GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: AÇIKLAMALAR
Yasama Yılı:5
Birleşim:8
Tarih:20.10.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, yine, yeni bir haftadayız ama ne yazık ki önümüzdeki bilançolar bize hiç de iyi şeyler söylemiyor. İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketinde 11 yurttaşımızı kaybettik ama ne yazık ki resmî kayıtlara 9 yurttaş diye geçiyor, onun biraz sonra gerekçesini de açıklayacağım. Öncelikle hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, sevenlerine sabır diliyorum ve özellikle de ev ve iş yeri sular altında kalan, hasar gören herkese de geçmiş olsun dileklerimizi buradan DEM PARTİ adına iletmek istiyorum.

Şimdi, su okuma yazma bilmez, tapuya bakmaz, imar planını çözemez en nihayetinde ama kimin kaçak yapısı var, kimin ruhsatlı yapısı var, bunları da sorma şeyi yoktur. Fakat en nihayetinde iktidarın böyle bir kabiliyeti olduğunu düşünüyoruz, en azından umuyoruz, okuma yazma bildiklerini düşünüyoruz. Hangi dereye kimin bina dikeceğini çok iyi biliyorlar, kaçak ruhsatı kime vereceklerini çok iyi biliyorlar, imar aflarını ne zaman, hangi seçim öncesi çıkaracaklarını çok iyi biliyorlar, ruhsatsız yapılara hangi rüşvetle ruhsat verileceğini çok iyi biliyorlar yani aslında, bu ülkede ne kadar alavere dalavere var, bunu yapmayı çok iyi biliyorlar. Onun sonucunda ne oluyor peki Değerli Başkanım? Onun sonucunda sel oluyor, yağmur oluyor. Kim ölüyor? O tapuyu verenler, o kaçak rüşveti alanlar mı, o imar aflarını yapanlar mı ölüyor? Hayır, yine yoksul ölüyor, başını sokacak bir evi olsun diye her şeyi göze alan yoksullar ölüyor. Peki, ölmedi, evi su altında kaldı, maddi zarar oluştu; ne oluyor? Bu sefer de sanki o dere orada yeni varmış gibi birden bire valilik diyor ki: "Biz bu dere kenarındaki evleri yıkacağız." Niye? "Bunlar imara aykırı." Peki, kim göz yumdu, bunu sormayacak mıyız hep beraber? Şimdi, İstanbul Valiliği şunu demiş: Ayazağa'da dere kenarında olduğu gerekçesiyle evleri yıkıyorum. Peki, bu evlere tapuyu kim verdi? Elektriği, suyu, doğal gazı kim çekti? Yıllarca çevre temizlik vergisini kim topladı? Bu emlak vergisini kim aldı yine orada oturan insanlardan? Bu soruların hiçbirinin cevabı yok. Ya da seçim öncesi "Bir tapu da bizden." deyip kim tapu merasimleri gerçekleştirdi, kim oralarda sandık kurdu, kime oy verdi bu insanlar o tapuların karşılığında? Bunun hesabını, muhasebesini yapan da yok. Dün imar affıyla tapu verenler, dün bu kaçak yapılara göz yumanlar, dün orada 100 metre dere kenarına ev yapılmaması gerekirken onu 10 metreye indirenler bugün buldozeri almış, yoksulun evini yıkmanın derdine girmiş. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan? Yaşarken de ölürken de yoksulları mağdur eden bir sistem olabilir mi? Var, var çünkü iktidar zengin seviyor, AKP zengin seviyor, yoksulu sadece oy için seviyor, sandık zamanı yoksul aklına geliyor. Yoksul öldüğünde yok, evi başına yıkıldığında yok, evini su bastığında yok, tarlasını ekemediğinde yok. Yoksulla bir derdi yok, ona birazcık sosyal yardımdan para versin, seçim zamanı oyunu alsın, bir de gariban o aldığı yardım için dönüp bir de dua ediyor "Allah size zeval vermesin." diyor. E, daha ne ister AKP? Ne güzel yani, yirmi beş yıldır böyle yönetiyorlar ülkeyi, bir yirmi beş yıl daha böyle yönetmek istiyorlar. O nedenle, burada durup bir bakmamız gerekiyor, mesele ne.

