GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: AÇIKLAMALAR
Yasama Yılı:5
Birleşim:9
Tarih:21.10.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün Esenyurt Kıraç Cemevi'nden bahsetmek istiyorum ve oradaki canların mağduriyetlerini burada, Mecliste duyurmak istiyorum. Kıraç cemevi yıllarca önce mahallede yaşayan Alevi canların kendi lokmalarıyla, kendi emekleriyle, alın terleriyle kurulmuş bir cemevidir. Ancak bugün bu cemevi devam eden davalar ve ihtilaflar nedeniyle tahliye ve kapatma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Kıraç Cemevi'nin yönetimi konusunda özellikle Cem Vakfıyla bir ihtilaf olduğunu biliyoruz; yıllardır ciddi bir ihtilaf var, bu konudaki sorun hâlihazırda giderilmiş değil. Şimdi, Alevilerin Cem Vakfına yönelik ve özellikle Cem Vakfının yönetim anlayışına yönelik eleştirileri de aslında kamuoyunda açık ve net biliniyor. Çünkü Aleviler devletin sınırlarını çizdiği, kurumların kendi adlarına karar verdiği bir inanç anlayışını kabul etmiyorlar, bugüne kadar da etmediler. O anlamıyla Alevilik bir kurumun, bir vakfın, bir derneğin, bir bakanlığın tekelinde olmayan bir inançtır, bunu Aleviler her zaman da her zeminde söylüyorlar, söylemeye de devam edecekler. Şimdi, açık ve net söyleyelim: Alevilik inancının temeli, en temel öğretisi rızalık anlayışıdır. Bizim yolumuzda rızalık alınmadan meydana girilmez, ikrar verilmeden yola girilmez, erkan yürütülmeden de cem de birlenmez.

Şimdi, cemevi dediğimiz yeri de sadece dört duvar olarak değerlendirmiyoruz. O anlamıyla, orası, cemevleri bizler açısından hakkın ve hakikatin meydanlarıdır. Orası dara durulan, özün sorgulandığı, kişinin kendine özünü de dara çektiği, kul hakkının sorgulandığı ve canların birbirinden rızalık aldığı meydanlardır. O zaman buradan sormak istiyoruz: Canlının rızalığı alınmadan o canların inanç mekanlarına girilmesini neyle bağdaştırmamız gerekiyor? Yıllarca o meydanlarda cem tutan, yola ikrar veren, inancını yaşatmaya çalışan ve ne olursa olsun inancında ısrar eden oradaki insanların iradesini nasıl yok sayıyorsunuz? Rızalık üzerine kurulu bir inançta rızalık almadan bu inancı nasıl yaşatmayı ve nasıl geleceğe taşımayı düşünüyorsunuz? Unutmayalım ki Alevilik yolunda esas olan mülk değil meydandır, makam değil hizmettir, hükmetmek değil gönül yapmak, rızalık almaktır. Buradan ilgili Bakanlıklara İstanbul Valiliğine, Esenyurt Kaymakamlığına ve hatta kanununda olan Esenyurt Belediye Başkanlığına ve Cem Vakfı yöneticilerine bütün canlılar adına da seslenmek istiyorum: Kıraç Cemevi'ni bir çekişmenin, bir tahliye işleminin konusu olmaktan çıkarın. Canların sesini duyun. Tahliye yerine diyaloğu, dayatma yerine rızalığı, çatışma yerine çözümü esas alın. Yargı süreçleri devam ederken telafisi mümkün olmayan adımlar atıp insanların canını yakmaktan vazgeçin. Bir cemevinin kapısına kilit vurmak aynı zamanda o kapının ardındaki anaların duasını, pirlerin nefesini, taliplerin ikrarını ve canlıların ortak hafızasını yok etmek anlamına geliyor. O kapının ardında bir yol, bir ikrar ve bir inanç var. O nedenle Kıraç Cemevinin kapısı canlara açık olmalıdır, canların rızalığı gözetilmeli, ikrarlarına saygı duyulmalı ve erkânlarına müdahale edilmemelidir. Çünkü yol, cümleden uludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Urfa Siverek'te 21 yaşındaki bir kadının kaçırılarak cinsel saldırıya maruz bırakıldığı davanın duruşması görüldü. Pazartesi günü devam etti; aslında ayın 16'sında, cuma günü başlamıştı ve bu iki günde gördüklerimiz, arkadaşlarımızın tanıklıkları, dava avukatlarının tanıklıkları ve özellikle de mağdur kadının yaşadıkları adına buradan üzüntülerimizi ifade etmek istiyoruz. Bu, gerçekten Türkiye'nin yargılama tarihine bir utanç vesikası olarak geçecek bir dava ve iki duruşma olmuştur; bunu ifade etmek istiyoruz.

