| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 15.10.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Kızılay Kanunu Teklifi üzerinde İYİ Parti Grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kızılay, milletimizin zor günlerde birbirine uzattığı yardım eli; kan bağışlayan vatandaşlarımızın, harçlığını bağışlayan çocuğumuzun, bir ailenin sofrasından ayırdığı lokmayı emanet ettiği kurumdur, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Ben hatırlıyorum, ilkokul 2'nci sınıfa giderken günlük 25 kuruş alıyordum harçlık, o 25 kuruşla alabileceğim Hekimoğlu Alipaşa İlkokulunun kapısının önünde lahmacuncu vardı, yarım lahmacun 25 kuruş ama o gün Kızılayın sarı zarfı geldiğinde o yarım lahmacunu yemeden o sarı zarfın içine koyuyordum, o kadar mübarek bir paradır bu. İnşallah bunun ne kadar önemli olduğunu yönetenler de biliyordur. Dolayısıyla, burada konuştuğumuz mesele yalnızca bir kuruluşun görev ve yetkileri değil, milletimizin dayanışmaya güveni nasıl koruyacağıyla ilgili.
Biz, İYİ Parti olarak Kızılayın güçlenmesini istiyoruz ancak güçlenmeyi sadece yeni yetkiler, ayrıcalıklar ve muafiyetler kazanmak üzere de görmüyoruz. Kurumun gerçek gücü yardımın zamanında ulaşmasından, bağışın amacına uygun kullanılmasından ve yöneticilerin hesap verebilmesinden geçiyor. Bu teklifin başarısını da ancak bu ölçülere göre değerlendirebiliriz.
Düzenlemenin ayrı bir kanun olarak hazırlanmasını olumlu buluyoruz, torba kanundan içimiz çıktı, Meclisi torbaya çevirdiniz, çorbaya da çevirdiniz. Afetlerde, savaş ve çatışma bölgelerinde görev yapan personelin tazminat ve aylık haklarının güvenceye alınmasını tabii ki destekliyoruz. Komisyonda kişisel verilere erişimin sınırlandırılması yönünde yapılan değişikliği de çok değerli buluyoruz ancak bu olumlu hükümler giderilmesi gereken eksiklikleri ortadan kaldırmıyor. Öncelikle yasama sürecini daha katılımcı hâle getirmek zorundayız. Teklifin sadece İçişleri Komisyonunda değil, Plan ve Bütçe Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda da görüşülmemesi çok önemli bir eksiklik. Kamu kaynaklarını ve kan hizmetlerini ilgilendiren hükümler bu komisyonların uzmanlarıyla beraber değerlendirilmeliydi, yardım kuruluşları, meslek örgütleri ve gönüllülerin görüşleri de burada mutlaka alınmalıydı. Önerimiz, mali etkilerin ve uygulama ihtiyaçlarının açıkça ortaya konulmasıyla kesimlerin katkılarının düzenlemeye yansıtılmasıdır; bunu öneriyoruz sizlere.
Değerli milletvekilleri, bu teklifin 4'üncü maddesinde belirli ürün ve hizmetlerin Kızılaydan veya -bakın, bu çok önemli- sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu şirketlerden Kamu İhale Kanunu'na tabi olmadan temin edilmesine imkân sağlıyor. Afet anında hızın önemi tabii ki çok önemli, onu hepimiz biliyoruz ancak afetlere hazırlık ifadesi sınırları yeterince belirlenmediği zaman sürekli kullanılabilecek geniş bir istisnaya da çevrilebiliyor; bunun örneklerini çok gördük. Bizim önerimiz açık, planlanabilir hazırlık alımlarında rekabet ve açıklık esas olsun, acil durumlarda kullanılacak istisnalarsa ihtiyaç, süre ve tutar bakımından da sınırlandırılsın. Alımın gerekçesi, miktarı, birim fiyatı, tedarikçisi güvenliği ilgilendiren zorunlu istisnalar dışında kamuoyuyla mutlaka paylaşılsın. Kızılayın çoğunluk payına sahip olması o özel ortakların bulunduğu şirketlerde her işlemin kendiliğinden kamu yararına uygun olacağını göstermez. İlişkili taraf işlemleri ayrıca denetlenebilir olmalı yani Kızılay buraya ortak diye o özel şirketten gidip Kamu İhale Kanunu'na tabi olmadan herhangi bir alım yapılmamalı. Buradaki suistimaller çoğu zaman burada değerlendirildi, bu kürsüde de değerlendirildi, hatta 72 bin tane kurban parası toplanıp da 53 bin kurban kesildiği de bizim tarafımızdan değil, bizzat Kızılayın yöneticisi tarafından mahkemeye müracaat edilerek tescil edildi. Bunları yaşamış bir Kızılayla ilgili bir kanunu konuşuyoruz şimdi.
