| Konu: | ÖNERİLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 9 |
| Tarih: | 21.10.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ HUN (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim sistemimiz âdeta bir sorun yumağına dönüşmüş durumdadır. Okul kapılarında yoksulluk, sınıflarda öğretmen açığı, atölyelerde çocuk emeği sömürüsü, okullarda şiddet ve ana dilde eğitim yasağı var, öğretmenin örgütlenmesine engel var. Bütün bu sorunlara rağmen sorumluluk almayan bir iktidar var.
Bu tablo kendiliğinden oluşmadı. Eğitimi piyasaya açan, kamusal kaynakları çocuklardan esirgeyen, öğretmeni ucuz iş gücü sayan politikalarla oluşturuldu. Aileler çocuklarını okula gönderebilmek için borçlanıyor, beslenme çantasını doldurabilmek bile geçim mücadelesinin bir parçasına dönüşüyor. Eğitim masrafları büyüdükçe yoksul çocukların önündeki engeller ağırlaşıyor.
EĞİTİM SEN çalışmasına göre bir öğrencinin okula başlangıç maliyeti yaklaşık 15 bin liraya ulaşıyor. Servis bunun dışında, beslenme bunun dışında, yıl boyunca istenen paralar da bunun dışında. Anayasa'da parasız olan eğitim AKP iktidarıyla ailelerin sırtında büyüyen bir borca dönüştü.
TÜİK verilerine göre çocukların yüzde 30,8'i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Bu çocuklardan başarı bekliyorsunuz ama bir öğün ücretsiz yemeği sağlayamıyorsunuz. Aç gelen çocuğa ders anlatılıyor, iktidar ise "Kaynak yok." diyor. Bütün devlet okullarında ücretsiz, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu sağlanmalıdır. Açık konuşalım, kaynak var ama eksik olan siyasi irade, yok.
Değerli milletvekilleri, eğitim hakkı çocuğun adını bir kayıt sistemine yazmakla yerine getirilmez. Bu hak, çocuğun her gün okuluna ulaşmasını, öğretmeniyle buluşmasını ve akranlarıyla birlikte öğrenmesini gerektirir. Ortaokulu bitiren 295 binden fazla çocuğun liseye kaydolmaması, eğitimden kopuşunun boyutunu ortaya koyuyor. Yoksulluk ve geçim baskısı çocukları tarlaya, atölyelere ve ev içindeki görünmeyen emeğe sıkıştırıyor. Bu kopuşun önlenememesi, doğrudan siyasi sorumluluktur.
Bir de MESEM var. MESEM kapsamında haftanın sadece bir gününü okulda geçiren, diğer günler fabrikada, sanayide olan çocukların eğitimiyle bağı zayıflıyor. Haftada bir günlük okul, düzenli ve kapsamlı eğitimin yerini tutmaz. Çocukların gelişimi sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacına feda ediliyor. İSİG Meclisine göre bir yılda en az 95 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Bu ölümler -çocukların korunması gerekirken- denetim ve yaptırım düzeninin yetersizliğini ortaya koyuyor. Sorumluların hesap vermesi sağlanmalıdır. Çocukların ölümüne alışmamızı beklemeyin, biz alışmayacağız.
Ücretli öğretmenler açısından da aynı sömürü anlayışı hüküm sürüyor. Yaklaşık 100 bin ücretli öğretmen çalıştırılıyor. Kadrolu atama yerine güvencesiz görevlendirmeye başvurulması, öğretmenin emeğinden tasarruf etme tercihidir. Aynı iş daha düşük ücretle yaptırılıyor. Öğretmen ders kesilince gelirini de kaybediyor. Ücretli öğretmenlik, devlet eliyle sürdürülen açık bir emek sömürüsüdür. Üstelik öğretmenin hakkını savunan sendikacıların önünde de engel çıkarılıyor. İzmir Bornova Sait Güzelcan Ortaokuluna okul idaresinin bilgisi ve kabulüyle gelen EĞİTİM SEN üyesi ve sendika yöneticileri bir bekçi tarafından içeri alınmıyor. Müdür yardımcısının açıklamasına rağmen Emniyete şüpheli şahıs ihbarı yapılıyor. 2 sendika yöneticisi ve müdür yardımcısı karakola götürülüyor, sendikacılara para cezası uygulanıyor. Müdür yardımcısı ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilip adli kontrolle serbest bırakılıyor. Sendikal çalışmanın karakolla, para cezasıyla ve adli kontrolle sonuçlanması eğitim emekçileri üzerinde kurulan baskının ağır bir örneğidir. Okul güvenliği sendikal hakları bastırmanın gerekçesi yapılamaz. Öğretmenlerin sorunlarını dinlemeye gelen sendikacıları şüpheli ilan etmek örgütlenme hakkını hedef almaktadır. Sendikal faaliyetlerin önündeki engeller kaldırılmalı, öğretmenlerin örgütlenme özgürlüğü korunmalıdır. Bu müdahalenin ve yaptırımların dayanakları açıklanmalıdır, sorumlular hakkında soruşturma yürütülmelidir.
Okullarda şiddet karşısında da sorumluluğumuzu yerine getiremiyoruz. Urfa ve Maraş'taki saldırılardan sonra kurulan araştırma komisyonu raporu hâlen ortada yok. Yeni saldırılar yaşanıyor. Urfa ve Maraş okul saldırılarından sonra 6 okul saldırısı da gerçekleşti, canlar yitiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
YILMAZ HUN (Devamla) - Geciken her dönem çocukları tehlikeye açık bırakıyor. Rehberlik hizmetleri güçlendirmeli, psikososyal destek sağlanmalı, ihmaller açığa çıkarılmalıdır. Çocukların yaşam hakkını bürokratik takvimlere bırakmamalıyız.
Bir de çocukların diline koyduğumuz engeller var. Ana dilinde eğitim hakkı tanınmıyor. Seçmeli derslerde bile yeterli öğretmen sağlayamıyoruz. Şimdi, program başlıklarının Kürtçe adını çıkarıyorsunuz. Bir dilin adını silerek o halkın varlığını silemezsiniz. Bu, asimilasyon politikalarının âdeta güncellenmiş hâlidir. Ana dilinde eğitim haktır, ertelenemez, göstermelik uygulanan uygulamalarla geçiştirilemez. Yoksulluk, okuldan kopuş, çocuk işçiliği, öğretmen sömürüsü, sendikal baskılar, şiddet ve ana dili üzerindeki engeller aynı eğitim anlayışının sonuçlarıdır. Bu çöküşün siyasi ve idari sorumlulukları belirlenmelidir. Çocukların yaşamını, öğretmenin emeğini, haklarını, dilini savunmak için araştırma önergemize destek verin, sorunları bütünlüklü bir şekilde araştıralım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)