| Konu: | AÇIKLAMALAR |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 8 |
| Tarih: | 20.10.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, 2009 yılında 25 Martta Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri düşürülmüştü. Şimdi, yıllar sonra bu helikopter düşürülmesiyle ilgili, suikastıyla ilgili Adalet Bakanı tekrar yeniden bir soruşturma açtıklarını, önemli bilgi ve belgelere ulaştıklarını söylemişti. Bunlar arasında geçen gün yine aynı şekilde 25'e yakın kişi tutuklandı, gözaltına alındılar. 2 şahıs var, bugün cezaevinde kendilerini ziyaret ettim. Birisi Emrullah Önalan -Büyük Birlik Partisinin parti yönetim kurulu üyesiydi- diğeri de Mustafa Selami Ekici. Ben buradan Adalet Bakanına sesleniyorum: Bakın, araştırmalarınızı yapın, titizlikle yapın. Artık siz bir sarraf titizliği içinde mi yapacaksınız, mücevher titizliği içinde mi yapacaksınız, kuyumcu titizliği içinde mi yapacaksınız; bu olayla ilgili olarak mutlaka failleri bulun ama "Bunları bulacağız." derken de bu 2 şahsı da gözaltına aldınız. Bunlardan bir tanesi, hem Muhsin Yazıcıoğlu'nun parti yönetim kurulu üyesiydi hem ailenin avukatıydı ve 2009 yılından bugüne kadar da bu dava iki defa "Soruşturmaya gerek yoktur, kapatalım." dendiği zaman da canhıraş bir şekilde çalışarak bu davanın dosyasını tekrar açtıran adamlardı. O nedenle bakın, burada kurunun yanında yaşı da yakmayın; genellikle böyle yapıyorsunuz. Elbette ki burada bir şey varsa soruşturulur, araştırılır. Emrullah Önalan'ı niye tutukladınız?Niye Mustafa Selami Ekici'yi tutukladınız? Bu şahıslar ne yapmışlar? Efendim, işte bu şahısların 2009 öncesiyle ilgili FETÖ'yle ilişkisi varmış. 2009 öncesi bu Fethullah Gülen cemaati ile ilişkisi olmayanlar kimlerdi ya? Kimlerdi Allah aşkına, söyler misiniz?
Burada sol gelenekten gelenlerin bu yapıyla hiçbir ilişkileri yoktu; millî görüş geleneklerinden gelenlerin de bu yapıyla ilişkileri yoktu yani Saadet Partisi Sayın Necmettin Erbakan'ın ilişkisi yoktu. O nedenle zaman içerisinde burada herkesin şöyle veya böyle bir ilişkisi vardı. Ben 15 Temmuz Darbesi Araştırma Komisyonu Başkan Vekiliydim, kimlerin Fetullah Gülen'le ilişkileri var, çok iyi biliyorum ben. O nedenle bu konuya tekrar, yeniden dikkat çekilmesini istirham ediyorum ve kendisi de bu konuyla ilgili tekrar yeniden ilgilenmelidir. Başsavcıyı ve savcıları da göreve davet ediyorum.
Biliyorsunuz arkadaşlar, 18 Ekim Azerbaycan'ın Bağımsızlık Günü. Yıllarca bir komünist Rusya'nın, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin -önce Marksist, sonra Leninist, sonra da Stalinist bir yapının- orada gadrine uğrayan Türk cumhuriyetleri vardı, başka milletler de vardı. Onlardan bir tanesi de Azerbaycan halkıydı, Azerbaycan Türkleriydi. Bunlar 1989 ve 1990'lı yıllardan itibaren bağımsızlığına kavuştular; ben kendilerinin bağımsızlık gününü kutluyorum.