Kadınlar erkek şiddetiyle karşı karşıya bırakılıyor. Bir kadın kaçırılıyor ve cinsel istismara maruz bırakılıyor, tecavüze uğruyor, cinsel şiddete maruz kalıyor ama mahkemenin hâkimi faili sorgulamak yerine, bu suçu işleyenleri sorgulamak yerine, ne yazık ki yeniden mağdur kadını suçlayan, yeniden kadını orada aşağılamaya çalışan ve kadını suçlu gösteren bir yaklaşım sergiliyor.

Şimdi, bakın, açık ve net bir şekilde şu yapılmaya çalışılıyor, kadına şöyle deniliyor: "Madem tecavüze uğradın niye intihar etmedin?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir kadının yaşaması, bu cinsel şiddet karşısında ayakta kalması, adalet için bir arayışının olması, adalet mücadelesi vermesi, oradaki erkek hâkime, oradaki failin avukatlarına yetmiyor ve "Madem tecavüze uğradın, madem cinsel şiddete maruz kaldın; e niye yaşıyorsun? O zaman yaşamına son verseydin. Son vermediğine göre senin rızan vardır." denilebiliyor. Daha da ileri gidiliyor, failin avukatları mağdurun babasına diyor ki: "Madem bu kadar mağdursunuz, kızın cinsel şiddete uğradı, o zaman niye bu adamları öldürmedin, eline silah almadın?" Bakar mısınız Sayın Başkan, bunlar bir mahkemede oluyor. Bir mahkemede utanmadan, sıkılmadan hâkim cübbesi giyen biri bir kadına ikinci, üçüncü defa şiddet uyguluyor. Şiddet nedir; sadece yumruk mudur, sadece fiziksel olarak dövmek midir? Baskı, mobbing, psikolojik olanlar da şiddet değil midir? Bu soruyu buradan soruyoruz biz.

Bütün bu dosyanın takipçisi olacağız. Sadece Aile Bakanlığının müdahilliği kabul edildi, kadın örgütlerinin ve ilgili diğerlerinin müdahillikleri kabul edilmedi. Milletvekili arkadaşlarımız, ilin vekili olan arkadaşlarımız, kadın meclisimiz bu davanın takipçisidir ama buradan açık ve net söyleyelim: O erkek egemen anlayışla, o erkek bakış açısıyla üzerine cübbe geçirip o hâkim koltuğunda oturanlara soruyoruz: Siz kimsiniz ya? Kimsiniz de cinsel şiddete uğramış bir kadına ikinci bir defa daha mahkemede şiddet uyguluyorsunuz. "Niye adamın yüzünü çizmedin?" demek nasıl bir durum ya! "Sen niye hayatına son vermedin, intihar etmedin?" demek ne demek! Babasına "O zaman niye gidip öldürmedin bu faili?" demek ne demek ya! Hangi ülkede yaşıyoruz? Burası hukuk devleti mi başka bir yer mi? Bize dönüp bunu açıklasınlar. Sabah akşam kadınlar öldürülüyor, şiddete maruz kalıyor; isyan ediyoruz, "Bu bir cins kırımına gitti." diyoruz, tek bir duyan yok ama artık o kadar cüretkârlar ki bu erkek egemen sistem ve erkek egemen yargı, utanmadan, sıkılmadan yargılaması gerekenleri değil mağduru yargılıyor; bunu kabul etmiyoruz, bu davanın takipçisi olacağımızı bir kez daha söylüyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Başkan, fon krizini konuşuyoruz. Fon krizinde bildiğimiz ve kamuoyuna en fazla yansıyan eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'yı konuşuyoruz. Maşallah, her gün de yeni bir şeyini buluyoruz yani iki yılı bulmamış bakanlığı ama 60 kişiyi özel kadrodan, istisnai kadrodan memur yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, bütün bu bilgiler ortalığa saçılıyor, her gün yeni yeni bir şeyler oluyor, doğal olarak biz burada konuşuyoruz, gazeteciler de bunun haberini yapmaya çalışıyor, yazıyorlar, çiziyorlar, "tweet" atıyorlar, "Burada bu olmuş, şurada şu olmuş, zamanında şu açığa çıkmış." diyorlar, bu da birilerini rahatsız ediyor. Kimi rahatsız ediyor Sayın Başkan? Hükûmeti rahatsız ediyor. Sabah, akşam gazetecileri gözaltına alıyorlar, birini eve koyuyorlar, evden çıkma hapsi, ev hapsi veriyorlar, birine adli kontrol veriyorlar, yurt dışına çıkış yasağı veriyorlar, bir de bazılarını da cezaevine koyuyorlar. Niye? Kimse haber yapmasın. "Biz vurgunu vurduk, parayı aldık, götürdük, üzerini kapatalım, helalleşelim ya, şimdi tadımız kaçmasın." modundalar. Ya, böyle bir ülke olabilir mi? Adalet Bakanının açıklamasını haberleştiren gazeteci gözaltına alındı Bahadır Özgür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İsmail Arı eski RTÜK Başkanının açıklaması nedeniyle Ebubekir Şahin'in şikâyeti üzerine gözaltına alındı, şimdi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk ediliyor. Ebubekir Şahin'in hepimiz biliyoruz nasıl biri olduğunu. Televizyonlara on gün karartma cezası veren, AKP aleyhine haber yapıldığında hemen ona erişim engeli getiren biridir yani. RTÜK'te neler yaptığını biliyoruz. Şimdi, yetmemiş, bir de gazetecileri cezaevine koydurmaya çalışıyor. T24'ten tutalım Mezopotamya Ajansına, Yeni Yaşam gazetesinden tutalım, JINNEWS'e kadar her yerde erişim engelleri...

