| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 15.10.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranlarının başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada 1868'den bu yana milletimizin merhametinin, kara gün dostluğunun ve dayanışma hafızasının simgesi olmuş Türk Kızılayına ilişkin 9 maddelik kanun teklifini görüşüyoruz. Ben de bu kanun teklifinin birinci bölümü üzerine Yeni Parti Grubu adına söz aldım.
Sayın milletvekilleri, Kızılay, bizim için yalnızca bir sivil toplum kuruluşu ya da bir yardım cemiyeti değildir; Kızılay, Çanakkale siperlerinde yaralanan Mehmetçik'in sargı bezidir, Dumlupınar'da sahra çadırıdır, Erzincan'dan Marmara'ya, Van'dan Hatay'a milletimizin en acı günlerinde sığındığı şefkat kapısıdır. Öncelikle, Türk Kızılayın şimdiye kadar müstakil bir kanununun olmamasını bir eksiklik olarak görüyoruz ve bu eksikliğin giderilmek istenmesi niyetini memnuniyetle karşılıyoruz ancak bugün önümüze getirilen metin Kızılayın bu tarihsel mirasını tahkim etmekten ziyade kurumun son yıllarda içine sürüklendiği kurumsal ve ticari açmazları yasa zırhıyla tahkim etme riski taşıdığı izlenimini vermektedir. Gelin, önce, önümüzdeki 9 maddelik teklifin ne getirdiğini soğukkanlılıkla ve madde madde ortaya koyalım. Kanun teklifiyle Cenevre Sözleşmeleri ve Kızılhaç hareketi tüzüğü uyarınca Kızılaya müstakil bir yasal statü kazandırıyoruz. "İhtiyaç sahibi" kavramının kapsamı genişletiliyor; yaşlılık, yoksulluk, afet, engellilik ve göç gibi nedenlerle desteğe muhtaç yurttaşlarımız net bir şekilde tanımlanıyor. Kızılay amblemi ve bayrağı uluslararası statü, bağışıklık ve haklara kavuşturuluyor. Savaş esirlerini ziyaret etme, aile bağlarını kurma ve ara buluculuk yetkileri veriliyor. Uluslararası Kızılhaç ağından Türkiye'ye gelecek yardımlarda Kızılay tek yetkili kılınıyor. Afet bölgelerinde canı pahasına çalışan Kızılay emekçilerine nakdî tazminat hakkı tanınıyor -ki bu maddeyi elbette başımızın üstüne koyuyoruz- kan bileşenlerinin bedellerinin SGK üzerinden doğrudan tahsil edilmesiyle kan bankacılığı hizmeti güvenceye alınıyor. Gümrük ve harç muafiyetleri getiriliyor ve en kritik madde, afet, olağanüstü hâl ve afete hazırlık dönemlerinde kamu kurumlarının geçici barınma, afet lojistiği ve ilk yardım ürünlerini 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na tabi olmaksızın doğrudan Kızılay ve onun ticari iştiraklerinden temin edebilmesinin önü açılıyor.
Sayın milletvekilleri, metnin teknik çerçevesi bu. Peki, bu Meclis bu kanun teklifini hangi arka planla, hangi hafızayla tartışıyor? Biz bu düzenlemeyi boş bir laboratuvarda tartışmıyoruz; biz bu düzenlemeyi 6 Şubat sabahı 11 ilimiz yerle bir olmuşken, yüz binlerce insanımız eksi 10 derecede karlar altında bir bez parçasının, bir çadırın yolunu gözlerken Kızılay iştiraki olan şirketin depolarındaki çadırları sivil toplum kuruluşlarına o günkü parayla tanesi 140 bin liradan sattığı günlerin hemen ertesinde tartışıyoruz. Biz bu kanunu, afetzedeler aç ve susuzken Kızılayın konserve kavurmasını, yardım çorbasını ticari pazarlığa konu eden zihniyetin yarattığı travmanın gölgesinde tartışıyoruz. Biz bu kanunu Kızılay üzerinden Ensar Vakfına ve oradan TURKEN bağlantılı yurt projesine uzanan 8 milyon dolarlık bağış tartışmasının hafızamızda olduğu bir dönemde ve o dönemki başkanın "Vergiden kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka." sözleri hafızamızda taptazeyken tartışıyoruz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Kızılayın ticari faaliyetleri ve yaşanan tartışmalar toplumun maalesef bu kuruma duyduğu güveni ciddi bir biçimde sarsmış durumdadır. Şimdi o şirketler düzenine yasal dokunulmazlık ve ihalesiz pazar alanı açılmasına olanak sağlayacak kanun tekliflerini görüşürken bunları elbette hatırlayacağız. Bakın, bu kanun teklifine ilişkin temel endişelerimizi ve milletimiz adına