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini mutlaka tali meselelere takılmadan, esası konuşarak, çok ciddi şekilde ileri seviyelere taşımak mecburiyetindeyiz. Onlar bizim hem kadim dostlarımız, soydaşlarımız, dindaşlarımız, kültürdaşlarımız ve tarihdaşlarımızdır hem de aynı zamanda stratejik ortaklarımızdır. Burada kimsenin kalkıp başörtüsü üzerinden, buradaki başörtüsü yasağı üzerinden Azerbaycan'la ilişkilerimizi sarsmaya hakkı yoktur. Burada bir yanlışlık varsa eğer bu yanlışlığı tekrar doğruya celp etmek istiyorsak devlet başkanları kendi aralarında konuşurlar, hükûmetler konuşurlar, din adamları konuşurlar, gereğini yaparlar. Bu hassasiyeti gösterenlere şunu da hatırlatmak istiyorum: Kul hakkı meselesini niye unutuyorsunuz siz? Yani ihalelere fesat karıştırmayı niye unutuyorsunuz siz? Şimdi, bu fon yolsuzluğu üzerinden milyar dolarlarını yurt dışına kaçıranları niye görmemezlikten geliyorsunuz? Niye örtbas etmek istiyorsunuz? Yani haram, rüşvet, iltimas, irtikap, yalan söylemek haram değil mi İslam'da? Haram. Peki, bunlarla ilgili niye hassasiyet göstermiyorsunuz? Onlarla ilgili de aynı hassasiyeti göstermenizi istirham ediyorum.
Diğer bir konu ise Bahattin Karakoç. Bahattin Karakoç Abdurrahim Karakoç'un kardeşi ve Türkiye'nin en büyük şairlerinden birisi. Özellikle Yıldız Kenter'in dile getirmiş olduğu "Ihlamurlar çiçek açtığında." diyerek başlayan şiirini herkesin dinlemesini istiyorum ve Bahattin Karakoç'u da ölüm yıl dönümünde rahmetle anarken Kültür ve Turizm Bakanlığına ve bestekârlara da diyorum ki: Bu şiirleri unutmayın, onları halkın yıllarca unutamayacağı şarkılar hâline dönüştürün.
İstanbul'da bir sel felaketi oldu arkadaşlar. Şimdi, buradan İstanbul Valisi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şöyle söylüyorlar: "Dere yataklarındaki evleri yıkacağız." Sanki daha önce bu Yeni Parti, CHP, İYİ Parti YENİ YOL Partisi sanki iktidardaydı da bunlar yeni geldiler ve de bu dere yataklarına bizler ev yaptırdık, sanki DEM PARTİ'si iktidardaydı, bunlar biz yaptırdık. Bu dere yataklarına kim iskân verdi arkadaşlar? Kim Bunlara imar izni verdi? Kim oturma izni verdi buralara? Bu dere yatakları Türkiye'nin her yerinde sadece İstanbul'unda değil, Adana'sında, İzmir'inde veya başka şehirlerinde yine aynı şekilde... Şimdi burada milyarlarca lira zararımız var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özdağ.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bu zararları örtbas etmeniz gerekiyor. Nasıl yapacaktınız? Şimdi, diyorsunuz ki: "Efendim, mevcut belediyeyi, işte, Cumhuriyet Halk Partisi, şimdiki ismiyle Yeni Parti, CHP aldı." diyorsunuz. Altı yıldır bunlar iktidarda fakat sizler yirmi beş yıldır İstanbul'u ve Türkiye'yi yönetiyorsunuz, 29 yıldır. Peki, siz niye bu altyapıları yapmadınız? Yapmış olsaydınız bu sel felaketleri olmazdı dere yataklarına. Daha önce de oldu, hatırlayın, lütfen. Bozkurt'ta, Kastamonu'da dere yataklarına ev yaptınız, Kırklareli'nde dere yataklarına turizm izinleri verdiniz, insanlar orada sele kapıldılar, öldüler. Bir insan kolay mı yetişiyor arkadaşlar? Kaç yılda yetişiyor bir insan? Türkiye'de insan kadar ucuz bir varlık yok ve bu varlığı maalesef ucuz hâle getiren bugünkü siyasi iktidardır diyorum. O nedenle, ben diyorum ki Sayın Bakana: Sayın Bakan, lütfen, önce görevinizi yapın. Bu dere yataklarına daha önceden niye imar izni verildi? Kim verdi? O sorumlular bir çıksınlar, istifa etsinler ve gerekli şekilde onlar hakkında da yargılama işlemleri başlasın.