Sayın Başkan, 20 Ekimde İstanbul'da, Diyarbakır'da, Ankara'da; 21 Ekimde İstanbul'da, Dersim'de; 22 Ekimde Anadolu Adliyesinde, Görele'de Gölbaşı'nda; 23 Ekimde yine İstanbul'da gazeteciler hâkim karşısında; dört gün 11 duruşma, 14 isim, tek bir hafta... Biri çıksın buna bir şey desin ya! Bir şey söylesin bu Hükûmet bize, bir şey söylesin!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu, halkın haber alma hakkını engellemek değilse, bu, basını sansürlemek değilse, bu, tek sesli medya yaratmak değilse, bu, tek sesli bir Türkiye yaratmak değilse nedir ya, nedir? 180 ülke içerisinde endekste basın özgürlüğünde 163'e düşmüşüz, bence bu son haftalarda ölçselerdi 180'inciyizdir biz ama Hükûmetten tek bir ses çıkmıyor. Gazeteciyi tutuklayan, gazeteciyi cezaevine koyan, haber yaptı ya da yapmadığı için soruşturma ve kovuşturma açan bir anlayışı reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Ve açık ve net söyleyelim: Ne gazetecileri tutuklayarak, ne gözaltına alarak, ne bu fon vurgununu, ne de bu çaldığınız paraların üstünü kapatamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkürler.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bitireceğim Sayın Başkan, son bir dakika... Çok önemli bir gündem oldu, sabrınıza sığınıyorum.

BAŞKAN - Yani on üç dakika oldu ama lütfen, lütfen...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Peki, son bir şey söyleyip, selamlayıp bitireyim o zaman Sayın Başkanım...

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - On üç dakika...

BAŞKAN - Hay maşallah, Grup Başkan Vekillerimizin hepsi bıraksak iki saat aralıksız konuşabilecek meziyete, bilgiye, beceriye sahipler.

Buyurun.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Memleketin sorunu bitmiyor ki her yerden pislik akıyor Başkan, ne yapalım!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) -

Bunu iltifat sayıyorum Başkanım, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, son olarak, hani niye konuşuyoruz? Vallahi derdimiz çok konuşuyoruz, halkın derdi çok olduğu için konuşuyoruz, mızrak çuvala sığmadığı için konuşuyoruz Sayın Başkanım. Keşke ben de burada böyle güzel günlerin kutlamalarını yapsam, şu gün olmuş kutlu olsun, bugün olmuş kutlu olsun, vallahi çiçekten, böcekten konuşsam. Çok isteriz, biz de böyle konuşmalar yapmak istiyoruz ama nasıl konuşayım Sayın Başkan? Sermin Demirdağ, 13 Nisan 93'ten beri cezaevinde, otuz üç buçuk yıldır cezaevinde, tam 6 defa infazı yakılmış. Hadi gel, konuşma! Hadi gel, konuşma! Nasıl konuşmayacağız! Ya, her gün, her gün, her gün idari gözlem kurulları insanları özgürlüğünden mahrum bırakıyor. Sincan Kadın... Nedime Yaklavan'ın tahliyesi 6, Hicran Binici, Nuriye Adet, Devrim Adet'in tahliyeleri 5 kez ertelenmiş, Zeliha Ustabaş'ın tahliyesi 4, Pınar Tikit'in tahliyesi 2 kez ertelenmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ben soruyorum Sayın Bakanımıza. Ne olacak bu insanların hâli? Niye özgürlüğünden mahrum bırakıyorsunuz? Sayın Bakanım, sataşıyorum size, cevap bekliyorum.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)