| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 8 |
| Tarih: | 20.10.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün cumhuriyet tarihimizin ekonomik tahribat ve güven kaybı bakımından en ciddi finansal skandallarından biriyle, sermaye piyasamızın kırk beş yıllık tarihinde benzeri görülmemiş bir güven kriziyle karşı karşıya olduğumuzu dile getirerek sözlerime başlamak istiyorum ancak ülkeyi yönetenlerin bu skandala verdiği tepkiye baktığımızda da ağzımız gerçekten açık kalıyor. Başta, Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, iktidar tarafından yapılan açıklamalarda hep aynı üç cümle: Birincisi "etkisi sınırlı, kapsamı kısıtlı bir olay" deniyor buna. İkincisi "Mağdurlar kamu kaynağı kullanılmadan tazmin edilecek." deniliyor. Üçüncüsü de "Ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar gidilecek." deniliyor.
Şimdi, gelin, bu üç cümlenin gerçekte ne anlama geldiğine veya ne yapıldığına bakalım hep beraber. Öncelikle "sınırlı etki" ne demek, bunu anlamak gerçekten mümkün değil. Sürekli 455 bin küsur mağdurdan bahsediyorsunuz. Peki, yaklaşık 7 milyon sermaye piyasası yatırımcısını niye dikkate almıyorsunuz? Ya da yaklaşık 10 milyon bireysel emeklilik katılımcısını, yine, yaklaşık 7 milyon para piyasası fonu yatırımcısını niye hiç dikkate almıyorsunuz? Borsaya kote olan ve Türkiye'nin değerini temsil eden bir sürü büyük şirketimizin uğradığı değer kaybı neden dikkate alınmıyor? Kırk beş yılda oluşturulan sermaye piyasamızın uluslararası piyasada güvenilirliğinin kaybını kim telafi edecek? Bakın, 15 Ekim de uluslararası endeks kuruluşu MSCI Türk sermaye piyasaları hakkında son derece ciddi bir karar açıkladı: Koordineli hisse işlemleri, gerçek faydalanıcıların yeterince şeffaf olmaması ve fiili dolaşımdaki paylara ilişkin güvenilirlik sorunları nedeniyle Türk hisselerinin endekslere yeni girişlerini ve bazı ağırlık artışlarını durdurduğunu duyurdu. Dahası, Haziran 2027'ye kadar yeterli ilerleme sağlanmazsa Türkiye'nin gelişmekte olan piyasa statüsünü yeniden değerlendirebileceğini duyurdu. Şimdi soruyorum: Bu etkinin neresi sınırlı ya da kısıtlı? Türkiye'de SPK var, Borsa İstanbul var, MASAK var ama bizim denetim kurumlarımızın zamanında tespit edip önlem alması gereken sorunları neden uluslararası bir endeks kuruluşunun uyarılarından öğreniyoruz? Bu da ayrıca dikkat çekici bir başlık.
Değerli milletvekilleri, ikinci tekrarlanan cümlede kamu kaynağı kullanılmayacağı söyleniyor. Bütçeden doğrudan tazminat ödememekle kamu kaynağı kullanmamak aynı şey değildir, bunu bir kere daha vurgulamak istiyoruz. 17 Eylülde Merkez Bankası ilave likidite tedbirleri açıklamadı mı bu fon krizinden dolayı? Repo fonlaması arttırılmadı mı? Bankaların borçlanma imkânları genişletilmedi mi? Merkez Bankasının kamu gücüyle sağladığı likidite kamusal bir finansman imkânı değil midir sizin gözünüzde? Elbette her likitide işlemi kamu zararı anlamına gelmez ama bu işlemlerin maliyetini, riskini ve kimlerin yararlandığını açıklamak zorundasınız. Aynı dönemde kamu sermayeli Emlak Katılım üzerinden Katılımevim ve Birevime ilişkin satın alma ve devir görüşmeleri gündeme gelmedi mi? Bu işlemler hangi kaynaklarla finanse edilecek? Şirketlerin değeri nasıl belirlenecek? Finansal riskleri kim üstlenecek? Bu gelişmeler ile fon krizinin etkilerini sınırlandırmak arasında herhangi bir bağlantı var mıdır? Biz peşinen kamu zararı oluşsun demiyoruz ama kamu bütçesinden doğrudan ödeme yapılmaması kamunun hiçbir mali risk üstlenmediği anlamına gelmemektedir. Unutmayın, sermaye piyasalarında yatırım riski evet, yatırımcıya aittir ancak manipülasyonunun, denetimsizliğin ve kötü yönetimin maliyeti sorgusuz sualsiz millete yüklenemez.