sorduğumuz soruları açıkça kayıtlara geçirmek zorundayız. Birincisi, Kamu İhale Kanunu'ndan muafiyet meselesidir. Teklifte deniyor ki: "Kızılay ve iştirakleri tarafından bizzat üretilen barınma ve lojistik ürünleri stratejik alım sayılacak ve ihalesiz alınacaktır." Soruyorum size: Kamu İhale Kanunu'nun 5'inci maddesinde yer alan saydamlık, rekabet, kamuoyu denetimi ilkeleri nereye gitti? Bu alımlarda fiyatların nasıl belirleneceği, hangi denetim mekanizmasının işletileceği ve kamuoyunun bu alımları nasıl takip edeceği açık mıdır? Bir kamu kaynağı kullanılacaksa rekabetin ve şeffaflığın yerine hangi güvenceyi koyuyorsunuz? Üstelik bu muafiyet yalnızca afet anıyla da sınırlı değil "afete hazırlık" adı altında rutin zamanları da kapsıyor. İhale yapılmayacaksa rekabet, şeffaflık ve eşit muamele nasıl sağlanılacak? İhale yapılmayan bir satın almayı kamuoyu nasıl denetleyebilecek? İhalesiz bir satın alma da kamu kaynaklarının verimli kullanıldığından söz etmek mümkün mü? Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarına uygun görülen taşınır mallarını Kızılaya tahsis etme olanağı tanınıyor, tahsis dışında devir hakkını veriliyor. Hangi mevzuata göre olduğu meçhul, kimin uygun göreceği meçhul; bu ifadeler muğlak ve suistimale açıktır sayın milletvekilleri.
İkincisi, uluslararası yardımların tek bir merkeze kilitlenmesidir. Kızılay Kızılhaç ağından gelecek ayni ve nakdî yardımlarda Kızılay tek yetkili kılınmaktadır. Uluslararası ağdan gelecek yardımların tek bir tekele teslim edilmesi sahada çalışan diğer sivil toplum kuruluşlarını ve yerel paydaşları dışlayan, 6 Şubatta gördüğümüz koordinasyon krizini daha da derinleştiren bir bürokratik hantallık yaratmayacak mıdır? Uluslararası yardımların koordinasyonunu tek bir kuruluşa bağlamak 6 Şubat sonrasında yaşanan koordinasyon sorunları bakımından gerçekten doğru bir tercih midir, merkez bunu düzenlemede yeterli olacak mıdır? Bunu da iyi tartışmamız gerekmektedir.
Üçüncüsü, yurttaşlarımızın en mahrem verilerinin paylaşılmasıdır. Bir süre önce kabul edilen bir yasayla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sosyal yardımlarla ilgili olarak Türkiye'deki herkesin kişisel verilerine erişme imkânı tanınmıştır. Şimdi de bakanlık bünyesindeki sosyal yardımlara ilişkin verilerin Kızılayla paylaşılmasının önü açılmaktadır. Komisyon aşamasında bu paylaşımın 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yapılacağına ilişkin hüküm eklenmiş olsa da asıl sorunumuz ortada duruyor: Hangi veriler, hangi amaçla, ne kadar süreyle ve hangi denetim mekanizması altında paylaşılacak? Bu veriler özel hayatın gizliliğidir ve anayasal güvence altındadır. Yoksulluk haritasını, yardım alan milyonlarca yurttaşın kimlik ve hane bilgilerini bir cemiyetin, üstelik altında şirketler barındıran bir yapının erişimine açtığımızda yarın bu verilerin siyasi saiklerle seçim dönemlerinde ya da ticari faaliyetlerde kullanılmayacağının garantisini kim, nasıl verebilir?
Değerli milletvekilleri, biz Kızılayın güçlü olmasını istiyoruz. Biz Kızılayın kan stoklarının dolup taşmasını, afet anında, hemen ilk dakikada çadırıyla, çorbasıyla, sahra hastanesiyle insanımızın yanında olmasını istiyoruz. Afet bölgesinde canını dişine takan Kızılay personeline tazminat ödenmesine sonuna kadar "evet" diyoruz ancak biz Kızılayın holdingleşmesine kâr hırsıyla çadır satmasına zemin hazırlayan şirket modellerine, kamu kaynaklarının denetimsizce aktarılmasına ve milletin menfaatinin ihalesiz ticaret kapısı yapılmasına amasınız fakatsız "hayır" diyoruz. Bu teklif Kızılayın yaralarını sarmıyor, Kızılayı kamu denetiminden kaçıran bir zırh örüyor. Gelin, Kızılayın yeniden ticarethane değil, 85 milyonun gözü gibi koruduğu ve koşulsuz güvenebildiği bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir yardım yuvası yapalım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)