Denetim konusunda açık hükümler getirilmeli. Kızılayın bağışları, öyle, kamu tarafından sağlanan imkânları ve şirketleriyle mali ilişkileri izlemekten kaçınılmalı, mutlaka izlenmeli. Kamu kaynaklarının ve kamuya tanınan ayrıcalıkların kullanımı için Sayıştay denetimi kapsamını kanunda açıkça belirtmek lazım. Diğer mali işlemler için de bağımsız dış denetim mutlaka zorunlu tutulmalı. Bu, orayı yönetenler için de bir vebal almamak açısından çok önemli. Denetim sonuçları ve düzeltici işlemler her yıl kamuoyuyla ve Meclisle de paylaşılsın. Bağışçı da yaptığı yardımın hangi amaçla kullanıldığını kolayca öğrensin. Genel toplamlarla yetinmeyelim yani afetlere, yardım programlarına ve idari giderlere ayrılan tutarlar anlaşılır biçimde kamuoyuyla paylaşılsın. Ticari faaliyetlerden elde edilen gelirlerin insani yardımlara ne ölçüde yansıtıldığı da bilinmeli, gösterilmeli. Bağışçının belirlediği kullanım amacı korunarak yardım kaynakları ile şirketin ticari riskleri arasında açık sınırlar oluşturulmak zorunda.
Afet yönetiminde temel önceliğimiz, yardıma ihtiyaç duyan insandır, en temel öncelik bu. Deprem sonrasında yaşanan, o, çadır satışı tartışmasının tekrarını önlemek için insani yardım stokları ile ticari üretim stoklarını ayırımı açıkça belirtilmeli. Burada günah da almış olabiliriz yani KIZILAY'ın o çadırlarının bir kısmı belki yardım faslında değil, ticari faslında görülüyor ama bunu bilen var mı? Yok. Kim biliyor? Bir tek Kerem Kınık. O yüzden de bu tartışmaların kurbanı olarak gitti; hâlâ "Kerem Kınık" deyince hepimiz "satılık çadır" diyoruz. Belki de günahı aldık ama burada bu ayırımı yapmamak yine de onun kabahati. Bir katakulli yaptıysa haram zıkkım olsun! Buradan da söylüyorum. Deprem sonrasında o çadır işi inşallah bir daha yaşanmaz. Acil barınma ve beslenme için ayrılmış stokların afetzedelere ücretsiz ulaştırılması mutlaka güvenceye alınmalı.
AFAD ile KIZILAY arasında stok bilgisi, sevk sorumluluğu ve müdahale süreleri önceden belirlenmiş olsun çünkü iki tane kurum var: AFAD ve KIZILAY; ikisi de görünürde aynı maksada matuf hizmet ediyorlar. Oradaki sınır belli edilmediği zaman birbiriyle çelişkili eylemler görüyoruz sahada, bunu depremde de gördük; her kurum kendisini öne çıkaracak bazı şeylerde bulunuyor. Bu sınır iyice belirlenmeli, öncelik önceden belirlenmeli.
Kamu kurumlarından bedelsiz devredilecek mallar konusunda da güvenceye ihtiyaç var. Öncelikle kullanım amacına bağlı tahsis tercih edilsin burada. Devir gerekiyorsa mallar kayıt altına alınsın, amacı dışında kullanım ve satış şartları açıkça belirlensin, kullanılmayan malların ilgili kamu kurumuna iadesi de öngörülsün. Kamu malının toplum yararına hizmet ettiğini biz takip edebilelim buradan.