Gelelim üçüncü tekrarlanan cümleye: "Ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar gideceğiz." Gayet güzel, kulağa hoş geliyor ama ben size soruşturmanın sonuna nereye gittiğini... Aslında bunun sonunun nereye gittiği belli ama ben size öncelikle soruşturmaya nereden başlamanız gerektiği hakkında bir ipucu vermek istiyorum: Mesela 2021 yılına gidin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında hazırlanan GKFX dosyasını açın, bugün fon skandalıyla gündeme gelen Tera Menkul Değerlerin adı bu dosyada geçiyor mu geçmiyor mu buna bir bakın. Basına yansıyan iddialara göre 2020 yılında Tera adına 13 milyon 950 bin dolar yatırıma, 10 milyon 650 bin dolar da çekme işlemine rastlanılmış. Üstelik fizikî nakit hareketlerine ilişkin iddialarda bulunmakta. Bu iddialar araştırıldı mı mesela? MASAK ne yaptı, SPK ne yaptı? Ardından 2021'de Tera Portföy bünyesinde bir fon kuruluyor. BDDK Tera Yatırım Bankasının kuruluşuna izin veriliyor, 2022'de Tera Yatırımın halka arzı gerçekleşiyor. Şimdi buradan bir kez daha sormak istiyorum: Bu izinler verilirken önceki para hareketleri incelendi mi? Bu paralarla daha sonra kurulan fonlar arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırıldı mı? Fonlar TEFAS üzerinden geniş yatırımcı kitlesine açılmadan önce kimler fon payı aldı, hangi kaynaklardan para aktarıldı? Buradan kimseyi suçlu ilan etmiyoruz tabii ki suçun varlığına bağımsız yargının karar vereceğini biz de biliyoruz ama devletin görevi yalnızca bugün suçlanan kişileri araştırmak değildir, bu kişilere yıllar boyunca hangi izinlerin hangi denetimlerden sonra verildiğini de araştırmak devletin görevidir.
Kıymetli milletvekilleri, bir de siyasi sorumluluk kısmı var bu işin. 2018'den beri Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi uygulanıyor Türkiye'de. Sermaye piyasalarının düzenlenmesinde ve denetlenmesinde görevli kurumların üst yönetimlerinin atamasının altında kimin imzası var? Kasım 2025'te fonlardaki sorunlara ilişkin uyarılar gündeme geldiğinde hangi tedbirleri aldı bu denetim mekanizmaları? Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu neden daha erken ve kapsamlı biçimde devreye sokulmadı? Yani gördüğünüz gibi ucu SPK'ye, BİST'e, MASAK'a dayanmıyor mu bütün bu olanların? Ucu bunlara dayanıyorsa, bunların atamasında imzası olana da dokunmuyor mu hiç bunun ucu? Her konuda yetki sahibi olmak isteyen Sayın Cumhurbaşkanı ve her konuda yetkisi olan Sayın Cumhurbaşkanı, memleketin başı derde girince neden hep mağdur oluyor, bunu da anlamak gerçekten mümkün değil. DDK'yi neden daha önce atamadı, göreve çağırmadı? Mesela, Sayın Hazine Bakanı fonlarda problem olduğunu söylediğinde niye DDK görevlendirilemedi? 1-16 Eylül arasında 401 milyar liralık bir çıkış gerçekleşti. Eğer DDK atansaydı bu çıkış olacak mıydı?
Yine, burada ben MASAK'a dikkat çekmek istiyorum. Gerçi, Plan ve Bütçe Komisyonunda MASAK Başkanı "Biz ihbar almadığımız sürece hiçbir şekilde hiçbir işlemi takip edemiyoruz." dedi ama biliyorsunuz ki MASAK, Türkiye'nin mali istihbarat birimidir. Plan ve Bütçede de söylediler; 28 ülkede 100'ü aşkın gerçek ve tüzel kişinin mal varlıklarının Türkiye'ye getirilmesine ilişkin yazışmaları hâlihazırda sürdürdüklerini belirttiler. Peki, paralar yurt dışına çıktıktan sonra peşine düşmek başka, çıkmadan önce önlem almak başka değil midir?
Ben yine MASAK Başkanına sormak istiyorum: 5549 sayılı Kanun'un 19/A maddesi, gerekli hukuki şüphe şartları oluştuğunda işlemlerin yedi iş gününe kadar askıya alınmasına imkân tanıyor, bu yetki 2016 yılından beri de mevcut. Öyleyse 1-16 Eylül arasında bu madde kaç işlem için kullanıldı ya da hiç kullanıldı mı? Kaç şüpheli işlem bildirimi yapıldı? Kaç transfer durduruldu? Hangi işlemler hakkında tedbir alındı, alınmadıysa da neden tedbir alınmadı? Gerekli şüpheler mevcut olduğu hâlde yetkiler kullanılmadıysa bugün yurt dışında aradığımız paraların bir kısmının çıkışı engellenemez miydi? Şimdi, 28 ülkeyle yazışıyorsunuz, ben de soruyorum: Bugün geri getirmeye çalıştığınız paralar için dün hangi önleyici tedbirleri aldınız?
Sayın milletvekilleri, haftalardır açıklamalar yapılıyor, soruşturmalar sürüyor, yeni düzenlemelerden söz ediliyor ama kamuoyu hâlâ somut ve kapsamlı bir cevap bekliyor. Bu mesele yalnızca kaybolan milyarlar meselesi değil; bu mesele devletin denetim sorumluluğu, bu mesele Türkiye'nin uluslararası finans piyasasındaki itibari, bu mesele Türk milletinin birikimlerine duyduğu güven. Siz paranın nereye gittiğini araştırırken biz o paranın sisteme nasıl girdiğini, kimlerin gözleri önünde büyüdüğünü ve neden zamanında durdurulamadığını soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz. Çünkü devletin görevi yalnızca kaçan paranın peşinde koşmak değil, o paranın kaçmasını baştan önlemektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)