Şimdi, biliyorsunuz, Manisa üzüm diyarı arkadaşlar. Tarımda çiftçilerimiz çok ciddi şekilde perişan. İlaç fiyatları arttı, mazot fiyatları arttı, gübre fiyatları arttı, emek fiyatları, işçilik fiyatları arttı, girdiler arttı fakat bunlar para etmiyor. Dünyanın kuru üzümünün yüzde 50'sini Manisa üretiyor, Türkiye'nin yüzde 85'ini de Manisa üretiyor. Peki, Manisa'da, Sarıgöl'de, Alaşehir'de, Saruhanlı'da veyahut Şehzadeler'de, buralarda üzüm tüccarları geçen sene üzümünü kaç liraya satıyordu, kilogramı kaç liraydı? 120 liraydı arkadaşlar. Bu sene kaç lira? Eğer tüccara verirseniz, erken verirseniz, bunların fiyatları 45 lira, 50 lira, 60 lira, 70 lira. Murat Baybatur Vekilim de orada, beraberce yıllarca milletvekilliği yaptık, kendisi de bu konulara hâkimdir. Yıllar öncesinde bu üzüm krizleri olduğunda da birlikte çözüm önerilerinde bulunmuştuk ve beraber de çözüm bulmaya çalışmıştık. Şimdi, ben size diyorum ki: Şimdi, TMO'da veya TARİŞ'te bu üzümlerin fiyatı 85 lira arkadaşlar. Geçen seneden bugüne enflasyon çok mu aşağı düştü? Yüzde 21 şeklinde zararları var bu insanların. "Gelecek sene ne yapacağız?" diye düşünüyorlar. Bu çiftçi bir daha üzüm bağlarında kolay kolay üzüm yetiştirmez, olan Türkiye'ye olur; 1,5-2 milyar dolarlık bir gelirimiz var, bu gelirden de olmuş oluruz. O nedenle ben Hükûmete diyorum ki bir an önce burayla ilgili çözüm bulun. Çözüm nedir? Çözüm, 400 bin askeriniz var, bu askeriyede yemekler çıkmıyor mu? Ve bu Mecliste 2 milyon kişi yemek yiyor. Peki, Türkiye'de yaklaşık 3 milyona yakın Kredi Yurtlar Kurumunda yaşayan insanlar var, buralarda niye hoşaflar çıkmıyor? Kayısı hoşaflarından tutun erik hoşaflarına, üzüm hoşaflarından tutun başka şeylere kadar birçok yerde veyahut da devlet kurumlarının tamamında meyveler, yemekler çıkmıyor mu? Çıkıyor. Bütün bakanlıklarda yemekler çıkıyor ama bunu organize edebilirsiniz, etmiyorsunuz arkadaşlar, organize çalışmıyorsunuz ve burada çiftçi perişan ve bir yandan üzüm fiyatları...
Şimdi, ne geliyor? Zeytinyağı geliyor arkadaşlar, Türkiye'nin 2'nci en fazla zeytinyağı üreten şehriyiz biz, Manisa; 1'incisi Bursa ve Balıkesir beraberce, birlikte.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Zeytin üreticileri de perişan, ve zeytin fiyatları oldukça düşmüş vaziyette.
Yine, girdiler çok fazla arkadaşlar; ilaç fiyatları, mazot fiyatları, işçi fiyatları artmış vaziyette ve burada zeytinin fiyatları da 30 lira, 40 lira, 50 lira, 60 lira şeklinde değişiyor ve bunların ellerinde kalacaklar zaten geçen sene toptan zeytinyağı satmak isteyenlere, ihracat yapmak isteyenlere "Dur!" dediniz ancak "Siz şişeyle yapabilirsiniz, kilogram başına yapabilirsiniz." dediler, zenginler daha çok zengin oldu, oradaki zeytinyağı üreticisinin elinde kaldı ve onları da çok ucuz fiyata vermek zorunda kaldı değerli arkadaşlar.
