| Konu: | AÇIKLAMALAR |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 9 |
| Tarih: | 21.10.2026 |
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye ile Libya arasında imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde 5 Aralık 2019'da onaylanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Artık yeni bir aşamaya geçilmiştir. Mavi vatanımızdaki haklarımızı perçinleyen ve iki kardeş ülkeyi Akdeniz'de komşu yapan bu tarihî adım milletimize, ülkemize, Libya'ya ve tüm bölge ülkelerine hayırlı olsun.
Türkiye ve Libya, Akdeniz'de birbirine komşu iki ülke olarak deniz yetki alanlarını karşılıklı rıza ve hukuki meşruiyet temelinde belirlemiştir. Bu karar, mevcut mutabakatın hukuki ve siyasi zeminini pekiştirirken Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerinin dayanağını da güçlendiren önemli bir gelişme olmuştur. Bugünkü Türkiye'yi anlamanın yolu, dünün Türkiyesini hatırlamaktan geçmektedir değerli milletvekilleri. Dün, mesela 1911'de, Trablusgarp'ta Mustafa Kemallerle, Enver Paşalarla ve nice yiğitlerle vatan toprağını savunmak için denizaşırı bir mücadele vermek zorunda kalan, İtalyan donanmasının Akdeniz'deki üstünlüğü karşısında Libya'ya asker ve mühimmat ulaştırmakta büyük güçlükler yaşayan bir Türkiye'den bugün Akdeniz'de savaş gemileriyle varlık gösteren, deniz yetki alanlarını uluslararası hukuk temelinde savunan ve millî haklarını hem sahada hem masada kararlılıkla koruyan bir Türkiye'ye ulaşılmıştır. Dün 1911'de Trablusgarp'a ulaşmanın yollarını arayan Türkiye'den bugün Akdeniz'de kendi hak ve hukukunu savunan, kendi rotasını belirleyen ve geleceğine yön veren Türkiye'ye; tarih değişmiş, şartlar değişmiş, Türkiye güçlenmiştir.
Bu anlaşma, hakkaniyet ilkesi ve uluslararası örf ve adet hukuku çerçevesinde Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış meşru hükûmetle akdedilmiş tam anlamıyla geçerli bir ikili anlaşmadır. Bizi Antalya Körfezi'ne hapsetmek isteyen sinsi planlar bu güçlü hukuki zırhla paramparça edilmiştir.
Avrupa Konseyi ve Komisyonu başkanlarının uluslararası hukuku kendi dar çıkarlarına göre yorumlayıp derin pişmanlık bildiren o malum açıklamalarını tebessümle izliyoruz. Kendilerine hatırlatıyoruz: Pişmanlık duymaları için bir sebep yoktur. Zira bu anlaşma onları değil Türkiye ile Libya'yı ilgilendirmektedir. Üçüncü devletlerin egemenlik haklarının ihlal edildiği iddiası hukuki temelden tamamen yoksundur.
Avrupa Birliğinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın haksız tezlerine sözcülük yapması diplomatik nezaketten uzak olduğu kadar stratejik vizyonsuzluklarının da açık bir itirafıdır. Asıl sorulması gereken soru şudur: Doğu Akdeniz'i Türkiye'siz paylaştırmaya çalışanlar hangi hukuka dayanmaktadır?
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tarihi adımı selamlıyor, mavi vatanda hakkımızı sonuna kadar savunacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğu Akdeniz'deki güvenlik kilidi ve mavi vatanımızın ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs'ta sergilenen kışkırtıcı adımları dikkatle takip ediyoruz. Adada Kıbrıs Türkünün egemenlik haklarını zedeleyecek her girişim asla kabul edilmeyecektir. Maraş'ın uluslararası yönetime bırakılması veya Gazimağusa Limanı üzerinde vesayet kurulması gibi söylentiler Kıbrıs Türkünün bağımsızlığına yönelik ağır bir tehdittir. Federasyon adı altında pazarlanan gerçeklerden uzak hayalperest projeler bizim için yok hükmündedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Güneydeki yönetimin bölgeyi istikrarsızlaştıran aktörlerin taşeronluğunu üstlendiği bu kritik süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları tavizsiz korunacaktır. Kıbrıs'ın kimliği asla değiştirilemez, bu topraklar sonsuza dek bağımsız bir Türk yurdu olarak kalacaktır.
Sayın Başkan, Yunanistan Batı Trakya'daki Türk varlığını ve kültürel kimliğini sindirmeye yönelik haksız politikalarına hız kesmeden devam etmektedir. Lozan Barış Antlaşması'yla güvence altına alınan özerk yönetim hakkı çiğnenmekte, sözde öğrenci yetersizliği bahanesiyle son olarak Rodop, İskeçe ve Meriç'te toplam 8 Türk azınlık ilkokulunun daha kapısına kilit vurulmuştur. 2011 yılında 188 olan okul sayısının bugün 76'ya gerilemesi masum bir tasarruf değil, soydaşlarımızın ana dilini ve millî benliğini unutturmayı hedefleyen planlı bir girişimdir. Türkiye Cumhuriyeti Gökçeada ve İstanbul'daki Rum okullarını titizlikle yaşatırken Atina yönetiminin sergilediği bu hasmane ve tek taraflı tutum kabul edilemez. Yunanistan'ı Lozan'ın 37'nci ve 44'üncü maddelerine ve ikili anlaşmalara dönmeye çağırıyoruz. Dışişleri Bakanlığımızın kınama açıklaması kıymetlidir ancak bu dosya uluslararası platformlarda daima masada tutulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak Batı Trakya Türk azınlığının haklarına sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinin gündeminde "made in EU" yani Avrupa'da üretilmiş olma şartını ve niyetini ortaya koyan korumacı sanayi adımları otuz yıllık Gümrük Birliği hukukunun fiilen anlamsız kılma riski taşımaktadır. Fransa ve Almanya'nın kamu teşviklerini dar bir çerçeveye sıkıştırma çabaları serbest piyasa ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bursa'da üretilen parçayı Avrupalı, aynı parçayla monte edilen aracı yabancı saymak açık bir çelişkidir. Türkiye'yi bu düzenlemelerin dışında tutmak yalnızca ülkemize değil, doğrudan Avrupa ekonomisine ve tedarik zincirinde de bir darbe vuracaktır. Avrupa'ya çağrımız açıktır: Yeni sanayi politikaları güvenilir ticaret ortaklarını dışlayan duvarlara dönüşmemelidir. Türkiye hak ettiği kapsayıcı ve adil yaklaşımı beklemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Gümrük birliğinin ruhu ortak üretim ve karşılıklı kazançtır. Avrupa Birliğini bu stratejik yanlıştan dönmeye, Türkiye'yi dışlayan değil, Türkiye'yle güçlenen rasyonel bir ticaret anlayışına davet ediyoruz.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.