir otorite yok, bir caydırıcılık yok, kimsenin affedersiniz kurumları iplediği yok. Aynı senaryoyu hedef kâğıtta görüyoruz. Hedef kağıdın da zirveye çıktığı noktadan -bakın, bunların hepsinin şeyleri burada, ne denir kâğıdın endeksleri burada diyelim geçelim- bunlar bu hâle geldiğinde Hedef Holdingte de son yirmi gün içerisinde tekrar 7-8 tane tavan yaşıyor. Oysa Hedef Holdingin şu anda sahipleri tutuklu, içeride. Kağıtların nasıl şişirildiği ortada. Yani bunu yapmaya kim gerçekten cesaret ediyor? Fabrikası kapatılmış, önünde iki tane bekçinin olduğu Gündoğdu kâğıdını dört gündür kim tavan yapıyor? Buna karşı bir müdahale gücünüz yok mu veyahut da bunu yapmaya kim cesaret ediyor sorusunun cevabını vermediğiniz müddetçe bu piyasalar adam olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bunun için Meclis araştırma komisyonunun önemi var diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, DEM PARTİ, MHP, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)