Borsa soygunu... Yüzyılın soygunu, biliyorsunuz değerli arkadaşlar. Bu yüzyılın soygununu gündemden düşürmemeye gayret sarf edeceğiz. İktidardan istediğimiz iki veya üç şey var. Bir, on yıl boyunca borsaya, Sermaye Piyasası Kurullarına veyahut da hisselere kim girdi, isimleri, hangi tarihte girdi, hangi tarihte çıktılar, hangi tarihte kaç para yatırdı, hangi tarihte kaç para kazandılar, bunlarla ilgili kazandılar bunlarla ilgili mutlaka bize bilgi vermek zorundasınız, araştırma komisyonu kurmak zorundasınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin, tamamlayın lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bu araştırma komisyonunu size kurduracağız, kurdurmazsak mutlaka bir gün bu Mecliste bir değişiklik olacak, o zaman gelip bununla ilgili mutlaka bir araştırma komisyonu kuracağız. Bu konu yargıya bırakılmaz, bu konu Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna da bırakılmaz arkadaşlar, bırakılmayacak kadar önemli. Bu konu, 7 tane partinin buradaki bu konunun uzmanları milletvekillerine bırakılacak kadar önemli. O nedenle, burada bir araştırma komisyonu kurmak mecburiyetindesiniz ve Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: "Bir kuyumcu titizliğiyle bu konuyu çözdük, krizi çözdük." Nasıl çözdünüz? Çözmediniz ki. Burada 7 milyon mağdur var arkadaşlar, 7 milyon ve şimdi bir kanun getiriyorsunuz. Bu kanunda da yine aynı şekilde sakil duran maddeler var, yanlışlıkla buraya getirilmiş olan maddeler var ve bununla beraber de oyalamak istiyorsunuz bizleri. Biz oyalanmayacağız ve milletimiz mutlaka ki bize oy verecek, oy alacağız biz Allah nasip ederse ve de size diyoruz ki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Yaklaşık 100 milyar dolarımıza mal olan, 1 trilyonumuza mal olan bu fon soygunuyla ilgili olarak da sizleri rahatsız etmeye devam edeceğiz.
Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı istifa etmiş, yetmez, hepsi istifa edecek. Yetmez, BİST'tekiler istifa edecek. Yetmez, MASAK istifa edecek. Yetmez, arkadaşlar, mutlaka ve mutlaka bu konuyu inceleyen, araştıran İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, Millî İstihbarat Başkanlığı, istihbarat teşkilatlarımız, bunların hepsinin istifa etmesi lazım. Her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanı istifa etmesi lazım. Neden istifa edecek Sayın Cumhurbaşkanı? Bu atamaları kendileri yaptılar. Burada bir Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi getirdiniz, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde de bir kişiye tüm yetkileri verdiniz. Yasamanın yetkilerini, yürütmenin yetkilerini, yargının yetkilerini verdiniz ve bu yetkilerle beraber de diyorsunuz ki: "Yok canım, işte, burada Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı istifa ederse..." Biri sağlık sorunlarıyla... Geçmiş olsun., ne kadar sağlıksız bir adammış, geçmiş olsun. Sağlıksızlığını keşke daha önce görmüş olsaydı da Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı olmadan önce de istifa etmiş olsaydı, bunlar başımıza gelmemiş olsaydı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Olaylar oluyor, olaylar olduktan sonra birileri istifa ediyor, birileri bir şeyler yapıyor. Olaylar olmadan önce bu olayları görebilseydiniz ben size iktidar derdim, ben size hükûmet derdim ama demeyeceğim; iktidar da hükûmet de millettir, sandıkta gereğini yapacaktır.
Teşekkür ediyorum.