Sosyal yardım verilerinin paylaşılmasında da ihtiyaç sahibinin mahremiyetini korumak lazım yani "Biz şuna yardım ettik, buna yardım ettik." gibi ismi, soyadı, ana adı, baba adı falan geçince insanların hem onuruyla oynuyorsunuz hem de kişisel verilerini paylaşıyorsunuz. O yüzden, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na atıf yapılması olumlu olmakla birlikte, hangi veriye hangi görev için ne kadar süreyle eriştirileceği mutlaka belirlenmeli. Erişimler de kayıt altına alınmalı, yetkisiz kullanma denetlenmeli, veriler ticari faaliyetlere ve sizin seçim zamanınızda siyasi maksatla kullanılmamalı. "Bunlar çok fakir yardım alıyorlar, dur, oraya gidelim." gibi bazı şeyleri, neler yaşandığını her seçimde gördük biz. Mümkün olan işlemlerde bütün kişisel bilgileri aktarmak yerine sadece yardımın mükerrer olup olmadığına bakmak burada yeterli.
Kan hizmetlerinde ise vatandaşın tereddütlerini giderecek açıklık sağlanmalı. Bağışlanan kan, test, işleme, saklama ve taşıma hizmetlerinin maliyeti birbirinden ayrılarak anlatılmalı. Bir bütünlük içinde anlatılmaya kalkıldığında veya belirtildiğinde buradaki suistimalleri geçmişteki Kızılay yöneticileri vardır burada, bilir, ben de şahidim; bunlar mutlaka ayrılmalı. Bu maliyetlerin hesabı yayınlanmalı ki bağımsız denetlenmeli ve hastadan ek bedel alınmaması da güvenceye bağlanmalı. SGK üzerinden yapılacak mahsupların kamu hastanelerinin hizmet kapasitesine etkisi de değerlendirilmelidir.
3'üncü maddede uluslararası yardımlarda kullanılan "tek yetkili kuruluş" ifadesi Kızılayın uluslararası hareket içindeki konumunu koruyacak şekilde sınırlandırılmalıdır mutlaka. AFAD'ın ve diğer yetkili kuruluşların yardım kanallarını aksatmayacak, biraz evvel bahsettiğim gibi bir koordinasyon düzeni mutlaka kurulmalı yoksa sahada birtakım sıkıntılar oluyor.
Esir değişimi ve aile birleşimi gibi hassas görevlerde de insani aracının kapsamı ve ilgili kurumların sorumlulukları çok açık bir şekilde gösterilmek zorunda.
Son olarak, Kızılayın bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirelim, bunu tavsiye ediyorum Sayın Kızılay yöneticilerine ve Sayın Komisyona.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Tüzüğü yürütmenin onayına bağlamak yerine Genel Kurul idaresini, Kızılayın Genel Kurul idaresini ve hukuka uygunluk denetimini esas alan bir yapı oluşturmak zorundayız.
En önemli şeyden bahsedeceğim: Yönetim seçiminde siyaset, liyakat, çıkar tartışmalarında açıklık ve personel uygulamalarında da eşitlik güvenceye alınmalı. Bu fasılda da geçmişte Kızılaya hizmetleri bulunan, benim de yüksek istişare kurulu üyesi olarak görev yaptığım geçmiş başkanlarım Sayın Talat Yılmaz'ı, Sayın Tekin Küçükali'yi ve Sayın Ahmet Akar'ı da burada saygı ve hürmetle anıyorum.
Sayın milletvekilleri, iktidarın sorumluluğu Kızılaya tanıdığı yetkilerin karşılığında güçlü hesap verme yükümlülüklerini yerine getirmektir. Geliniz, bu teklifi milletin bağışını koruyan, afetzedeye yardımı hızlandıran ve güveni yeniden güçlendiren bir kanuna dönüştürelim; bu, bizim elimizde.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)