GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: ÖNERİLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:8
Tarih:20.10.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün tartıştığımız mesele yalnızca Türkiye'nin Avrupa Birliğinin yeni sanayi politikası dışında bırakılması değildir. Asıl mesele Türkiye'nin otuz yıldır Gümrük Birliği içinde bulunmasına rağmen neden kararların alındığı Avrupa Birliği masasında yer alamadığıdır. Kürt meselesini çözmüş, demokrasi sorunlarını aşmış ve ekonomik olarak güçlü olan bir Türkiye'yi kimse kapıda bekletemezdi.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, 1996'dan bu yana Gümrük Birliğinin yükümlülüklerini üstleniyor ancak Avrupa Birliğinin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının tam tarafı olamıyor. Uyum sağlamak zorunda kaldığı kuralların hazırlanmasında oy hakkı tam olarak bulunmuyor; hizmetler ve kamu alımları da bu ilişkinin dışında kalıyor. Türkiye yükümlülüklerini üstleniyor ama haklardan eşit biçimde yararlanamıyor. Peki, Türkiye neden Avrupa Birliği üyesi değil? Üyelik müzakereleri 2005'te başladı ancak demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanındaki gerilemeler nedeniyle 2018'den bu yana fiilen durmuş durumdadır. 2015'te Türkiye Kürt meselesinde çözümsüz kaldı, şimdi bu kapı yeniden aralanıyor ama süreç istenilen hızda ilerlemiyor. Bizler açısından demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü yalnızca üyelik koşulları değil toplumun tamamı için vazgeçilmez ilkelerdir.

Değerli milletvekilleri, Fransa ve Almanya'nın ekim ayında açıkladığı otomotiv uzlaşması Türkiye'yi yeni Avrupa sanayi desteklerinin dışında bırakabilecek bir yaklaşım içeriyor. Henüz nihai ve bağlayıcı bir düzenleme olmayan bu uzlaşma Türkiye'deki üretimi kamu alımları, elektrikli araç teşvikleri ve yeni yatırım kararları üzerinden dezavantajlı duruma düşürebilir. 2025 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mal ticareti 217,6 milyar avroya ulaştı. Türkiye'nin mal ihracatının yüzde 42,7'si Avrupa Birliğine gidiyor. Bu kadar güçlü bir ekonomik ilişki varken Türkiye'nin yeni üretim desteklerinden dışlanması yalnızca ülkemizdeki üreticileri değil işçileri ve tedarik zincirlerini de etkileyecektir ancak bir başka eşitsizliği de konuşmak zorundayız, Türkiye'nin kendi içindeki bölgesel eşitsizleri konuşmak zorundayız.

TÜİK'in 2024 verilerine göre İstanbul ülke ekonomisinin yüzde 30'unu oluşturuyor. İlk 5 ilin toplamı yüzde 53'tür. Kişi başına gelirde İstanbul ile Şanlıurfa, Van, Şırnak arasındaki büyük fark, ekonomik gelişmenin ülke geneline dengeli dağılımını gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MAHMUT DİNDAR (Devamla) - Sanayi politikası yalnızca ihracatı ve büyük şirketlerin rekabet gücünü artırmayı hedeflememelidir. Üretimin, teknolojinin, nitelikli istihdamın, yatırım olanaklarının ülkenin farklı bölgelerine yayılması gerekiyor. Bölge illeri yalnızca ucuz iş gücü sağlayan veya ham madde üreten bölgeler olarak ele alınıyor ama yatırım ve istihdama gelince orada adaletsizlik oluşuyor. DEM PARTİ olarak, emeği koruyan, güvenceli istihdam yaratan, küçük üreticileri destekleyen, ekolojik dönüşümü gözeten ve bölgeler arasındaki eşitsizlikleri azaltan bir sanayileşme anlayışını savunuyoruz. Avrupa Birliğiyle gümrük birliği güncellenmeli, eşit muamele sağlanmalı ve ekonomik ilişkiler demokratik değerler temelinde geliştirilmelidir. Ekonomi ile demokrasinin bağını güçlü kurarsak bu sorun da dâhil tüm riskleri güçlü bir şekilde karşılayabiliriz yoksa dışa bağımlı ve yoksul bir ülke olarak kalmaya devam edeceğiz diyor, teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)