| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 15.10.2026 |
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Üsküdar Belediye Başkan Vekili Sayın Dündar Ziya Gültekin'e Allah'tan rahmet, ailesine ve AKP camiasına başsağlığı ve sabır diliyorum.
Yine, iki gündür İstanbul'da meydana gelen sel afeti nedeniyle yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, etkilenenlere de geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.
Tabii, bir jeoloji mühendisi olarak doğa olaylarının bir afete dönüşmesinin insan eliyle, insanın kendi yarattığı atmosfer nedeniyle oluştuğunu burada vurgulamak isterim değerli milletvekilleri. Yaşananlar sadece iklim krizine bağlanamaz; vahşi bir şekilde doğayı katlettiğimiz, ağaçları, ormanları yok ettiğimiz, sulak alanları yok ettiğimiz ve özellikle su yollarını tahrip edip imara açtığımız bir süreçte buna biz "fıtrat" diyemeyiz, doğa olayının afete dönüşmesi yine insanın kendi yarattığı bir afettir. 1.277 sel ve 15 heyelan olayı kaydedilmiş İstanbul'da. Olduğu anda müdahale edilecek bir olay değildir afetler, oluşmadan önce riskleri belirlemek, olası zararları tespit etmek ve en aza indirmek için afete zamanında müdahale edilmesi ve mutlaka bilimin, jeoloji biliminin ve jeoteknik biliminin de olanaklarından yararlanmak gerekmektedir. Elbette metrekareye düşen yağış miktarı ve süresi önemlidir ancak hem jeolojik hem hidrojeolojik koşullar, arazi kullanımı, yapılaşma ve altyapı ağı ile kapasite de önem taşımaktadır. İmar planları yapılırken yıllık yağış ve akış, su yolları ve taşkın alanlarının korunması da dâhil bütün bu olasılıkların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Afetlerle mücadele sadece kriz anında değil, öncesinde yapılması gerekmekte. Binlerce jeoloji mühendisi sadece afet döneminde akla gelip ne yazık ki bunların istihdamından yararlanılmamaktadır, hem kamu kurumlarında hem belediyelerde mutlaka jeoloji mühendisi ve yerbilimci istihdamının sağlanması gerekmektedir.
Evet, değerli milletvekilleri, buna vurgu yaptıktan sonra gelelim Kızılaya. Kızılay, tabii, 1868 yılında kurulmuş en önemli ve saygın kurumlarımızdan biriyken, ne yazık ki AKP döneminde içi boşaltılmış, âdeta holdinge çevrilmiş, insanların aslında zor günlerinde birbirine uzattığı yardım eliyken, yurttaşın deprem sırasında ya da afet sırasında sığınacağı bir çadırken, aç kalan insanların sofrasına konulan bir tas çorbayken, yine, kan ihtiyacı olan hastanın umuduyken ne yazık ki bu noktaya evrilmiştir Kızılay. Milletin bağışlarıyla gönüllerde yeri olan ve özellikle benim yaş grubunda olanların o Kızılay kumbarasıyla toplanan bağışlarla gerçekten çok ayrı bir yeri olan Kızılayımızın bu hâle getirilmesi hiçbirimizi mutlu eden bir durum değil elbette. Tam bu nedenle soruyoruz: Kızılayın itibarını güçlendirmek için mi bu kanunu getirdiniz acaba, yoksa denetim ve hesap sorulabilirlik konusunda soru işaretleri mi yaratılıyor acaba? Bizim itirazımız Kızılayın güncellenmesine değildir, bizim itirazımız kamu yararı adına hareket eden bu kuruluşun yetkileri genişletilirken denetim, şeffaflık ve hesap verme sorumluluğunun aynı ölçüde güvence altına alınmamasıdır.
Sayın milletvekilleri, 6 Şubatı unutmadık. Burada birçok konuşmacı ifade etti ama yine söylemek zorundayım deprem bölgesinde o depremi, 6 Şubat depremini yaşamış bir mühendis olarak: Büyük bir felaketle karşı karşıya kaldık, insanlarımız enkaz başında günlerce yakınlarını aradı, binlerce aile evsiz kaldı, soğukta, yağmurda, çaresizlik içerisinde hipotermiye uğrayarak yaşamlarını kaybettiler, ailelerini kaybettiler ve çadır beklentileri vardı. İşte, o günlerde Kızılayın iştiraki olan Kızılay Çadır ve Tekstil AŞ aracılığıyla Ahbap Derneğine 2.050 çadır satışı yapıldı arkadaşlar. Kızılay yönetimi satışın yasal ve maliyet esaslı olduğunu savundu. Soruyorum, vicdanlara soruyorum: Burada önemli olan yasal ve maliyete uygun olması mıdır yoksa gerçekten ihtiyacı olan vatandaşlar orada dururken Kızılayın kâr amacı güderek bir satış yapması mıdır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Kızılayın o anda o çadırları vatandaşlara ulaştırması gerekmiyor muydu arkadaşlar? Burada mesele, insanların deprem bölgesinde barınacak yer ararken bir yardım kuruluşuna para karşılığında kamu vicdanını nasıl anlatılacağı belli olmayan bir satış yapması mıdır? Doğrusu hâlâ bu toplum vicdanında yerini bulmayan bir durumdur. Felaketlerden etkilenen insanlara en hızlı biçimde yardım ulaştırma görevi olan Kızılay satış yapmamalıydı. Hatta, ben Deprem Komisyonundaydım, kan sattığına dair iddialar bile oldu arkadaşlar ne yazık ki. Ensar Vakfına yaptığı yardımlarla da Kızılayın, o güzelim kurumun, o nadide kurumun adı kirletildi ne yazık ki. Umuyorum ki hem rekabetin korunacağı hem Kamu İhale Kanunu'na tabi olunacak bir yapılanmaya dönüşür Kızılay ve eski günlerine, topluma afet anında yardım götüren o kucaklayıcı tavrına yeniden döner Kızılayımız der, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)