Şimdi, Ayazağa Deresi'nin kenarındaki yoksulların evlerini yıkıyorlar. Kaç tane park vadi evleri var, hepsi vadilere bakıyor, prestijli, prestijli siteler var; onları niye yıkmıyorsunuz? Onlar da dere kenarında, onlar da su havzasında. İstanbul'da 200 küsur mahallenin adı "dere"yle başlıyor, 200 küsur mahallenin. Şimdi, buradan tek tek saymayayım ama 200 tane mahalle; Dereboyu, Kuzdere, Ayvalıdere, Yeşildere, Muratdere, Dolapdere, Ihlamurdere; bir dereler şehri ama yaparsa AKP yapar, derede bina yapmayı iyi biliyor, derenin üzerine betonu kapatıyor, üzerine bina yapıyor, sonra yağmur yağıyor, diyor: Vallahi, sel oldu, ne yapalım? Böyle bir şey olabilir mi? Önlem almayacaksın, bilimsel verileri dinlemeyeceksin, bilim insanlarını dinlemeyeceksin, doğaya savaş açacaksın, doğaya cephe açacaksın; sonra ölen, yoksul; faturayı ödeyen, yoksul, sen yine, hiçbir şey olmadan kenarda duracaksın. Bu anlayışı kabul etmiyoruz.

Bakın, bütün bunu yapanlar şimdi İstanbul'un ortasında koskoca bir kanal açmak istiyorlar, 418 meranın mera vasfını ortadan kaldırmak istiyorlar, 418 tane meranın, 440 meradan. Bu meralarda kim yaşıyor? Bu meralar neye yarıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hiç bunlardan haberleri var mı? Yok. Bakın, sadece 1.300 hektar alanı yapılaşmaya açmak istiyorlar Kanal İstanbul üzerinden. Neden? Orayı sattılar zenginlere, Suudilere, Katarlılara, bilmem kimlere, şimdi yeni milyonerlere ihtiyaçları var, sıcak paraya ihtiyaçları var. Kim düşünür doğayı, kim düşünür İstanbulluyu, kim düşünür yoksulu, kim düşünür iklim krizini; bunlara zamanları yok ki. Tek gündemleri var para, para, para, sıcak para; ya yeşilinden dolar olsun ya euro olsun, olmadı altın olsun, kasada olsun, dertleri bu, başka bir gündemleri yok. O nedenle, bunu açık ve net söylüyoruz. Şimdi "kentsel dönüşüm" dedikleri şey açık ve net kent suçudur Sayın Başkan, kent suçu işliyorlar. Dereyi kapatmak bir suç, ormanı imara açmak bir suç, bilimsel raporu çöpe atmak bir suç, sele yatak, depreme zemin hazırlamak bir suç; bu suçların da bir faili var. Bunun faili ne bulut ne su, bunun faili açık ve net bir şekilde makam sahibi olanlar, imza sahibi olanlar, ranta, talana göz yumanlar, iktidarın bizzat kendisi. Onun için, buradaki 11 insanın yaşamının hesabını sormamız gerekiyor. Bizim de milletvekili olarak tek görevimiz burada başsağlığı dilemek değil, halk adına denetim görevini yapmak ama yok.

Bakın, Sayın Başkan, şimdi, bugün İliç maden faciasının, kazasının, katliamının -adına ne dersek, biz "katliam" demeyi tercih ediyoruz- duruşması var. Peki, İliç maden katliamı ilk miydi? Hayır. 7 Ocak 2013'te Kozlu'da maden kazası oldu, 8 işçi öldü; 13 Mayıs 2014'te Soma'da oldu, 301 işçi öldü; 28 Ekim 2014'te Ermenek oldu, 18 işçi öldü; 14 Ekim 2022'de Amasra'da oldu, 43 madenci öldü; 13 Şubat 2024'te İliç'te 9 işçi tonlarca toprağın altında kaldı. Burada araştırma komisyonu kurduk, sayfalarca rapor hazırladık -yaklaşık 518 sayfa- 100 bilim insanı dinledik, bir sürü öneri gelişti. Peki, tek bir tanesi hayata geçti mi? Bu iş kazalarını önleyecek, o raporun ışığında bu Meclis tek bir tane yasa yaptı mı? Hayır, yapmadı. Niye? Bizim tek sorumluluğumuz komisyon kurup fikirleri dinlemek, sonra da Meclisin tozlu raflarına yeni arşivler kazandırmak mı; bu Meclisin sorumluluğu bu mu? O raporların ışığında buraya o raporlar yasa taslağı olarak gelmiyorsa, ortak yasa tekliflerine dönmüyorsa, yeniden işçiler ölmeye devam ediyorsa, iş kazaları, iş cinayetleri olmaya devam ediyorsa burada kendimiz de dâhil her birimizin bir sorumluluğu yok mudur Sayın Başkan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz seyirci değiliz ki, biz yasa yapıcılarız. Bize bu yetkiyi kullanma hakkını halk kendisi için veriyor, diyor: Git, beni temsil et kardeşim; beni yaşat, beni refaha ulaştır, beni koru. E, hani neresinde korumak?

