| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 7 |
| Tarih: | 15.10.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA CEYLAN AKÇA CUPOLO (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben de ekranları başında Genel Kurulu mecburen takip eden, cezaevlerinde başka bir kanalı izlemesine izin verilmeyen bütün yoldaşları saygıyla selamlıyorum.
Yine, başlarken on iki yıl önce katledilen Azadiya Welatın gazete dağıtımcısı sevgili Kadri Bağdu'yu da saygıyla anıyorum.
Bugün verilen 5 önergenin 3'ü basın özgürlüğü hakkındaydı, yine dün verilen önergelerin büyükçe bir bölümü basın özgürlüğü hakkındaydı yani muhalefet iktidara ısrarla bir şey anlatmaya çalışıyor, halkın onlara ilettiği bir talebi bu tarafa iletmeye çalışıyor. Türkiye'de basının başına basmaya çalışmak eski bir gelenek, ta Osmanlı'dan geliyor; Osmanlı da çok seviyordu sansür uygulamayı, gazeteleri kapatmayı; Demokrat Parti de çok seviyordu; bugün Parlamentoda bulunan, ismi değişse de farklı akımların devamı olan partiler de seviyordu ve bu trendin Türkiye'de yarattığı yeni bir toplum anlayışı var, bu toplum da yaralı bir kişiliği olan ve hiçbir şeye inanmayan bir toplum. Hannah Arendt diyor ki: "Bir yerde özgür basın yoksa orada toplum hiçbir şeye inanmaz." Yalnızca yalanlara değil, hiçbir şeye inanmaz ve hiçbir şeye inanmayan bir toplumu harekete geçirmek de o toplumdan bir şey beklemek de bir o kadar zordur. Bugün, iktidar yaptığı birçok projeyi, girişimi anlatmaya çalışıyor ama bir türlü toplumsal destek alamıyor ve bu desteği alamamasının ardında yarattığı bu yaralı toplum kişiliği vardır ve bu kişiliği de kendisi yaratmıştır.
Şimdi, Türkiye'de evrimini bir türlü tamamlayamayan basının görmediği farklı kesimler var. Bir dönem Kürtleri görmüyordu, gerçi hâlâ görmüyor ama başörtülüleri görmüyordu, pogroma uğrayan Rumları görmüyordu, azınlıkları görmüyordu, Madımak'ta yanan Alevileri görmüyordu, görmüyordu da görmüyordu ama kimi zaman görmekte ısrar eden gazeteciler vardı ve bu gazetecilere ne olduğunu Uğur Mumcu'dan biliyoruz, Nagihan Akarsel'den biliyoruz, Nazım'dan biliyoruz, Cihan'dan biliyoruz, Musa Anter'den biliyoruz. Yine, bunları görmekte, gerçekleri görmekte ve görünmeyenleri göstermekte ısrar eden gazetecilere RTÜK'ün kestiği cezaları biliyoruz, kapatılan ekranları, karartılan ekranları biliyoruz, cezaevine atılan gazetecileri biliyoruz, bugün Sincan cezaevinde hâlâ bir tuvaletin önünde uyuyan Tuğba Tekerek'i biliyoruz, TMSF'nin el koyduğu, kayyumladığı, bir şekilde çaldığı çırptığı gazeteleri biliyoruz, basın organlarını biliyoruz ve öldürülen gazetecileri biliyoruz. Benden önce konuşan başka bir partinin bir milletvekili Jin News'e, Mezopotamya Ajansı'na, Yeni Yaşam'a yapılan yasaklama kararlarına, T24'ün kapatılan hesabına, sürekli olarak artık bir mezarlığa dönen sosyal medya hesaplarına genişçe değindi, geniş geniş anlattı, ben iki dakikada bunların hepsini anlatamayacağım için ona atıf yapıyorum. Şimdi, İMC TV'ye 2016'da ne yapıldıysa, Hayat TV'ye ne yapıldıysa Tele1'e benzer bir yöntem işletildi. Tele1'de denenen yöntemin aynısını şimdi de Halk TV'ye uygulamak istiyorsunuz, bunu net bir şekilde görüyoruz. Elde avuçta kalan toplumsal her olayda mikrofonunu ve kamerasını ezilenlere, toplumsal meselelere çeviren bütün basın organlarını, gazetecileri nasıl hedef aldığınızı görüyoruz. Bu sebeple de Halk TV'ye yönlendirmiş olduğunuz yolsuzluk suçlamalarını, finansal suçlamaları tanımıyoruz ve bunların altı boş uyduruk suçlamalar olduklarını biliyoruz. Bir de zaten Tele1'den denediğiniz kadrolu kayyumlarınız var, hepsi de aynı bölgeden, niyeyse aynı ilden çıkıyor bu kişiler. Bu kayyumlarla buralara ne yaptığınızı biliyoruz. Halk TV'ye kayyum atamamak gibi bir tercihiniz varken ilk tercihinizin her zaman "masumiyeti kanıtlanana kadar herkes suçludur" normuyla hareket ettiğinizi ve bu şekilde eleştirel akla el koymaya çalıştığınızı görüyoruz. Bugün gelmeden İletişim Başkanlığının "web" sitesine girdim ve orada dezenformasyonla mücadele diye bir girişime ilişkin bir şeyler gördüm. Orada diyor ki: "Düşün, sorgula ve doğru bilgiye ulaş." Peki, Burhanettin Abisi, biz nasıl ulaşacağız, VPN'le mi? Kararttığınız hesaplara nasıl ulaşacağız, bize bir söyler misiniz? Sizin yarattığınız dezenformasyonu nasıl açacağız? Erişim engeli getirilen X hesaplarına, Instagram'ına, TikTok'una nasıl erişeceğiz, bize bir anlatın. Neyi saklamaya çalıştığınızı biliyoruz; fon vurgununu saklamaya çalışıyorsunuz, kadın cinayetlerini saklamaya çalışıyorsunuz, belediyelere ve şirketlere çöken kayyumların hırsızlığını saklamaya çalışıyorsunuz, yeni doğan çetelerini saklamaya çalışıyorsunuz, madencilerin hakkına konulmasını saklamaya çalışıyorsunuz, iktidar sıralarında oturup fondan zengin olan siyasetçilerin ismini saklamaya çalışıyorsunuz, cezaevlerinde işkence olduğunu saklamaya çalışıyorsunuz, Avrupa'dan daha tonlarca gelecek plastik çöp olduğunu saklamaya çalışıyorsunuz ve Kürt meselesini saklamaya çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
CEYLAN AKÇA CUPOLO (Devamla) - Ama mızrak çuvala sığmıyor. Gerçek, hakikat bir dere yatağını arayan su gibi yolunu buluyor ve bir yerden ortaya çıkıyor. Toplum "Her şey yolunda." anlatınıza inanmıyor. Aynı yalanı artık anlatmaya devam etmekten vazgeçmenizi istiyoruz. Aslında zaman kalsa UNESCO'nun bir tane raporundan bahsedecektim. Özgür basının zengin toplumlar yarattığına dair bir araştırması vardı, bundan bahsedecektim ama bilime sırtını dönmüş olan bir iktidara bu anlatıyı da burada sürdürmekten ben de vazgeçtim.
Bir kez daha özgür basın şehitlerini anıyorum ve hakikatin yolunda gideceğimizin sözünü veriyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)