Şimdi, bakın, 7 Temmuzdaki son duruşmada en son tutuklu olanlar da tahliye edildi; İliç maden kazasında, faciasında, katliamında tutuklu yok. Bugün Ayten Kordu Vekilimiz orada ve duruşmayı takip ediyor. Bir baba, Uğur Yıldız'ın babası Ali Ekber Yıldız evladının hesabını sormak için mücadele ediyor ve diyor ki: "Yalnızız." Bence bu çok şey anlatıyor, her birimiz için çok şey anlatması gerekiyor ama ne yazık ki iktidara hiçbir şey ifade etmiyor.

Sayın Başkan, sabrınıza sığınarak son bir başlığı daha ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bütün bu tablonun içerisinde iki tane Türkiye gerçeği var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gerçekten, yirmi beş yılda bize iki Türkiye gerçeği sundu AKP'nin kendisi. Bakın, eski Devlet Hava Meydanları İşletmesi Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar'ın evinde yapılan aramada kasada 26 kilogram külçe altın, 1 milyon 320 bin dolar, 120 bin euro ele geçirilmiş. Bakar mısınız servete! Yetmemiş, emekli olmadan önce gitmiş Batman'da bir mercimek fabrikası satın almış, üzerine de kayıtlı 12 tane gayrimenkul bulunduğu söyleniyor. Ya, bir tane daire, ya, bir tane memur...

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Daha fazla, daha fazla.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ha, bunlar bildiklerimiz tabii, bunlar bildiklerimiz, açığa çıkanlar. Nasıl yapıyor, bunu sormak istiyoruz ve buna rağmen mahkeme demiş ki: "Tutuklu bulunduğu süre göz önünde bulundurularak tahliyesine..." Bunu yapan aynı mahkemeler Selahattin Demirtaş'ı, Figen Yüksekdağ'ı, Can Atalay'ı, Osman Kavala'yı ve gazetecileri cezaevinde tutan mahkemeler.

Devam ediyorum Sayın Başkan. Urfa'nın Harran ilçesinde Belediye Başkanı Mahmut Özyavuz 1100 odalı Cumhurbaşkanlığı sarayını örnek alarak kendisine 63 odalı malikâne yaptırmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - .Kim şikâyet etmiş biliyor musunuz? Yakınları yani akrabaları bile demiş ki: Yuh, yani bu kadar da olmaz! Gitmişler, şikâyet etmişler.

Peki, devam edelim. Eski kayyum Can Aksoy tarafından atanan ve düzenlenen yolsuzluk operasyonunda tutuklanan Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş, o da hiç üşenmemiş, ya, ben bu kadar çalacağım çalacağım, olur da biri de beni şikâyet eder ya yakınımdır ya çalışanımdır, ben bu paraları iyisi mi ve evde tutmayayım, ayrı bir ev tutayım, oraya da kasa koyayım, paraları da götürüp oraya koyayım demiş. Sonuç, Sayın Başkan, 7,5 milyon dolar, 500 bin euro nakit kasadan çıkmış. Bakar mısınız? Hayal edeceğimiz bir para mı? Vallahi, benim hayal edeceğim bir para değil. Nereden çıkıyor? Bir kayyumun başkan yardımcısının kasasından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, tamamlayacağım, son bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN - Peki, lütfen...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Son örneği vereyim, belki utanması gerekenler biraz utanır. Kırıkkale'nin Yahşihan Belediye Başkanı Ahmet Sungur ve imar müdürü... Onun da maşallah, hiçbir şeyi yok, en garibanlarından biri o(!) Onun sadece 1.200 tane tapusu var Sayın Başkan ama nakit aldıklarını falan bilmiyoruz, dosyayı takip ediyoruz.

Bir taraftan ne var peki? Ben size söyleyeyim -aynı ülke- Antalya'da bir kişi sokakta yattığı için, çöpte yattığı için gidiyor, bilerek ve isteyerek Cumhurbaşkanına hakaret ediyor. Ne diyor biliyor musunuz? "Çünkü dışarıdayım, açım, kalacak yerim yok. En azından başımı sokacak bir yer olur, belki bir tas yemek yerim." diyor. İşte, gerçek Türkiye bu. Çöpten ekmek toplayanlar, bilerek, isteyerek, bir sıcak yemek için hapse girenler ülkesi yarattınız. Biz daha ne söyleyelim? Söz bitmiş, tuz kokmuş, suç yürümüştür Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.